21 Haziran 2012 Perşembe

The Cemaat: Erdoğan ve Gül


 
Erdoğan Gülen’i Türkiye’ye çağırdı, Anayasa Mahkemesi; Gül’ün görev süresi 7 yıldır ama isterse bir kere daha 5 yıllığına seçilebilir dedi ve siyaset gündeminde tüm hesaplar ve senaryolar yeni baştan yazılmaya başlandı.  Tartışmaların merkezinde yer alan isimlere bakıldığı zaman Türkiye’yi Güllü, Gülenli ve Erdoğanlı günlerin beklediğini ve henüz bunun bir alternatifinin oluşmadığını sokaktaki çocuk dahi görebiliyor olmalı. Esasında meselenin “kimin hangi pozisyonda” olacağından çok “Türkiye’nin hangi pozisyonda ve kim ile değil NASIL yönetildiği” olmasını çok arzu ederdim ama anlaşılan o ki henüz bu kıvama gelmiş bir toplumsal yapı ve kurumsal anlayıştan söz edemiyoruz.  Aslında sorun Erdoğan, Gül, Gülen isimlerinin Türkiye’nin kaderinde rol oynamasından çok her birinin aynı dünya görüşünün farklı noktalarında konumlanıyor olmasıyla ilgili çünkü rakipsiz bir ortamın herkesi rehavete sürükleyeceğini artık hepimiz biliyor olmalıyız. Mesela, Erdoğan ve Gül ile birlikte Kılıçdaroğlu ve ismini bulamadığım herhangi birisi rekabet ediyor olsa ve Türkiye’nin geleceğinde bu rekabetten doğacak gelişmeleri konuşsak hiç fena olmazdı.
Erdoğan’ın Fethullah Gülen’i Türkçe Olimpiyatları’nın kapanış etkinliğinde “Cemaat” mensubu veya sempatizanı on binlerce insanın huzurunda Türkiye’ye davet etmesi, bu kadar hasretlik yeter, gurbet gariplikten gelir bizim buna tahammülümüz yok diyerek çağırması son dönemin Cemaat – Ak Parti kavgası tartışmalarında yeni bir ivme oluşturdu ve bana kalırsa Erdoğan çok kıvrak bir zeka ile inanılmaz bir hamle gerçekleştirdi. Erdoğan şahsen Gülen beyefendiyi Türkiye’de görmek istiyorsa bile Başbakan olarak bunu pek isteyeceğini sanmıyorum çünkü Gülen’in Türkiye’de olması Ak Parti Genel Merkezi’nin çekim kuvvetini azaltabilir. Diğer tarafta ise Gülen’in Erdoğan’ın çağrısı ile Türkiye’ye gelmesi demek, “Gülen’i Türkiye’ye getiren LİDER” olarak zaten tarihe geçecek olan adını daha da belirgin şekilde yazmak demektir. Tabii Gülen bu durumu isteyecek midir, gelme planı varsa bile bu saatten sonra gelip gelmeme konusunda ne tavır alacaktır bunu zaman gösterir. Ama her halükarda Erdoğan bu işten kazançlı çıkmayı başarmıştır dersek yanılmış olmayız. Cemaat ile Ak Parti arasında olduğunu söylenen tartışmanın muhatapları, Ak Parti’nin üst kadroları ile Cemaat’in elit, üst, yönetici kadrolarıdır. Yoksa taban olarak niteleyeceğimiz milyonlarca insan hem Ak Parti’ye oy vermekte hem de cemaate gönül bağlamaktadır. Dolayısıyla Erdoğan dün gece oylarını bir kere daha garanti altına alacak bir hamleyi hem de cemaat tabanının gözü önünde gerçekleştirmiştir. Erdoğan, Gülen’i davet ettiği konuşmasında Arena stadyumundan gelen tepkilere dönük olarak “tepkilerinizden de anladığım kadarıyla siz de bu hasretliğin bitmesini istiyorsunuz” ifadelerini kullanarak cemaat tabanı ile kendi isteğinin birebir aynı olduğu mesajını çok net şekilde iletmiştir. Bu mesajın ulaşacağı iki yer vardır, birincisi Cemaat ile Ak Parti kavga ediyor diyenler, ikincisi ise bu kavga ediyor diyenlerin etkisi ile kafası karışan cemaat gönüllüleri.
Erdoğan dün akşam mevcut konumunu kuvvetlendirirken bugün Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili aldığı karar da Gül’ün ve belki de Gülen’in konumunu kuvvetlendirmiş oldu. Bana göre Erdoğan ile Gül çok sıkı birer dost ve yol arkadaşı ama birbirinin kopyası değiller. Dolayısıyla dünyayı algılamaları, Türkiye’yi bu dünya üzerinde konumlamak istedikleri yer ve toplamda geleceğe dair vizyonları birbirinden farklılaşıyor. Gül’ün daha küreselci bir vizyona sahip olduğunu herhalde son gerçekleştirdiği Silikon Vadisi ziyaretinden bile okuyabiliriz. Bunun yanında Erdoğan’ın daha fazla ulus devleti önceleyen, zaman zaman milliyetçiliğin daha baskın olduğu, “ tek bayrak, tek devlet, tek millet, tek vatan” sloganıyla da açığa çıkan bir vizyona sahip olduğu görülmektedir. Cemaat ise bu iki farklı yaklaşımdan Gül tarafına daha yakın durmaktadır. Cemaatin küresel bir vizyonla hareket ettiği düşünüldüğü zaman Erdoğan ile Gül arasında tercih yapacak olsa Gül’den yana tavır takınacağı söylenebilir. Hal böyle olunca da Anayasa Mahkemesi’nin bugün verdiği karar ile Abdullah Gül’e ikinci kez seçilebilme yolunu açması ama Erdoğan’ın da istediği şekilde görev süresini 7 yıl olarak işaret etmesi 2014 yılına kadar Erdoğan-Gül ve Gülen hattında yaşanacak gelişmelerin ne kadar önemli olduğunu bizlere gösteriyor.
Şahsi kanaatim Gül’ün Erdoğan’a rakip olarak cumhurbaşkanı adayı olmayacağı yönünde ancak bu kanaatin değişmemesi için de herhangi bir neden yok. Erdoğan’ın son dönemde Ankaralılaştığını düşünmeme neden olan “Uludere, Şike, Bedelli, Kürtaj, Asker, Yeni Anayasa” gibi konularda takındığı tavırlar böyle devam ederse Gül’ün yeni bir siyasi parti kurması bile söz konusu olabilir. Yok, eğer Erdoğan bu saydığımız konularla birlikte demokratikleşme ve Kürt Sorunu noktasında olumlu adımlar atabilirse bu durumda da Gül’ün Başbakan ve Erdoğan’ın Yarı-Başkan olacağı bir Türkiye bizleri bekliyor olabilir.
NOT: Türkçe Olimpiyatları’nı gerçekleştiren herkesi kutlamakla birlikte Türkçe öğrenme ve öğretmenin yeteceği gibi bir yanılsamaya düşülmemesi gerektiğinin altını çizmek isterim.
Twitter’da takip et @burakyalim

1 yorum:

  1. Söylediklerinizde doğru yerlerin çoğunlukta olmasıyla birlikte anlamadığım yerler var Burak Bey. Bu söylediklerinize göre Gülen ile Erdoğanın bir birlik ve beraberlik içinde olduğunu mu yoksa Erdoğanın Gülenin vatan hasretliğini kullandığını mı kastettiniz?

    Belki de bu çağrının tek sebebi saygı duyduğu bir büyüğünün haksız yere vatan hasreti çekmesine bir lider olarak vicdan azabı duyuyor olmasıdır. Belki tamamen çıkarları düşünelerek kurulmuş cümlelerdir. Bundan fayda sağlaması bunu bu şekilde kullandığı anlamına gelmez.

    Notunuz hakkında da yorum yapacak olursam; Siz uluslararası ilişkiler üzerine yüksek yapmışsınız fakat uluslararası psikoloji üzerine ne biliyorsunuz bilmem. Türkçe olimpiyatları türkiyeye yetmesede türkiyeyi ve türk cumhuriyeti vatandaşlarını büyük bir psikolojik öz güven ve motivasyon içine sokuyor. Bu küçümsenemez ve yatsınamaz bir çabadır. Eğer eksikleri varsa tamamlanması için öneriler sunun lütfen eleştirileriniz çok güzel fakat önerilere de ihtiyaç var.

    YanıtlaSil