1 Mayıs 2013 Çarşamba

Milli 1 Mayıs İnadımız


Sabahtan itibaren hayatım 1 Mayıs sebebiyle felç oldu. Öncelikle güne CHP aracının yüksek sesli müziğiyle başlamak zorunda kaldım. Akabinde kahvaltı etmek için sokağa çıktığımda polisin fütursuzca kullandığı biber gazıyla gözlerim yaşarmaya başladı. Bizim ofis açısından 1 Mayıs tatil değil ve haliyle ekip arkadaşlarımı ofise beklerken telefon ettiler ve hiç bir şekilde Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçemediklerini, saat 15.00'den sonra mümkün olursa ofise geleceklerini ilettiler. Şu üç cümle bile güne nasıl kötü başladığımı gösteriyor olmalı. Eminim bunu yaşayan tek kişi ben değilim ve farklı yerlerde daha kötüsünü yaşayanlar olmuştur. Peki tüm bu yaşananların sebebi ne? 1 Mayıs!


Bildiğimiz gibi 2009 yılında 1 Mayıs resmi tatil ilan edildi. Son 2 yıldır ise Taksim meydanında gürültüsüz-patırtısız kutlanıyordu. Bu yıl ise var olan inşaat çalışmaları sebebiyle Taksim'de yapılması idare tarafından uygun bulunmadı ve sendikalara, 1 Mayıs'ı kutlayacak herkese kutlama adresi olarak Kazlıçeşme gösterildi. Taksim'in sendikalar için meydan olmaktan öte bir anlamı olduğunu biliyorum. Dolayısıyla Taksim'de 1 Mayıs kutlama hususundaki ısrarı da anlıyorum. Lakin mülkü idare amirliği olan valilik makamı Taksim'de kutlanmasını uygun bulmadığını açıklayıp ve adres olarak Kazlıçeşme'yi gösterdikten sonra "İnadına Taksim İnadına 1 Mayıs" sloganı etrafında kümelenen ve polis barikatını aşmak için girişimde bulunan grupları anlayamıyorum.

Peki bizim "Milli 1 Mayıs" Günümüzde ne oldu?

- "1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü" vesilesiyle yıllık biber gazı tüketme hevesini kullanıp herkese ve her yere biber gazı sıkan polisi ve yine 1 yıl boyunca önümüzdeki 1 Mayıs'ta nerelere zarar vereceğiz, polisle nasıl çatışacağız, kaldırım taşlarını daha efektif nasıl fırlatırız planları yapan gruplar yüzünden bir bütün olarak polis teşkilatı ve 1 Mayıs kutlamacıları zan altında kaldı.

- Düne kadar plazalarından dışarı çıkmayan, belki de işçiyi en çok sömürenlerden birisi patronajları olan ve açıkçası daha önceki 1 Mayıs sicillerinin ne olduğunu bildiğimiz gazeteciler sokak sokak gezerken akıllı telefonları ile işlerine gelen kareleri fotoğraflayıp "böyle demokrasi mi olur" dedi.

- İşi bir adım öteye götürüp "Esad Suriye'de ne yapıyordu" sorusunu soracak kadar ajitatif ve analojik bir duruma düşenler oldu.

- Beklenildiği gibi "padişahım sen çok yaşa" cenahından kimse çıkıp da polisin bu kadar şiddet kullanması, herkesi gazlaması doğru değildir diyemedi. 1 Mayıs kutlamak isteyen herkesi zan altında bırakacak şekilde "marjinal grupların ideolojik yaklaşımları" klişesine sığınıldı.

- 1 Mayıs'ta yaşanan her kötülük Ak Parti'ye bile değil doğrudan Başbakan'a ithaf edildi. Zira Başbakanımız da her konuya yönelik açıklamaları nedeniyle her konudan sorumlu tutulacak bir pozisyona çoktan hazırdı.

-  Güzel ve yalnız ülkemin elle tutulur bir yanı olmayan muhalefeti daha önce olduğu gibi resmi tatil ve özel günler üzerinden iktidara yüklenmenin yollarını aradı.

- Bir kere daha anladık ki şiddete de, özgürlüğe de öznesine göre itibar gösteriyoruz. Ben yaparsam şiddet meşru, sen yaparsan nerede demokrasi, ben özgürsem oh ne ala, sen özgürsen ama henüz hazır değiliz.


Ne diyordum; evet günüm perişan oldu. Ofis binamızın çatısına biber gazı geldi, tepemizde helikopter dolandı, kulaklarımız anons-bağırış-çağırış sesleri ile yırtıldı, ofis çalışanları masalarının başına gelemedi, ben şu an itibariyle seyahat etmek için yola çıkamıyorum. Ve tüm bunlar 2020 bilmem nesine aday İstanbul'un kalbi diye nitelediğimiz Beşiktaş'ta yaşandı, yaşanıyor maalesef...

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Beni twitterdan taciz edebilirsiniz: @burakyalim    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder