3 Temmuz 2014 Perşembe

Cumhurbaşkanı Erdoğan mı, İhsanoğlu mu?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 3 adayla giriyoruz. Bunlardan ikisi yakından tanıdığımız simalar olan Recep Tayyip Erdoğan ve Selahattin Demirtaş, üçüncüsü ise ismiyle, cismiyle epey tartışmaya neden olan Ekmeleddin İhsanoğlu.

Erdoğan ve Demirtaş'ın kitleleri hazır, partileri ve duruşları belli fakat İhsanoğlu için aynı şeyi söylememiz pek mümkün değil. 3-4 aylık "ÇATI" arayışının sonunda aday olarak tespit edilen Ekmelleddin İhsanoğlu'nun ne ilan ediliş şekli heyecan yarattı ne de adaylığına ilişkin hazırlık süreci yapıldığı gözlenebildi. Selahattin Demirtaş'ın adaylığı ise Kürt siyaseti açısından bir milat. Kürtlerin ilk kez baraj sorunu olmaksızın kendi adaylarına oy verecek olmaları ve bir Kürt'ün devletin bir numaralı koltuğuna doğrudan, "ama"sız aday olabilmesi Selahattin Demirtaş'ın adaylığını tarihi kılması için yeterli sebepler. Demirtaş'ın seçilmeyeceği hepimizin malumu ama an itibariyle başarılı olduğunu da teslim etmemiz gerekiyor. Demirtaş'ın adaylığının Türkiye'nin normalleşmesi, demokratikleşmesi, çözüm sürecinin mesafe kat etmesi ve HDP-BDP çizgisinin Türkiye ölçekli siyaset vizyonu geliştirebilmesi için harika bir fırsat olduğu ortada.

Gelelim Erdoğan ile İhsanoğlu arasında yaşanacağı düşünülen rekabete. Bana sorarsanız daha adayların belirlenmesi sürecinde ve hatta 2007 yılında Erdoğan ve AK Parti kazanmıştı. Muhtemelen 2007 yılında yapılan anayasa değişikliği sırasında, 2014 yılında Erdoğan'ın halk tarafından seçilecek ilk cumhurbaşkanı olması ihtimali planlanmamıştı. Bugün Erdoğan'ın adaylığına karşı olanların 2007 yılında "367" rezaletini ortaya atmaları, CHP'nin meclise girmeyip ve aday belirlemeyip, AK Parti'nin adayını seçtirmemek için müzmin hastalıkları olan askerle dirsek teması ve anayasa mahkemesine itiraz seçeneklerine başvurması sonucunda Erdoğan ve AK Parti millete dönmüş ve cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlayacak olan anayasa değişikliğini gerçekleştirmişti. Aslında bugün Erdoğan'ın Çankaya'ya hem de milletin seçeceği ilk cumhurbaşkanı olarak çıkması ihtimalinin önünü açan CHP'ydi. Burada MHP'yi ayrı tutmak zorundayım zira o dönemde MHP kendi adayını belirlemiş ve meclise girmemek CHP  gibi adeta "küstüm oynamıyorum" tarzı bir politika geliştirmemişti.

Erdoğan sadece 2007 yılında kazanmadı, henüz adaylığı resmi olarak açıklanmadan ve adaylık açıklamasında da Erdoğan'ın İhsanoğlu'na açık ara fark attığını kabul etmemiz gerekiyor. "ÇATI" ifadesi ile uzun arayışların sonucu herkesin benimseyeceği iddiası ile ortaya konulan İhsanoğlu ilk anda hem CHP hem de MHP tabanında "o kim" sorularını gündeme getirdi. Diğer tarafta ise yine "uzun istişare" sürecinden son ana kadar akıllarda hep "acaba o değil mi" sorusunu diri tutan ve değil Türkiye'nin dünyanın tanıdığı bir isim olarak Erdoğan elbette bu süreçte de kazanan oldu. Dikkat edin Ekmeleddin İhsanoğlu için "o kim" sorusu gündeme gelirken Recep Tayyip Erdoğan için "acaba o değil mi" sorusu akıllara kazınmıştı. Burada CHP ve MHP'nin daha aday belirleme sürecinde AK Parti'ye karşı kesin bir mağlubiyet yaşadığını da belirtmek gerekiyor. 8 kez arka arkaya seçim kazanan mı yoksa bu 8 seçimi kaybeden mi daha hazırlıklı olmalıydı? Ekmeleddin İhsanoğlu'nun adaylığının açıklanması ile Recep Tayyip Erdoğan'ın adaylığının açıklanması arasındaki Erdoğan lehine yaşanan uçurum fark aslında seçimin galibini de ilan etmiş olmuyor mu?

Erdoğan'ın seçim müziklerinden logosuna ve kongre salonunda tüm teşkilatın hazır bulunmasına kadar tam bir profesyonellik içerisinde gerçekleştirilen aday açıklama programı ile İhsanoğlu'nun kendisinin bile olmadığı bir ortamda, adayı olarak gösterilen partililerin haberi olmaksızın, herhangi bir plan ve program yapılmadan Kılıçdaroğlu ve Bahçeli tarafından adaylığının açıklanmasını kıyaslayan her objektif gözün yorumu Erdoğan'ın yarışa açık ara önde başladığı yönünde olacaktır. Bir başka fark ise adayların açıklanmasından sonra partileri tarafından benimsenmesi noktasında ortaya çıkıyor. Erdoğan AK Parti'nin tüm vekillerinin imzası ve desteğiyle cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilirken İhsanoğlu "çatı aday" olmasına rağmen adayı olarak gösterildiği CHP ve MHP'nin tamamına hitap edemiyor. Öyle ki CHP'li vekillerin bir kısmı adaylığı için imza dahi vermiyorlar.

Erdoğan ile İhsanoğlu arasındaki en önemli fark İhsanoğlu'nun kitlesini ve kendisini aday gösteren partilerin politikalarını bizatihi Erdoğan'ın kendisinin belirliyor olmasıdır. CHP ve MHP'nin İhsanoğlu'nu aday olarak tercih etmeleri, AK Parti'nin ve dolayısıyla Erdoğan'ın 8 seçimde kendilerini mağlup etmesi üzerine geliştirdikleri son hamledir. Aksi takdirde CHP ve MHP'nin ayrı ayrı aday çıkarması ve hatta genel başkanlarını aday göstermeleri gerekirdi fakat Kılıçdaroğlu ve Bahçeli yenilgiyi, Erdoğan'ın ve partisinin toplumsal karşılığının gücünü daha baştan kabul ettiler. Cumhurbaşkanlığı seçimi sathı mahalline girildiği andan itibaren ve henüz Erdoğan resmi olarak aday bile değilken başlattıkları Erdoğan karşıtı söylem ve propagandayı sürdürerek cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmayı düşünüyorlar, dolayısıyla CHP - MHP çizgisinin fazla yorulmasına gerek kalmıyor, Erdoğan'a karşı olmak oy toplamaları için yeterli sebep sayılabiliyor. Çatı adayın durumu bu vaziyette iken diğer tarafta belirli bir vizyonu olan, Türkiye'nin son 12 yılında yaşadığı dönüşüm ve değişime liderlik eden Erdoğan var. Sizce de bu durumda İhsanoğlu'nun kazanması çok zor değil mi?

Erdoğan'ın şansının eskiye oranla daha az olduğunu, halihazırda oylarının 30 Mart seçimleri üzerinden değerlendirilerek %43 olarak tespit edilebileceğini iddia edenleri gördükçe şaşırmamak elde değil. Erdoğan'ın 30 Mart seçimlerinde tek başına %43 oy aldığı doğrudur, yerel seçimlerin genel seçime dönüştüğü ve seçmenlerin belediye başkan adaylarından ziyade Erdoğan'a oy verdikleri söylenebilir ancak 30 Mart'taki seçimler ile yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimini kıyaslamak çok doğru bir veri olmayacaktır. 30 Mart yerel seçimlerini olağanüstü kılan 17-25 Aralık darbe girişimleriydi ve o ağır tabloya, sağda solda uçuşan kasetlere rağmen Erdoğan hem de yerel seçimlerde %43 oy almıştı. Erdoğan'ın belediye başkan adayları üzerinden aldığı dolaylı oy ile kendisinin aday olduğu bir seçimde alacağı oyu aynı tutmak sanıyorum tahminden öte temennileri dile getirmektir.

Türkiye'de 2002'den itibaren seçmenlerin değişim ve dönüşümü desteklediği, statükoyu muhafaza etme çabalarına itibar etmediği 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde hem anayasal değişiklik referandumunda çıkan %69 evet oyu hem de yapılan seçimlerde AK Parti'ye verilen %47 destekle ve daha sonrasında 2010 yılındaki anayasa değişikliği referandumunda %58 evet oyu ile açıkça görülmüştür. İşte tam da bu nedenle İhsanoğlu'nun Erdoğan karşısında şansı yok denecek kadar azdır. Çünkü yapılacak seçimlerde Erdoğan milletin ve dönüşümün, İhsanoğlu ise devletin ve statükonun temsilcisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekmeleddin İhsanoğlu ilk ziyaretini Anıtkabir'e yaparken Erdoğan ilk ziyaretini Samsun'a yapmayı tercih etmiştir. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun ne vaat edeceği meçhulken Erdoğan adaylık konuşmasında "çözüm sürecinde kararlılık, paralel yapı ile mücadele, AB'ye tam üyelik, gençlerin siyasete aktif katılımı" gibi Türkiye'nin en mühim konularına yönelik mesajlar vermiştir.

Uzun lafın kısası halkın sandığa gideceği bir seçimle gerçek, dönüştürücü bir siyasal lider ile kariyerist bir bürokrat yarışacaktır. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun MHP-CHP tabanını konsolide edip edemeyeceği bile soru işaretiyken Recep Tayyip Erdoğan'ın kendi partisi dışında MHP'li ve Kürt seçmenden oy alma potansiyeli yüksektir. Velev ki AK Parti'nin oyu %45 olsun, bunun yanına %4 Kürtlerden ve %4 MHP ve Saadet Partisinden koyduğumuz takdirde Erdoğan en az %53 oy ile milletin seçtiği ilk cumhurbaşkanı olacaktır. Adaylık konuşmasında kendisinin de vurguyu ısrarla seçimin ilk turuna yaptığı gibi bu sonuç ikinci tura kalmadan 11 Ağustos günü gerçekleşecektir çünkü "zafer inananlarındır".

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder