4 Temmuz 2014 Cuma

Hakikat'ten Biz Neyiz, İhsanoğlu Niye Aday?

Bazen yazmayacağım diyorum ama sağ olsunlar öyle saçma bir muhalefete sahibiz ki yazmak, anlatmak, söylemek zorunda bırakıyorlar.

AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan'a olan desteğimin "danışman koltuğu hevesim" sebebiyle olduğundan tutun, benim nazarımda onurla haysiyetle ifade edilemeyecek "beklentiler" içerisinde olduğum iddiasıyla bazen açıktan bazen de özel mesajlar yoluyla hakaretlerde bulunuyorlar. Böyle durumlarda aklıma demek ki "onlar" birilerini menfaat, makam-mevki, zenginlik umarak destekliyorlar düşüncesi oturuyor ama yine de öyle değildir, olsa olsa naiflikten, kandırılmış olmaktan ötürüdür demeyi tercih ediyorum.

Türkiye'de üç şey var ki ağzınıza doladığınız an olduğunuzu sanıyorsunuz; Atatürkçülük, Milliyetçilik ve İslamcılık. Cemil Meriç "-izm'ler idraklerimize giydirilmiş deli gömlekleridir" derken herhalde bunları kast etmiştir. Bu üçünü sıkça zikrettiğiniz zaman konforlu bir yaşam da sürmeniz mümkün olacaktır zira delidir ne yapsa yeridir deyip geçerler, Allah kimsenin aklını almasın der ve üzülerek bakarlar, haliyle sizden herhangi bir beklentileri de olmaz. Hatta öyle ki sadece fani hayata değil ahiret hayatına dahi etki eder bu delilik hali, zira delilerden sual olunmaz. Fakat Cemil Meriç'in bahsettiği -izmler üzerinden deli gömleği giyenler ile gerçek deliler arasında büyük bir fark vardır. Kısacası Atatürkçülük, Milliyetçilik ve İslamcılık üzerinden deli gömleğini giyenler "gerçek bir deli" dahi olamamışlardır. Akli melekeler doğuştan eksik olabilir veya hayatın akışında kaybedilebilir ama bizim "deli gömleği" giymiş dostlarımız bu işin gönüllüsü olagelmişlerdir. Müslüman olmayı değil İslamcı olmayı, millet olmayı değil milliyetçi olmayı ve Atatürk'ü anlamayı değil Atatürkçü olmayı peşinen kabul ederek gönüllü bir ilkellik ideolojisi olan "slogana" sığınırlar.

Abartısız söylüyorum; yoldan geçen on kişiyi çevirin ve sorun; Atatürkçü, Milliyetçi, İslamcı olduklarını söyleyenlerin ortalaması 7'den aşağı değildir. Sonra hemen bir kere daha sorun; Atatürk, İslam ve Milliyetçilik hakkında kaç kitap okudun diye. Şark kurnazlığına da müsaade etmeyin ve söylenen rakama aldanmayın; hemen ekleyin hangi kitaplar ve yazarları kimler diye. Alacağınız cevaplardan sonra aslında kendi kendimizi nasıl da kandırdığımızın harika bir tablosunu göreceksiniz. Hakkında iki satır okumadığımız ve bilgi sahibi olmadığımız o kadar çok şeyiz ki biz, işte sırf bu yüzden neyiz, kimiz, neredeyiz, hepsinden bihaberiz. Abartısız söylediğim iddia ediyorum çünkü yukarıda bahsettiğim test edilip onaylanmış gerçek bir tablodur. Yaklaşık 25 üniversitede verdiğim seminerlerin en az 15'inde bu soruları sordum ve aldığım cevaplar karşısında hayrete düşmedim, niyetim ne olduğumuzu söylerken aslında onu bilmediğimiz hakkında bir farkındalık oluşturmaktan ibaretti.

Alim değilim, müneccimlik edecek halim yok. Kendi etrafında okumaya, yazmaya, üretmeye çalışan, onu da ne kadar yapıp-yapamadığı konusunda hep derin bir muhasebe içerisinde olmaya çabalayan biriyim. Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan'ı destekliyorum lakin ne şahsen tanışıklığım ne de partisine üye olmuşluğum var. Recep Tayyip Erdoğan'ı destekliyorum çünkü beni kendisi değil yaptıkları ve yapmak istedikleri ile birlikte sahip olduğu motivasyon ilgilendiriyor. Şu adaylık konuşmasında bahsettiği küçük kızın gözleri ve annesinin kolundaki bilezikleri çıkarıp vermesi hadisesi var ya, işte tam bu motivasyona, yenilgi yenilgi büyüyen zaferlere olan inancına, sabrına, herkesin paylaşmasının çok da gerekli olmadığı ama onun inanarak gerçekleştirmeye çalıştığı vizyona tavım. Recep Tayyip Erdoğan'ın faniliğine ve dolayısıyla hatalarına ve eksiklerine isyankar değilim. Çünkü ancak çalışan insanın, yerinde durmayıp yürüyen bireylerin hata yapabileceğine olan inancımdan ötürü Recep Tayyip Erdoğan'a karşı anlayışlıyım. Ona ağız dolusu küfür edenlere değil ama ona itirazı olanlara, eleştiri getirenlere ve niyeti bağcı dövmek değil üzüm yemek olanlara ne kadar açıksa kapım; Erdoğan'ın hatalarının ve eksiklerinin arka planını anlamaya da o kadar talibim.

Şimdi bir seçim şansı var önümde ve üç aday. Peşinen söylemiştim; Erdoğan olmazsa Demirtaş'ı desteklerim diye. Demirtaş'ın sembolik bir aday olduğuna inanmıyorum çünkü Kürt siyasetinin belirleyiciliğini görmemek mümkün değil ama Erdoğan'ın Kürt siyasetindeki belirleyiciliğini görmemek de başka bir körlük olacaktır. Erdoğan ilk kez 2005 yılında Diyarbakır'da "Kürt Sorunu" vardır demedi. O başbakan olarak ilk kez söylemesine denk gelir, yoksa daha 1993-94 yıllarında hocası rahmetli Erbakan'a yazdığı rapor var, Ahmet Kaya ile yoldaşlığı var ki o zamanlar Türkiye'de "deli gömleği" giyenler çatal-bıçaklarla slogan fırlatmakla meşgul oluyordu.

Üçüncü aday ise aslı varken suretine bakmak bile değil. Ben kendisinin bile neden aday olduğunu anladığına pek ihtimal vermiyorum. Evet bazı kodlar var zihnimde ama gıybet etmenin, ön yargılı olmanın manası yok. Ekmeleddin bey de bir namzet ve elbette ona da oy verecek bu millet. Lakin neden verecek, ne için verecek onu anlamış değilim. Eğer mesele Recep Tayyip Erdoğan'ı engellemek, durdurmak değilse nedir? Niçin Ekmeleddin İhsanoğlu Reis-i Cumhur olmalıdır bir türlü anlayabilmiş değilim. Kendisini namzet olarak gösterenlerin de "Recep Tayyip Erdoğan olmasın da ne olursa olsun" cümlesinden başka bir cümle kurabileceklerini sanmıyorum. Gittikçe gençleşen bir ülkeye bu kadar eski, bu kadar ihtiyar ve bu kadar ne olduğu bilinmeyen bir Reis-i Cumhur seçmenin, vizyonla, gelişmeyle, kalkınmayla, büyük ülke olmayla, bir inanç etrafında buluşmayla yakından uzaktan ilgisi yok maalesef.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'ı destekliyorum evet, yaptıklarının yapacaklarına teminat olduğunu düşünüyorum. Ne mi mesela; hiç kimsenin yapmadığı kadar İslamcılık, Atatürkçülük ve Milliyetçilik. 2002'den bugüne kadar sloganlar etrafında Erdoğan'ı gayri-milli, anti-Atatürkçü, çakma İslamcı olarak yaftalamaya çalışanların tüm direncine rağmen ülkemin bugün Atatürk'ü eğrisi ve doğrusuyla daha fazla anlama çabasında olduğunu, İslam'ı yaşamaya dair yasak ve engellerin daha azaldığını, milliyetçilik anlamında da hakiki bir millet olma çabasına evrildiğini görüyorum. Henüz yolun başındayız, eksiğimiz, hatamız yok değil ama mesele de bu eksikleri gidermek ve hataları düzeltmek çabası gösterebiliyor olmak. Kısacası yük olmak değil yük almak gerekiyor, çünkü içinde olduğumuzdan başka bir gemi daha yok.          

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder