3 Haziran 2015 Çarşamba

Hatalarına rağmen niçin AK Parti?

Son düzlüğe girildi. 7 Haziran seçimi için artık gün sayıyoruz. Seçim sonuçlarına ilişkin çeşitli senaryolar var. Cumhurbaşkanı Erdoğan ısrarla eski heyecan yok diyor. HDP'nin barajı çoktan aştığını söyleyen de var, durumun halen kritik olduğunu düşünen de. Seçim barajının doğruluğu-yanlışlığı üzerine söylenecek şey açık; keşke bu kadar yüksek bir seçim barajı olmasaydı. Seçim barajı %5'e çekilebilseydi bugün yaşanılan gerginlik olur muydu bilinmez.

CHP'nin ekonomik temelli kampanyası ilgi uyandırdı. Burada son yıllarda ekonomik büyümede yaşanan düşüşün etkisi büyük. Yüzde 6-7 bandında olan ekonomik büyümenin yüzde 2-3 seviyesine gerilemesi ile CHP'nin ekonomi odaklı seçim kampanyası birbirinin tamamlayıcısı oldu. AK Parti'nin 13 yıllık iktidarının sonucunda yıprandığı, eskidiği, yapılan hataların parti seçmeninde bir kararsızlık havası oluşturduğu da aşikar. Halihazırda dillendirilen koalisyon senaryoları da tüm bu verilerin birleşiminin bir sonucu. 8 Haziran günü Türkiye'nin bir koalisyon hükümetine uyanacağını düşünenler azımsanmayacak düzeyde ve bu tablonun oluşacağına inanmalarını sağlayan gerekçeler mantıksız değil.

Şahsi kanaatim AK Parti'nin iktidarını koruyacağı yönünde. HDP'nin de az bir farkla da olsa adaletsizlik timsali yüzde 10 barajına takılacağını düşünüyorum. Hal böyle olunca benim ana akım yorumlardan uzak olduğum düşünülmesin. Benim de AK Parti ile ilgili sayısız eleştirim var. Eleştirileri konuşmaya başladığımda Saraybosna'dan İstanbul'a yol olacaktır ve konuşulması da gereklidir. 30 Mart'ta pireye kızıp yorganı yakmak istemedik, 10 Ağustos'ta "çatı aday" ittifakına geçit vermek istemedik. Peki 7 Haziran'da niçin Ahmet Davutoğlu'na oy verdim ve vermeliyiz?

Her şeyden önce ortada bir ahde vefa durumu olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar kurumsallaşmış bir dönüşümden bahsedemiyor olsak da Türkiye'nin 13 yılda yaşadığı değişim-dönüşüm inkar edilemez. Yeni anayasa konusunun çoktan halledilmiş olması gerekirdi, Gülen Cemaati'ne "ne istediniz de vermedik" denilecek alan açılmamalıydı, yolsuzluk-hırsızlık-adam kayırma gibi konularda çok daha sıkı bir politika izlenmeli ve izin verilmemeliydi. Darbecilerle, cuntacılarla, vesayetçilerle gerçek bir zeminde hesaplaşma gerçekleştirilmeliydi. Bunların yanında yargı reformu, milli eğitim politikaları ve dış politika alanlarında da sayılabilecek bir sürü gecikme, eksiklik, aksaklık elbette mevcut.

Şimdi birileri, bu kadar çok hata ve yanlış söz konusuyken nasıl AK Parti ve Ahmet Davutoğlu'na oy verdin ve verilmesi gerektiğini düşünüyorsun diye sorabilir. Bunu sormakta da haklılar ve ben de müsaadenizle bu soruya cevabımı vereyim.

AK Parti hükumetlerinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu liderliğindeki kadroların yaptığı hataların ve 13 yıla rağmen gerçekleşmeyen bazı beklentilerin faturasını sadece kendilerine kesmenin adil olduğunu düşünmüyorum. Bugün "yaşanacak bir Türkiye" sloganı ile ekonomi politikaları üzerinden bol vaatli seçim kampanyası yürüten CHP'nin son 13 yılda oynadığı rolü görmeden, MHP'nin gücü nispetinde özellikle çözüm süreci noktasında sergilediği direnci konuşmadan, HDP'nin siyaset-terör-şiddet-kandil-imralı karmaşası içerisinde yaşadığı git-gel durumlarını analiz etmeden ve son tahlilde Gülen Cemaati'nin bir cemaat olmaktan öte ilişki ve stratejilerini denkleme koymadan AK Parti şunu-bunu yapamadı, hatta şu şu yanlışları yaptı demek gerçekten adil değil.

Yeni Anayasa konusunda AK Parti'nin uzlaşma komisyonunda sergilediği performans ortada. Akabinde Erdoğan'ın 50-60 madde de olsa bunu birlikte yapalım çağrısına CHP'nin verdiği işi yokuşa süren "diğer partilerin imzası da olmalı" yanıtı da hepimizin malumu. Ayrıca anayasa önerilerine baktığımız zaman AKP ile HDP'nin dışında makul demokratik bir teklifin olmadığı da ortada.

Vatandaşlık tanımı, Atatürk ilke ve inkilapları ifadesinin anayasa giriş metninde yer alması konusu ve anadilde eğitim meselesinde HDP ile CHP-MHP önerilerinin taban tabana zıt olduğunu biliyorken bugün HDP'nin AK Parti ile asla ama CHP ile belki işbirliği yaparız diyebilmesi de aslında AK Parti'nin hata ve günahlarının sırf kendisinden kaynaklanmadığına iyi bir örnek olsa gerek.

Diğer tarafta yıllardır Gülen Cemaatinden şikayet eden CHP'nin 30 Mart seçimlerinde, 10 Ağustos'ta bu yapı ile adeta el ele vermesi, yaklaşan seçimler öncesinde ise cemaati eleştiren, paralel yapı ile mücadele edeceğini belirten tek bir söyleminin olmaması da manidar değil mi?

Bir ülkede muhalefetin işi sadece muhalefet etmek olarak algılanır ve muhalefet partileri iktidarın her hamlesine her yola başvurarak engel olmaya, işi yokuşa sürmeye kalkışır ise, iktidar partisinin hata ve yanlışlarının artması kolaylaşır. Elbette iktidarın hataları muhalefetin bu yaklaşımından ötürü meşrulaştırılamaz ancak unutmamak gerekir ki her meselenin en az iki boyutu vardır ve bugün AK Parti'nin hatalarının gerçekleştiği koşulları oluşturan bir muhalefet söz konusudur.

Hafızalarımızı biraz zorlar ve geriye dönük bir muhasebe yaparsak CHP-MHP'nin HDP ve çözüm sürecine olan yaklaşımını, askeri vesayet gerilemeden önce askerle birlikte muhalefet etmelerini, cemaatin paralel bir yapılanma içine girdiği gerçeği ifşa olduğunda onlarla yanyana durmaktan çekinmemiş olduğu, ülke dışından yapılan eleştirilere ve ekonomik krize bel bağlayarak iktidara talip olduğu görülecektir.

"Yaşanacak bir Türkiye" vizyonu ile sahaya çıkan CHP'nin son 13 yılda değiştiği, bugün laiklik-Atatürkçülük-ulusalcılık çıpalarına eskiye oranla daha az sarıldığı da bir gerçektir fakat bu gerçek sadece ekonomi temelli bir yaşanacak Türkiye vizyonu ile yeterli olmayacaktır. CHP'nin yeni anayasa konusunda uzlaşma komisyonuna yaptığı öneri ortadayken, Suriyelileri münasip şekilde evlerine göndereceğini söyleyen bir genel başkan varken, AK Parti iktidarı sona ersin ama nasıl ererse ersin mantığıyla içeride ve dışarıda olmadık ittifaklar ve söylemlere başvurulurken geçtiğimiz 13 yılda herhangi bir sorumluluğu olmadığını düşünmemiz söz konusu olamaz.

Aynı şekilde 6-8 Ekim olaylarında Kobaniyi kurtaralım söylemi ile ortalığın kana bulanmasında rolü olan ama Suriyelileri evlerine gönderecek CHP ile ittifak yapabileceğini söyleyen Selahattin Demirtaş'ın HDP'sinin, evveliyatında ise BDP ve DTP'nin de çözüm sürecinde yaşadığı zikzaklar gözardı edilemez.

Kısacası, AK Parti 13 yıllık iktidarı süresince Türkiye'yi ekonomik-demokratik anlamda kalkındırma ve dönüştürme çabalarında hatalar ve yanlışlar yapmıştır ve bunlar gözardı edilmemelidir. Fakat tüm bunları konuşurken iktidarda bulunmayanların dönüşüm ve değişime gösterdiği direnci, AK Parti'ye karşı oluşturulan cepheyi ve çeşitli ittifakları da unutmamak gerekiyor.

Hiç değilse kendisine kapatma davası açılan, askerce e-muhtıra verilen, Gezi Parkı Eylemleri üzerinden farklı senaryolar üretilip yıpratılan, 17-25 Aralık'ta yolsuzluk maskesi altında farklı amaçlar ile köşeye sıkıştırılmaya çalışılan, The Economist'ten tutun da New York Times, BBC, CNN, dahil olmak üzere dünya basını tarafından muhalefetle, karalama kampanyası ile karşılaşan, cemaat adı altında örgütlenen bir yapıyla her hareketi kayıt altına alınmaya çalışılıp kontrol edilmek istenen AK Parti'ydi.

Bırakın bir siyasi partiyi, bir insana bu kadar baskı ve tehdit yapılsa herhalde o insanın da bu durumlara her zaman rasyonel tepkiler vermesi pek mümkün olmayacaktır. Nitekim AK Parti üzerinden özel olarak Erdoğan'a yapılan bu baskı AK Parti'nin ve şahsen Erdoğan'ın hatalar yapmasına, sertleşmesine sebep olmuş ama tüm bunlara rağmen geride kalan 13 yılda AK Parti ve Erdoğan büyük bir başarı göstermiştir. Türkiye'de Kürt meselesinin geldiği aşama, askeri vesayetin geriletilmesi, ekonomik kalkınma, azınlıklara iade edilen haklar, dış politikada genişleyen etki alanı karşılaşılan dirence rağmen olduğu için azımsanacak şeyler değildir.   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder