5 Haziran 2015 Cuma

Yaşanacak Bir Dünya için 7 Haziran'da AK Parti

Yazının başlığını CHP'nin #yasanacakbirturkiye sloganından devşirdim çünkü günümüz dünyasında halen daha kendi iç meselelerine odaklanan bir vizyonu benimsemek hiç değilse körlük olacaktır. Türkiye'de her türlü mesele çözüldü o yüzden "yaşanacak bir dünya" demek gerekir gibi bir tezim yok, elbette Türkiye'nin önünde halledilmesi gereken yığınla sorun var. Fakat bir vizyon bağlamında baktığımız zaman Türkiye'nin ve Türkiye'de oluşturulan siyasetin daha geniş bir perspektife sahip olması gerektiğine inanıyorum. Daha da ileri giderek şunu söylemek isterim; Türkiye'nin önce bölgesinde sonra dünyada yaşanan gelişmelere dair söz söylemesinden ziyade yaptırım gücüne kavuşmasını düşünmek zorunda olduğumuza inanıyorum. Elbette bunun için çok çalışmaya, Türkiye'nin kendi içerisinde işleyen, üreten ve dünya ile ilişki kuran bir düşünce yapısına ve sisteme ihtiyaç var.

Siyasi partilerimizin seçim bildirgeleri açıklandığında özellikle AK Parti, CHP, MHP ve HDP'nin yazdığı metinleri okudum. Bununla da yetinmeyip şöyle geriye doğru gidip 2011-2007 seçim bildirgelerini de bir kez daha gözden geçirdim. Hakkını yemeyelim, CHP'nin ve hatta MHP'nin son 7-8 yılda AK Parti seçim bildirgelerinden ve vizyonundan çok şey öğrendiği aşikar. Eskiye nazaran daha geniş bir vizyon benimsedikleri, sadece Türkiye meseleleri ile değil bölgede cereyan eden olaylarla ve küresel gelişmelerle de ilgilenmeye başladıkları açıkça görülüyor. Eğer inanmaz ve üşenmezseniz, oturup karşılaştırmalı seçim bildirgesi analizi yapabilirsiniz.

Bunları şunun için söylüyorum; evet yaşanacak bir Türkiye çok ama çok önemli fakat komşularında, bölge ülkelerinde ve dünyada yaşanacak bir düzen oluşmadığı sürece bizim yaşanacak bir ülkemiz olabilir mi? Öyle bir ülke olsa dahi komşuda, bölgede ve dünyada huzur yokken biz rahat yaşayabilir miyiz? Benim şahsi kanaatim ve yaşama anlayışım buna müsaade etmiyor. Özellikle gelişen iletişim teknolojileri vesilesiyle neredeyse her metrekaresinden haberdar olduğumuz bu dünyada yaşanan zulümlere, adaletsizliklere duyarsız kalmak, ses çıkarmamak ve bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyebilmek bana göre değil.

Peki bizim siyasi partilerimiz bu anlamda nasıl bir performans sergiliyor? Yaşanacak bir Türkiye ideali ile sahaya çıkan CHP'nin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Suriye'de yaşanan iç savaşa ve Türkiye'deki Suriyelilere ilişkin bakış açısı hepimizin malumu; elini yüz binlerce vatandaşının kanına bulayan Esad'a giden CHP heyetlerini hepimiz biliyoruz ve en son sayın genel başkan Türkiye'deki Suriyelileri münasip şekilde evlerine göndermekten bahsediyordu. Aynı şekilde Ahmet Hakan'ın programında Mısır'da darbe ile yönetime gelen Sisi'ye karşı mısınız sorusuna, niye karşı olayım, bir ülkenin lideri uluslararası kabul görüyorsa ona karşı duramazsınız cevabı veren de CHP'nin genel başkanı idi. (https://www.youtube.com/watch?v=QlpNwSa_0C4)

Örnekleri uzatmak zor değil, maalesef CHP'nin dış politika karnesi ve yaklaşımları çoğumuzun eleştirdiği uluslararası sisteme ayak uydurmak, Soğuk Savaş koşullarının ürünü olan BM Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesinin "veto" yetkileri ile kilitlediği sistemin çözümsüzlüğünü takip etmekten ileri gidemiyor. CHP'li politikacıların bunun da ötesine geçip zaman zaman Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne ve ABD'ye şikayet ettikleri de bir sır değil. O ABD ki Mısır'da yaşanan darbeye darbe diyememiş, o Avrupa Birliği ki zeminine yerleştirdiğini iddia ettiği insan hakları ve demokrasi konularında sıklıkla sınıfta kalmıştır.

Diğer tarafta ise MHP'nin etnik temelli, yurtdışında yaşayan Türk soyluları önceleyen bir bakış açısının ötesine geçemediğini hepimiz biliyoruz. MHP perspektifinde maalesef Ermenistan açılımı da, Yunanistan ile geliştirilen ilişkiler de pek bir anlam ifade etmiyor ki Somali'yi, Arakan'ı veya Ukrayna krizini MHP üzerinden görebilmemiz pek mümkün değil. HDP'nin ise Suriyelileri münasip şekilde evine göndermeyi düşleyen CHP ile koalisyona evet dediği, CHP'nin bu söylemine tek bir eleştiri getirmediği ortada. İhtimal vermiyor olsam da bu üç partinin oluşturacağı bir koalisyonun ise dünyaya bakış açısı nasıl olacaktır gerçekten merak ediyorum. HDP'nin Suriyeli, Iraklı Kürtlerle ve MHP'nin aynı coğrafyalardaki Türkmenlerle ilişkilerine CHP'nin o coğrafyaya dönük ilgisizliğini eklediğimizde elimizde epey ilginç bir tablo oluşuyor.

Peki yaşanacak bir dünya için neden AK Parti? Suriye krizinde yapılan tüm hatalara rağmen Suriyeli mültecileri barındırmak, eğitmek, iyi koşullarda misafir etmek için dünyayı kendisine hayran bırakan politikaları karşılaşılan tüm dirence rağmen AK Parti'nin eseridir. Somali de yaşanan insanlık dramına dikkat çeken, dünyayı Somali konusunda farkındalığa davet eden de AK Parti ve onun kurucu lideri Erdoğan olmuştur. (Türkiye ve Somali: Sıradışı Aşk Hikayesi) Türkiye'nin 2013 yılında insani yardım yapan ülkeler arasında toplam insani yardımda dünya dördüncüsü, gayri safi milli hasılaya göre sıralamada ise dünya birincisi olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bu yardımların çoğu doğal afetlerle, açlıkla, yoksullukla mücadele eden bölge insanlarına yapılırken, Türkiye TİKA aracılığıyla 120 ülkede faaliyet gösteriyor. TİKA'nın bugün MİT Müsteşarı olan Hakan Fidan'ın yönetiminde başlayan aktifliği ve dönüşümü de AK Parti'nin dış politika vizyonu sayesinde gerçekleşti ve bugün Serdar Çam'ın liderliğinde bu dönüşüm ve gelişme devam ediyor.

Afrika'dan Orta Asya'ya, Balkanlar'dan Ortadoğu'ya ve Latin Amerika'ya kadar ayrım yapmaksızın sürdürülen açılım politikaları neticesinde Türkiye #yasanacakbirdünya için bir çok yerde umut olurken, Recep Tayyip Erdoğan'ın mevcut küresel sisteme getirdiği "Dünya 5'ten Büyüktür" eleştirisi ve mazlumun yanında duran, adalet talep eden yaklaşımı büyük ilgi görüyor.

Nasıl ki CHP'nin önceliği olan #yasanacakbirtürkiye yaklaşımına yöneltilen eleştirileri çoğaltmak mümkün ise, AK Parti'nin de komşu ülkeler, bölge ve dünya ile ilgili geliştirdiği vizyonu destekleyen başarılı çalışmalarına dair örnekleri arttırmak mümkündür.

Şimdi önümüzde sandık var; elbette önceliğimiz Türkiye'nin gelişmesi, kalkınması, huzur ve güven veren bir ülke konumunda olması. Bununla ilgili son 13 yılda yaşanan dönüşümün olumlu yanlarının olumsuzlardan fazla olduğunu bir kere daha anlatmaya gerek yok. Güçlü Türkiye'nin bölgesel ve küresel anlamda söyleyeceği sözü, anlatacağı bir hikayesi olduğuna inanıyorum. Bunun istikameti ise adalet zemininde mazlum milletlerle birlikte olmak, yoksullukla, açlıkla mücadele etmek ve küresel sistemin işlemez çarklarına dönük eleştirel duruşu korumak olmalıdır. Nasıl ki Türkiye'de tüm eksik ve aksak yönlerine rağmen bir dönüşüm hikayesi yazılıyor ise, küresel manada yazılacak bir başarı hikayesinde de en önemli aktörlerinden birinin Türkiye olması gerekiyor. İşte bu yüzden "dünya 5'ten büyüktür" diyebilen, insani yardımları yük değil görev bilen bir Türkiye vizyonu için AK Parti'nin doğru tercih olduğuna inanıyorum.     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder