17 Mayıs 2016 Salı

Volim Te, Uhubbuka, Te Dua, Seni Sevirem... Davutoğlu Hoca

Kim ne sebep bulursa bulsun, başlıkta söylediğim gibi biz onu çok sevdik. Boşnaklar da, Arnavutlar da, Araplar da, Azeriler de sevdi onu. Malezya'da hocaları olduğu Afrikalısı da, Uzak Doğulusu da sevdi Hoca'yı.

Bir önceki yazımı içimde kalmasın Etyen Bey ile Gülay Hanıma reva görülene sessizlik diyerek yazdım, şimdi de Davutoğlu Hoca'nın dimdik, onurlu ve ilkeli gidişine susmaya elvermedi gönlüm.

Siyasetin büyük hesaplarını, partideki anlaşmazlığı, Erdoğan'ın ne düşündüğünü düşünmeksizin hepimizin, hatta müzmin muhalif Kılıçdaroğlu'nun bile hakkının helal olduğu bir Hoca, bir siyasetçi, edebiyle tevazusuyla geldi geçti Başbakanlık koltuğundan.

İlk başlarda Erdoğan'ın karizmasının altında ezilir mi, akademik kimliği siyaset yapmasına el verir mi diye sorgulardım ama zamanla sadece benim değil birçoklarının oldu bu iş dediği yere gelmişti hoca. Reis'e olan saygısını, sevgisini bir kere olsun kaybetmeden, kurucu lidere vefasızlık etmeden kendi tarzını koyuyordu siyaset tarihine.

Neden gitti sorusuna bir cevap değil bin cevap verilebilir. Bin türlü anlaşmazlık, söylem farkı, eylem çatışması aranabilir. Hepsinin de mantıklı ve tutarlı bir yanı olabilir. Benim hiçbiriyle işim yok, zira uzun zamandır siyasetle de aram yok.

Şimdi yeni başbakan gelecek, kim olacak, nasıl bir profilde olacak tartışılıp duruyor. Gelen gideni aratır mı bilmem ama gidenden Allah bin kere razı olsun. Danışmanlık döneminden Dışişleri Bakanı olduğu döneme ve oradan 20 ay süren Başbakanlık misyonuna kadar Davutoğlu hoca geniş kitlelerin, Ak Partililerin ve Ak Partili olmayanların gönlüne girdi. Ne idüğü belirsiz dosyalar ve ipe sapa gelmez iddialar ile gönüllerdeki yeri silinmez. Hele ki Başbakanlığa veda edip kongre tarihini ve aday olmayacağını açıkladığı konuşmasından sonra gönüllerdeki yeri daha da sağlamlaşmıştır.

Biz seni sevdik, senden razı olduk. Allah'da senden razı olsun inşallah Ahmet Hoca! Eminim ülkene, milletine ve biz gençlere katkın artarak devam edecektir. İlkeli duruşun hepimiz için örnek olsun. 

8 Şubat 2016 Pazartesi

Etyen Mahçupyan-Gülay Göktürk: Büyük ve Küçük Akıllar

Uzun zamandır güncel siyasete yönelik tavrım Cahit Koytak'ın harika şiirine verdiği mükemmel başlığa denk düşüyordu; "Ben yokum, beni karıştırmayın".

Hayat serüvenimde içinden geçtiğim sürecin yoğunluğu ile birlikte bazı bıkkınlıklar televizyon haberleri seyretmekten ileri geçmeyen bir pasifliğe itmişti. Soranlara ısrarla "ben yokum, beni karıştırmayın" diyordum. 

Dalkavukluğun öne çıktığı, hakikatin ve liyakatin yerini günü kurtarma telaşı ve itaatin aldığı şu günlerde, bilhassa köşe yazarlığının ve kanaat önderliğinin pespaye bir hale dönüştüğü bu ortamda hiç değilse fikirlerine, dürüstlüğüne itimat ettiğim nadir kalemlerden ikisinin dalkavuklarca susturulduğunu öğrenince içim acıdı.

Kalemlerini iktidarlara göre değil savundukları demokratik değerlere göre oynatan, en zor zamanlarda en ağır ithamların edilmesine rağmen kalemlerinin namusuna leke sürmeyen iki insan; Etyen Mahçupyan ve Gülay Göktürk'ün Akşam gazetesinden uzaklaştırılması veya uzaklaşmak zorunda kalmaları utanç vericidir. 

Bazıları bu uzaklaştırılma veya uzaklaşmak zorunda kalma durumuna dair birçok farklı örnek verebilir. Şimdi mi aklın başına geldi diye soranlar da olacaktır. Hatta bu durumun faturasını Ak Parti'ye destek vermiş olanlara, dolayısıyla bizzat bana da kesenler olabilir.

"Şunun için konuşmadın, bu yüzden bunun için konuşman samimi değil" gibi cümlelere epeydir karnımız tok, zira Türkiye'de siyasi kutuplaşma ve basitlik dün ortaya çıkmış değil.

Ak Parti'nin yaklaşık 15 yıllık döneme damga vurmuş olması, iktidarını güçlenerek pekiştirmesi özellikle son 3 yıllık süreçte kraldan çok kralcılara, modern tabirle trollere, apartçiklere maalesef yeterinden fazla alan açtı. Topyekûn itaat ve topyekûn sadakatin ödüllendirildiği, basit yanlışları söylemenin bile ihanetle anıldığı çeşitli örnekler yaşadık ve maalesef yaşamaya devam ediyoruz. 

İşte tam da bu noktada Mahçupyan, Göktürk ve diğer başka kalemlerin hem hakikati arayan hem de adaleti talep eden sorgulayıcı ve eleştirel yaklaşımlarının büyük önem taşıdığına inanıyorum. Ak Parti'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iktidara geldiği günden bu zamana kadar gerçekleştirdikleri reform ve demokratikleşme politikalarını destekleyen ve hatta bu aktörler ciddi tehditle ve dirençle karşılaştığında omuz veren Mahçupyan ve Göktürk'ün eleştirileri ve fikirleri bile rahatsız edici hale gelmişse gidişatın pek de iyiye olmadığını söylemek zorundayız.

İşin trajik yanı ise Mahçupyan ve Göktürk gibi fikir insanlarının sloganlar üzerinden prim yapanlarca hedef alınmasıdır. Yaşadığımız Elenor Roosvelt'in meşhur "büyük akıllar fikirleri, orta akıllar olayları ve küçük akıllar insanları tartışır" deyişinin bir yansımasıdır. Mahçupyan ve Göktürk gibi fikirleri tartışan büyük akıllar maalesef insanları bile tartışmayı beceremeyen küçük akıllarca hedef gösterilmiştir.

Mahçupyan ve Göktürk açısından durumun çok da büyütülecek bir şey olmadığını düşünüyorum zira kendileri çok uzun yıllardır çok farklı konularda ağır bedeller ödemiştir. Mahçupyan'ın son dönemde Ak Parti'nin politikalarına verdiği destek ve kimliğinden ötürü hakaretlere maruz kalması, Göktürk'ün 90'lı yıllarda başörtüsü özgürlüğü için verdiği mücadele bu duruma sadece basit birer örnek olabilir.

Diğer tarafta ise her iki isim de yazmaya Ak Parti döneminde başlamadıkları gibi yeni mecralarda fikirlerini paylaşmaya, demokrasi mücadelesini sürdürmeye ve en çok ihtiyacımız olan yapıcı eleştirel tavrı korumaya devam edeceklerdir. 

Mahçupyan, Ak Parti dışında siyaset icra eden bir aktör olmadığını defalarca yazdı. O vakit her şeye rağmen tek siyaset üreten Ak Parti'nin daralmaya mı genişlemeye mi gideceği; %40 olsun bizim olsun itaatkâr olsun yolunu mu yoksa %70 olsun bize oy vermese de olsun, eleştirileri ile bizi zorlasın yolunu mu seçeceği kritik bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Mahçupyan ve Göktürk vakıaları her ne kadar tersini söylüyor olsa da ben kapasitesine inandığım için kapsayıcı, genişleyen bir Ak Parti ümit ediyorum. Elbette genişlemenin yolu da biraz daralmadan, yani içerideki dalkavuk ve soytarılardan arınmaktan geçiyor.

08/02/2016 - Burak Yalım 

-----------------------------------------------------------------------
Cahit Koytak - Ben yokum, beni karıştırmayın

Akıl ve selüloz karışımı
Hamurdan yoğrulmuş kafalarınız;
Oturmuş vıdı vıdı vıdı vıdı konuşuyorsunuz,
Mezarlarınızı dillerinizle kazıyorsunuz,
Dillerinizle yalıyorsunuz mezar taşlarınızı,
Alıyorsunuz, satıyorsunuz
Kurtlarını, böceklerini birbirinizin.
Söze nereden başladınız?
Ne zaman başladınız?
Babalarınızın sulbünde mi?
Analarınızın karnında mı?
Konuşuyorsunuz, konuşuyorsunuz,
konuşuyorsunuz…
Ve bir gün o asık yüzlü melek
Perçemlerinizden tutuncaya kadar da
Besbelli, konuşacaksınız, konuşacaksınız,
konuşacaksınız…
Ama ben yokum, beni karıştırmayın!
Kulaklarımı balçıkla sıvadım ben,
Kafamın çatlaklarını,
Kalbimin deliklerini tıkadım şiirle
Sizin kuramlarınıza, söylemlerinize.
Vıdı vıdı vıdı vıdı vıdı…
Bunca lafı, nerden buluyorsunuz?
Bunca vakti kimden çalıyorsunuz?
Aman ne çok şey biliyorsunuz!
Aman ne çok şey biliyorsunuz!
Teninize düşecek kurtlardan çok,
Beyninizi yiyecek kurtlardan çok, kabirde!
Kesiyorsunuz, biçiyorsunuz,
Liflerine ayırıyorsunuz sözü,
Yalanıyla, gerçeğiyle çiğnemeden
yutuyorsunuz sonra
Ve kusuyorsunuz
Sindiremediklerinizi, önümüze.
Yeter ama yeter, ölüler için de, diriler için de!
Ayıp, çünkü bakın, Tanrı konuşmak için

Sizin susmanızı bekliyor.