25 Ağustos 2009 Salı

Tarafsızlık, Bir Taraf Olamaz mı?


Sıradanlaşmaya başlayan günlerin için bir kırılma noktası. Belki çok klişe bir eylem olarak “Türkiye'nin Sorunlarını” tartışma durumundayız. Malum, memleket çalkalanıyor; şeref, namus, haysiyet nereden tutturabilirlerse yükleniyor siyaset erbabı birbirine. Biz de yeni yetişen gençlik olaraktan çok içinde olmasak da kıyısından ve köşesinden tutuyoruz meselelerin. Herkesin kendine göre bir bakışı var doğal olarak. Ama masa çok karışık. Önce bir alt jenerasyon ile ucundan giriş yapıyoruz meselelere ve akabinde memlekete dair daha ciddi meseleler ile uğraşmış ailelerden birinin kızı ile kızışıyor muhabbet. Bana sorsanız ben mahallenin kıyısının en köşesindeyim ama muhabette pozisyonum orta sahanın en ortası hani Beşiktaş'ın aradığı 10,5 numara misali. Neyse konu oradan buradan dallanıp budaklanıyor ve tam ayrılıyoruz derken iki abimiz (ben abi derim ama ikisi de babam yaşında) ile karşılaşıyoruz. Birer çay daha içip evimize doğru ufaktan yol almak niyeti ile oturuyoruz masaya ve işte sıradanlığın kırıldığı uzun muhabbet burada başlıyor.
“Türkiye Meseleleri” bildiğiniz gibi uzun ve karmakarışıktır. Kürt dersiniz hemen arkasından demokrasi sözcüğü ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, Büyük Önder Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu, Vahdettin hain mi değil mi, Türban mı Başörtüsü mü, vs... ile birlikte Osmanlı Cumhuriyeti'ne kadar uzar gider tartışmalar. Bir zincir misali hangisine dokunursanız diğerine de etki edersiniz. Meselenin içinde kimliklendirmeler, kimliksizleştirmeler alır başını gider. Eğer sıradışı konuşmak isterseniz ve kimliğinizi koyamazlarsa vay halinize. Sen necisin, solcu mu, sağcı mı, liberal mi diye sorular uzar gider. Zaten büyük oyunda burada saklıdır bir bakıma. “Ne olarak tanımlıyorsun kendini?” sorusu aslında tuzaktır. Çünkü vereceğin cevaba göre saldırı pozisyonuna geçecektir muhatabın. Milliyetçi desen bir türlü, liberal olsan iki türlüdür. Çelişkiler üzere kurulmuş ideolojiler veyahut çeliştirilmiş ideolojiler ile sizi tuzağa düşürmek için elinden geleni artlarına koymazlar. Non-partisan demek kesmez karşı tarafı ve ille de sen bir şey olmalısındır onun gözünde. Çünkü güzide memleketimde insanlar ötekileri ile yaşama alanı yaratmıştır kendilerine. Kürtün varlığı ile ayakta duran Türk ile Türkün varlığının ayakta tuttuğu Kürt. Aleviysen karşında sunni olacak ki yaşayabilesin. Saçma!
Ama bunu anlatabilmek o kadar kolay değildir. Çünkü anlaştığınız dil normal bir dil değildir. Siz araba derken karşınızdaki otobüsü tahayyül etmektedir beyninde ve ona göre otobüs siz ne kadar anlatmaya çalışsanızda insan taşımaya yarayan bir araç değil insanları ölüme götüren bir araçtır çoğu zaman. Demek istediğim odur ki kavram karmaşası ile birlikte “kime göre” konuşacağınızı saptayamazsınız. Tarihsel gerçekler üzerinden gitmek isteseniz bu kez de “hangi tarih” sorusu tüm konuşmayı tek hamlede zehirleyecektir. Esasen bir kimlik bunalımı vardır ortada, ben kimim sen kimsin ve onlar kim... Ortak noktada buluşmak yani “insan” diyebilmek çoğu zaman mümkün olmaz. Sen öyle diyorsun ama bu öyleyse ben böyle miyim yani türünden önermeler ile karşılaşırsınız, sanki öyle olmak suçmuş gibi. Oysa insan hem öyledir hem böyle ve öyle ya da böyle olunca insanlığından bir şey kaybetmez. Aslında bu gerçek de çok uzakta değildir. Çünkü üzerinde hayat sürdüğün coğrafya asırlarca insanlığın hizmetinde yaşamıştır. Ama gel gör ki birileri nifak tohumlarını ektiğinde (ki bunlarda insan), sen o yakınca olan gerçeğe uzakça bakmaktasındır.
Kısacası taraf olmak zorunda bırakılmış, tahammülsüzlüğün en had safhada yaşandığı zamanlardayız. Tarafsızlık bertaraf edilmeye mahkum. Oysa tarafsızlık da bir taraf olamaz mı? Hepsinin içinde hiçbirşey olmak ve kendi serüvenini yaşamak için mücadele etmek. İnanıyorum ki mahallenin kıyısının köşesinde olan milyonlarca insan yaşıyor bu topraklarda. Ve bu insanlar soyisimleri ile çağırılmamalarına rağmen kendilerine birer kimlik oluşturmak çabası içinde taraf olmaya zorlanıyorlar. Taraf oldukları yerler ise soyisimleri ile çağırılanlar zümresi. Niçin ait olmadığın zümreye ait olmak çabasıyla yaşayasın? Onlar ki yıllarca öldürüp öldürüp kalanlar üzerinde egemenlik kurdular. Ve sen hep önce ölüme gittiğin için çoluğunu çocuğunu onların egemenliğine terk ettin. Bırak bu kez onlar ilk ölen olsun ve kalanlar ile sen kur yeni bir egemenlik. O egemenlik ki insanca yaşamak için elinde tutsun tüm gücü ve o egemenlik ki kardeşliğe doğru bir hayal çizsin hepimize. Hayalimiz yok yıllardır ve ruhsuz bırakıldık. Açık konuşayım çok inanmıştım yeniden bir ruh verilecek elimize diye ama maalesef bunlar da (mevcut egemen) kendi imparatorluklarını kurmak için çabalıyormuş. O halde haydi dostlar kendimizi bulalım. Kendimizi bulacağımız yerde bizim ortak hayalimiz ve egemenliğimiz... Ben kendimce bir ben arıyorum, Yunus'un dediği gibi “ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen, bu nice yaşamaktır.
02:13:59 26/08/09 Burak YALIM

1 yorum:

  1. kardesım gercektende gece yasananları cok guzel anlatmıssın ve yazı gayet guzel keske dedıgın gıbı herkes aynı sekılde konusabılse ve senın kafandakılerle onunkıler en azından bıraz olsun benzerlık gosterebılse...

    Gökhan

    YanıtlayınSil