31 Aralık 2009 Perşembe

Türk Dış Politikası'nda Önemli Meselelerle 2009 Yılı



2009 yılının Türkiye dış politikası açısından bir değerlendirmesini yaparken 1 Mayıs 2009'a kadar olan dönem ile bu tarihten öncesini ayrı ayrı ele almak gerekir. 1 Mayıs 2009 tarihinde AKP hükümetinin kabine revizyonunda Dışişleri Bakanlığı makamına Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu'nun gelmesi ile birlikte üst düzey yetkililerden de duyulduğu üzere dışişleri bakanlığı mensuplarının mesaisi neredeyse iki katına çıkmıştır. Daha önceki dönemde de Başbakan Erdoğan'ın dış politika baş danışmanı görevini yürüten Davutoğlu, bakanlık makamına gelmesiyle birlikte Türkiye'nin dış politika gelişmelerini takip edilemeyecek kadar yoğun bir ivmeye yükseltti. Ahmet Davutoğlu'nun göreve gelmesinin bir başka öneminin de Türkiye'nin Ortadoğu politikalarındaki gelişme ve değişmelerle birlikte “Türkiye eksen mi değiştiriyor” tartışmalarına yol açması olduğu söylenebilir. Özellikle Ahmet Davutoğlu'nun stratejik derinlik eseri üzerine kurulu olduğu düşünülen bu eksen kayması, hem komşularla sıfır sorun politikası hem de Ahmet Davutoğlu'nun yaşam tarzı ve kimlik referansları ile de bire bir örtüşmektedir.

2009 yılına girildiğinde Türkiye'nin BM Güvenlik konseyi geçici üyeliği başlarken aynı zamanda İsrail'in Gazze saldırıları dünyanın gündemine oturmuştu. Türkiye iç kamuoyunda ciddi tepkiler alan Gazze saldırıları Davos Ekonomik Forumu'nda Başbakan Erdoğan'ın “one minute” çıkışı ile birlikte İsrail – Türkiye ilişkilerinde büyük bir kırılmaya neden olmuştu. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin muhafazakar dindar kimliği ile birlikte İsrail'e verilen tepkinin sertliği göz önünde bulundurulduğunda Türkiye'nin eksen değiştirdiğine ilişkin yorumlar gerek iç basında gerek dış basında önemli yer tutmuştu. Kırılma noktası olarak nitelediğimiz Ahmet Davutoğlu'nun dış politika gemisinin kaptan köşküne oturmasıyla birlikte İsrail'e karşı sert tutumu ve İslam dünyasıyla ilişkileri arttırma çabaları da Türkiye'nin batı dünyasından koptuğuna ilişkin yorumları arttırmıştı.

Türkiye'nin arabulucu rolü ile Ortadoğu coğrafyasında arttırdığı etkinliği, Suriye ile vize uygulamasının kaldırılmasına kadar ilerlerken, Konya'da gerçekleştirilen Anadolu Kartalı askeri tatbikatına İsrail'in dahil edilmemesi yeni dönemde Türkiye'nin arabulucu olarak tarafsızlığını yitirdiğine binaen açıklamaların İsrail tarafınca yapılmasına neden oluyordu. Yine İsrail Türkiye ilişkileri açısından İran'ın nükleer enerji krizinde Türkiye'nin tutumunun adaletten yana olması ve İsrail'in nükleer enerjiye sahip olmasına rağmen İran'a bu konuda yaptırım uygulanmasına gidilmesini eleştirmesi İsrail – Türkiye ilişkilerini gerdiği gibi Türk-Amerikan ilişkilerinde de Türkiye'nin gözü kapalı stratejik müttefikliğe evet demeyeceğini gösteriyordu.

Barack Obama'nın Türkiye ziyareti ile Türkiye'ye verdiği önemi gösteren açıklamalarının yansıması olarak Ermenistan açılımının gerçekleştirilmesi de 2009 yılında Türk Dış Politikası'nın önemli meselelerinden biridir. Hatırlanacağı üzere ABD Başkanı Ermenistan ile sınırların açılması, Ruhban okulunun çalışmaya başlaması gibi taleplerle Türkiye'den ayrılmıştı. Türkiye'nin bu taleplerden en fazla Ermenistan ile ilişkileri normalleştirmeye ilgi göstermesi kardeş ülke Azerbaycan ile gel-git lerin yaşandığı bir süreci beraberinde getirmişti. Azerbaycan'a ve Dağlık Karabağ meselesine rağmen Ermenistan ile son dönemde imzalanan protokollerin Azerbaycan'da yarattığı duygusal tepkiler ve şehitliklerdeki Türkiye bayraklarının aşağı çekilmesi sadece Türk-Azeri ilişkilerinin oturduğu kardeşlik zemininden ziyade Rusya'nın da etkin rolü olan bir süreç olarak karşımıza çıkıyordu. Rusya ile ilişkilerin geliştirildiği ve birçok işbirliği antlaşmasının imzalandığı 2009 yılında Türkiye'nin çok yönlü proaktif dış politikası baş döndürücü bir hal almaktaydı.

Ortadoğu ve Kafkaslarda çeşitli girişimlerle arttırılan etki benzer bir şekilde Balkan coğrafyasında da arttırılmaktaydı. Bosna – Hersek ile Sırbistan arasındaki ihtilafa dair yapılan arabuluculuk ve Cumhurbaşkanlığı boyutunda Sırbistan ile Karadağ'a yapılan ziyaretler ile birlikte Türkiye bir nevi Balkan açılımı gerçekleştiriyordu. Kosova'yı ilk tanıyan ülkelerden biri olmasına karşın Belgrad'ta üst düzey diplomatik karşılama ile ağırlanan Türkiye, Bosna – Hersek'te gerçekleştirilen medeniyetler ittifakı toplantısında da Balkanlara olan ilgi ve alakasını göstermekteydi. Özellikle TİKA girişimi ile tarihi ve kültürel varlıkların restore edilmesi yeniden hayata geçirilmesi ve Balkan ülkelerine yapılan yatırımlar da ilişkileri arttırmada önemli rol oynamıştır.

Komşularla sıfır sorun ve yüksek düzeyli işbirliği politikası çerçevesinde gerçekleştirilen açılım ve adımların yanısıra Türkiye Afrika açılımı noktasında da 2009 yılında girişimlerde bulundu. Başbakan'ın Libya ziyareti ve Libya ile yapılan antlaşmalar ile birlikte karşılıklı olarak vizelerin kaldırılması Türkiye'nin Afrika'ya açılan kapı olarak Libya'yı birincil ülke olarak seçtiğini göstermekteydi. Aynı şekilde İstanbul'da gerçekleştirilen Afrika Ülkeleri toplantıları ile de Türkiye dış politikasında artık Afrika kıtasının da yer alacağı belirgin bir şekilde ortaya çıkıyordu.

Türkiye – Avrupa Birliği ilişkileri ise geçen yılda 12 müzakere başlığının açılması ile tamamlanırken. Türkiye'nin eksen kaymasına ilişkin kaygılar AB'nin Türkiye üzerinde baskı uygulamalarını azaltmıştır. Lizbon antlaşması gibi bir bahanenin de ortadan kalktığı düşünüldüğünde Türkiye'nin gelecek yıl AB ile ilişkilerde daha ciddi adımlar atması beklenmektedir. Lizbon antlaşması bir engel olarak gösterilip ortadan böyle bir engel kalkarken beraberinde bir başka engel karşımıza çıkmıştır. AB Başkanı ve AB Dış İlişkiler Yüksek Komiseri olarak seçilen İngiliz ve Belçikalı yöneticilerin Türkiye karşıtı söylem ve tutumları olumsuz bir hava yaratmaktadır. AB Parlamentosu seçimlerinde Türkiye'nin üyeliğine karşı Sağ grupların daha çok oy almaları da olumsuz gelişmelerin bir diğer örneğidir.

Sonuç olarak Türkiye dış politika'da 2009 yılını baş döndürücü bir ivme ve ilişkiler ağı ile geçirdi. Amerika – Türkiye ilişkilerinin oturduğu stratejik müttefiklik düzleminde şu ana kadar herhangi bir somut gelişme görülmezken, Ermenistan ile imzalanan protokollerin de yürürlüğe girmesi uzun bir zaman alacak gibi görülmektedir. İsrail ile ilişkilerin kırılgan yapısının önümüzdeki 24 Nisan'da ABD kongresine yine gelecek olan Ermeni İddialarına ilişkin tasarıda bugüne kadar aktif desteğini aldığımız Yahudi lobisi üzerinde etkisi merak konusudur. Irak ile ilişkilerde kırmızı çizgi olarak tesbit ettiğimiz ve sürekli vurguladığımız Irak'ın toprak bütünlüğü meselesinin, Irak'ın Kuzey Yönetimi ile üst düzeyde yapılan temaslarda ne ölçüde anlatılabildiği gelecek yılda gerçekleşen gelişmeler ve PKK terör örgütü konusunda atılacak adımlarla birlikte görülecektir. Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın yoğun çalışmayla noktaladığı 2009 yılının sonunda Türkiye bölgesinde ve küresel ölçekte adından daha çok anılır bir ülke haline gelmiştir. Önümüzdeki yılda da Türkiye'nin küresel ve bölgesel politikalarda yoğun şekilde adının anılacağı ve Türk Dışişleri mensuplarını yoğun çalışma temposunda bir senenin beklediği söylenebilir.



31/12/09

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme