19 Ocak 2010 Salı

Türkiye – İsrail İlişkileri: Fırsatı Kaçırmamak

Ortadoğu coğrafyasında etki alanı olan iki önemli ülke, İsrail ve Türkiye, son dönemde iplerin son noktaya kadar gerildiği ilişki sürecindeler. Ortadoğu'nun onlarca yıllık istikrarsızlığı ve bu istikrasızlık içerisindeki Arap – İsrail uyuşmazlığının yanına bir de Türkiye – İsrail anlaşmazlığı eklendiğinde Ortadoğu'ya barış nasıl gelecek? Son dönemde yaşanan gelişmeleri daha kötüye giden bir süreç olarak mı algılamak lazım yoksa aksine bu sürecin Ortadoğu barışına giden yolda ele geçirilen bir fırsat olarak mı düşünmeliyiz. Türkiye ile İsrail arasında Davos krizi önemli bir başlangıçtır. 21. yüzyıl dünyasında artık başınabuyruk bir İsrail'in olamayacağı anlaşılmalıdır. Karşiliklı bağımlılık kavramının daha sık kullanıldığı günümüzde, Ortadoğu'da artık sadece İsrail odaklı politikaların geliştirilemeyeceğinin idrak edildiği sürecin başlangıcı Davos'tur.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan büyükelçi krizi de aslında halen daha Davos'u unutmamış olmak ve Davos'tan önceki bildiğini okuyan İsrail devletine özlem duymakla ilgilidir. Mutlaka her devlet başına buyruk hareket etmek ve milliyetçilik adı altında kendini dokunulmaz kılmak isteyecektir. Fakat dünyanın bizlere sunduğu bir gerçek var ki savaşlar artık kimseye bir şey kazandırmıyor. Ve bugün hiç kimse sivil insanların ölmesine, çocukların öldürülmesine kayıtsız kalamıyor. Dolayısıyla Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'taki “one minute” çıkışı bugünün dünyasında anlam kazandığı gibi önüne geçilmez bir sürecin başlangıcına işaret ediyor. Bu süreç, İsrail'in dünyaya rest çekercesine hareket edemeyeceği, topraklarını işgal ettiği Filistinlileri eşit şartlar altında muhatap almak zorunda kalacağı süreçtir. Çünkü artık İsrail'e sadece Arap dünyası değil, stratejik müttefikleri bile sert tepkiler göstermektedir. Nitekim gelinen son süreçte yüzyıllar önce Avrupa'dan kovulan Yahudileri bağrına basmış Osmanlı Devleti'nin devamı Türkiye de, İsrail'in uluslararası hukuk tanımazlığına sessiz kalmamaktadır.

Türkiye'nin son dönem dış politika vizyonu noktasında Ortadoğu coğrafyasındaki sorunların çözümüne dair aktifliği ve çabalarının uluslararası kamuoyunda önem kazandığı bir süreçte, İsrail'in Suriye ile Golan Tepeleri ve Filistin ile ilgili sorunlarını çözmek konusunda Türkiye'ye ihtiyacı bulunmaktadır. Nitekim ABD Dışişleri Sözcüsü Philip Crowley de düzenlediği günlük basın brifinginde Türkiye ile İsrail arasındaki son gerginliği ABD`nin nasıl değerlendirdiğine dair bir soruya verdiği cevapta: “Türkiye ve İsrail`in, ABD`nin iki önemli müttefiki ve dostu olduğunu, Türkiye`nin Orta Doğu barışıyla ilgili konularda çalışarak, önemli bir aracı rolü oynadığını belirtirken, bu etkileşime, Türkiye`nin, bu konular üzerindeki çalışmalarında ülkelere yardım etme çabasına dair rolüne değer veriyoruz. Bunun devam etmesini bekliyorum" 1 diyerek Türkiye'nin Ortadoğu bölgesinde önemli bir aktör olduğunu vurgulamış ve bu durumu desteklediklerini beyan etmiştir. Türkiye'nin böylesi önem kazandığı bir durumda İsrail'in Türkiye ile ilişkilerde izlediği politikaların daha özenli ve stratejik olması gerekmektedir. Büyükelçinin küçük koltuğa oturtularak ve kendisinin eli sıkılmayarak verilmek istenen tepkinin yersizliği ve komikliği sonunda İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Türkiye'den özür dilemek zorunda kalmıştır. Türkiye'nin Davos ile başlayan süreçte izlediği tutarlı politika ve İsrail'e karşı sert tutumu Arap dünyasında büyük yankı uyandırırken, yalnızlaştığı uluslararası ortamda İsrail'in daha uzlaşıcı ve pragmatik tepkiler vermesi gerekmektedir. Türkiye'de yayımlanan dizilerin İsrail karşıtlığını körüklemek ve devlet eliyle yapıldığını iddia etmek üzerinden koltuk diplomasisi gibi komik bir tepki yoluna gidilmesi İsrail'e bir şey kazandırmadığı gibi İsrail'i küçük duruma düşürdüğü için bizzat Yahudi yazarlar tarafından da sert bir dille eleştirilmektedir.2

İsrail ile Türkiye ilişkilerinin geldiği nokta, İsrail'in Ortadoğu'da sınır komşusu olmasa bile en yakın müttefiki olan Türkiye'yi kaybetme riskini ortaya çıkarmıştır. Özellikle askeri anlamda işbirliğinin üst düzey olduğu iki ülke arasındaki gerilim, İsrail'in belki de dünyada şuan varolan en kırılgan koalisyon hükümetinden de kaynaklanmaktadır.3 Lieberman'ın dışişleri bakanlığı koltuğunda oturduğu İsrail'in Türkiye'ye karşı kızgınlık üzerine kurulu politikası, Lieberman ve partisine oy kazandırabileceği için dışişleri bakan yardımcısı son koltuk diplomasisi hareketini yapmış olabilir.4 Çünkü aynı dışişleri bakan yardımcısı özür diledikten hemen sonra yaptığı bir açıklamada “Türkiye'de İsrail karşıtı diziler çekilmeye devam ederse Türk Büyükelçiyi sınır dışı edebiliriz” şeklinde yeni bir çıkış gerçekleştirdi.5. Fakat İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın anlamadığı husus, Ortadoğu'da Arap düşmanlığını ve tehdidini ve aynı zamanda İran tehdidini üzerinde hisseden İsrail'in, tek tutunacağı dalın Türkiye olduğudur. Ortadoğu'da barış gerçekleşecekse ve bu barış kalıcı olacaksa Suriye, Filistin ve İran'ın bu barışa inanması için Türkiye'nin rolüne ihtiyaç vardır. Ayrıca ne İran ne Suriye ne de Filistin, Türkiye'nin olmadığı bir barış sürecini kabul etmeyecekleri gibi, İsrail'in bu ülkelerle herhangi bir platformda buluşabilmesini sağlayacak tek ülke de Türkiye'dir. ABD'nin İran ile olan ihtilafı, daha önce denenen barış süreçlerinde ABD ve Fransa'nın etkisizliği göz önüne alındığında ve Gazze'ye giden son yardım konvoyunu Mısır'dan geçirmekte Türkiye Dışişleri'nin etkin rolü hesaplandığında tüm parametreler Türkiyesiz bir Ortadoğu göstermemektedir.
Sonuç olarak uluslararası ilişkiler literatüründe bağımlılıktan daha çok karşılıklı bağımlılığın hakim olduğu, dünyanın süper gücü konumundaki ABD'nin Ortadoğu'da istikrar ve barışı desteklediği günümüzde İsrail'in kendi başına buyruk hareket etmesi mümkün değildir. Dolayısıyla İsrail'in 1967 savaşı ile başlayan altın çağı sona ermiştir.6 İsrail'in tek güvenebileceği ortağı Türkiye'yi kaybetmesi durumunda Ortadoğu'da tamamen yalnızlaşacağını ve Türkiye'nin Ortadoğu'da barışa katkı sağlayacak önemli bir aktör olduğunu hesaba katarak Türkiye ile ilişkilerine yön vermesi gerekmektedir. Ortadoğu'da yıllardır aranan barışın sağlanabilmesi için Ortadoğu coğrafyasındaki tüm sorun alanlarına muhatap olan tüm ülkelerin liberal çevrelerinin birbirleri ile buluşabilmesi gereklidir. Arap milliyetçiliği ve Yahudi milliyetçiliğinin Ortadoğu barışına herhangi bir katkı sağlamayacağı aşağıdaki iki karikatürden de anlaşılmaktadır.



Yukarıdaki karikatürlerin ilkinde İsrail medyasında en son Türk büyükelçisine uygulanan koltuk farkı diplomasisi anlatılırken, ikinci karikatürde ise Arap basınında İsrail'in Türkiye'den özür dilemesi bu şekilde gösterilmiştir. Her iki karikatürün de aşırı milliyetçi duyguları tatmin etmekten öteye gidemeyeceği ve sorunları çözmek konusunda mevcut engelleri büyüteceği aşikârdır. Dolayısıyla çözüme gidilecek yolda İsrailli liberallerin duruma el koyması gerekmektedir. Davos'un intikamını almak yerine neden Davos gibi bir çıkışın gerçekleştirildiği biraz düşünülür ve Yahudi toplumu ile ilişkileri en yüksek düzeyde olan Türkiye muhatap alınırsa, İsrail'in etrafında bir tehdit çemberi içinde yaşamaması sağlanabilir. Türkiye'nin Filistin içerisinde birlik hükümeti çağrıları, Filistin halkı nazarındaki güvenilirliği ve Suriye ile yüksek düzeyli işbirliği kavramı, İsrail'e sorunlarını çözme noktasında Türkiye üzerinden hareket alanı sağlamaktadır. Türkiye Müslüman kimliğe sahip olmakla birlikte dün halkı Hıristiyan olan Gürcistan'da yaşanan savaşa ilk insani yardım göndermiş olması, Sırbistan ile ilişkileri geliştirmesi, Rusya ve Ermenisan ile yaşanan gelişmeler ışığında tarafsız bir arabulucu kimliğine sahiptir.7 Osmanlı Devleti bünyesinde yüzyıllarca mutlu yaşayan Yahudilerin Türkiye'den başka güvenecek ve tutunacak dalı bulunmamaktadır. Önemli olan kızgınlık ile hareket ederek diplomasi kanallarını kapamak yerine, mevcut koşullar altında barışa giden ilk adımı atabilmektir. Halen daha illegal bir şekilde devam eden Filistin toprakları üzerindeki Yahudi yerleşimlerin durdurulması veya Suriye'nin toprağı olan Golan tepelerindeki İsrail askerlerinin geri çekilmesi iyi bir başlangıç olabilir.

Burak YALIM
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Yüksek Lisans

[2] http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=18.01.2010&ArticleID=975146
[3] http://www.usakgundem.com/yazar/1397/İsrail-ve-türk-dizileri.html
[4] http://www.usakgundem.com/yazar/1397/İsrail-ve-türk-dizileri.html
[5] http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=941274&title=ayalon-diziler-surerse-elciyi-sinirdisi-ederiz
[6] http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=14.01.2010&ArticleID=974431
[7] http://www.usakgundem.com/yazar/1301/türkiye-ab-ruhunu-doğu’ya-taşıyor.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme