2 Mart 2010 Salı

Değişim Rüzgarı

Türkiye'nin 21. yüzyıl ile birlikte ciddi bir değişim içerisinden geçtiği sürekli vurgulanmaktadır. Yazılı ve görsel medyada sürekli yer alan bu “değişim” kavramı bazen ekonomik, bazen kültürel, bazen ise siyasal değişime işaret etmektedir. Peki tüm bu kurum ve kavramların arkasına eklenen ve artık sokaktaki insanın da ağzına dolaşan “değişim” kelimesini hayatımıza bu kadar yerleştiren etmenler nelerdir? Bu soruya verilen klasik yanıtlardan biri “dünya değişiyor dolayısıyla biz de değişiyoruz” şeklindedir. Sorunun biraz daha üzerine gitmek cesaretini gösterdiğimiz zaman “peki dünyada ne değişiyor” sorusu ile karşılaşıyoruz. Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor ve dolayısıyla biz de değişiyoruz fakat ne şekilde değişiyoruz ve bu değişikliğin temel nedenleri nelerdir?

Öncelikle değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Bu gerçeklik üzerinden hareket edersek son zamanlarda neden aslında her zaman varlığını koruyan değişimi daha sık vurgular hale geldiğimizi anlayabiliriz. Değişimin bu kadar çok vurgulanmasının en büyük nedenlerinden birisi artık hızına erişemiyor oluşumuz mu yoksa değişimin gerçekten çok belirgin hissediliyor oluşu mu?Aslında bu iki etmen, yani değişimin hızı ve belirginliği bizlerin değişim sloganı ile çok daha haşır neşir olmamızı sağladı. Küreselleşme denilen ve özellikle 1980'lerden sonra dünyayı kasıp kavurmaya başlayan akımın bu hızlılık ve belirginlik üzerinde etkisi birincildir. Çünkü küreselleşme kavramı ile birlikte bilgi akışının hızı artmış ve bu bilgi akışı kontrol edilemez hale gelmiştir. Bilginin hem hızlı hem de kontrolsüzce dolaşması insanların dünyaya bakış açısını değiştirmiştir. Düşündüğümüz zaman artık Türkiye'de bile birçok köyde internet hizmeti verilmektedir. Böylelikle daha önce bilginin en son girdiği yer olan köyde bile bir tıklama ile dünyanın en ücra yerine ulaşmak imkanı doğmuştur.

Bilginin hızla ve kontrolsüzce dolaşımı ile birlikte bireyin önemi eskisine oranla çok fazla artmıştır. Artık birey sadece yemek – içmek ve günü kurtarmak ile yetinmemektedir. Bilgiye ulaşan ve dolayısıyla Francis Bacon'un “bilgi güçtür” sloganından hareketle daha güçlü olup otorite karşısında daha kuvvetli durabilen konuma gelmiştir. Tabiki güçlü bireyin bu yeni konumu realizmin ışığında güç-çıkar ilişkilerini alt-üst etmiştir. Nichola Machiavelli'nin insan doğası gereği kötüdür ve bencildir yaklaşımını bir kenarda tutarak güçlü insan mı daha bencil ve kötüdür sorusunu yönelttiğimizde, anlaşılan o ki birey artık daha güçlü olduğu için daha çok kendi çıkarını korumak ve gözetmek istemektedir. Birey tarafından gerçekleştirilen bu talep artışı ile birlikte doğal yaşamın anarşik yapısında pasta paylaşımı -ki buna çıkar paylaşımı demek daha doğru olacaktır- daha çetin bir hal aldığı gibi bu durum, eski düzenin sallantıya girmesi ile birlikte önceleri bilgiyi elinde bulunduran ve bu nedenle doğal kaotik ortamdan daha büyük çıkar sağlayan otoriteleri /baronları tehdit edecektir. Günümüzde Türkiye'de yaşanan karmaşanın da birincil nedenlerinden biri budur. Eskinin efendilerinin yukarıda sayılan nedenlerden ötürü ellerindeki gücü ve dolayısıyla rantlarını yitirme telaşı ile birlikte şuan ellerinde kalan tüm gücü mevcut düzenin değişmemesi adına kullanmaları ve olayın diğer boyutunda artık gerçekleri görebilen ve bu gerçekler ile birlikte aslında kendilerine bugüne kadar haksızlık edildiğini düşünen bir grup bulunmaktadır. İşte bu grup yeni dünya düzeni denilen ve küreselleşme kavramı ile açıklanan 21. yüzyılın güçlü bireyleridir.

Yukarıda anılan gruplar arasındaki güç-çıkar dağılımı ve doğal olarak güç dengesinin değişimi, Türkiye özelinde gecikmeli ve sancılı bir şekilde yaklaşık 10 yıldır devam etmektedir. Gecikmeli bir şekilde devam etmektedir çünkü Türkiye yıllarca sunni sorunlar ile oyalanmış ve bu değişimin gerçekleşmesini istemeyen güç odaklarının çabaları ile birlikte “büyük değişim” süreci geciktirilmiştir. Aslında dünya üzerinde büyük kırılma Sovyetler Birliği'nin yıkılması ile yaşanmış ve “soğuk savaş” döneminin sona ermesi ile birlikte -glasnost ve perestroyka bknz.- değişim süreci ağır aksak gidişatını hızlandırmıştır.

Değişim olgusunun çok yönlü olduğunu kabul ederek, başlangıcının insanın (birey) değişmesi ile olduğunu not etmeliyiz. İnsanda yaşanan bu değişimi ise bilgiye ulaşmanın her yeni günde kolaylaşması ve bu bilgilerin de iletişim kanalları ile birlikte insanların gözünün içine sokulması ile açıklayabiliriz. Evet bilgi güçtür ve bilgiye ulaşan birey daha güçlü hale gelmektedir. Doğal olarak da kara düzen ortadan kalkmakta ve bireyi önceliği olarak görmek zorunda olan devlet örgütlenmesi cazip görülmektedir. Türkiye özelinde bugün yaşanan gerilimin tamamen “değişim” olduğunu iddia edemeyebiliriz ancak şu bir gerçek ki, değişen insanın düşünceleri de değişiyor ve değişen bireyler sosyal hayatta aktifleşerek demokrasi kültürünün tabana inmesine yardımcı oluyor. Bu değişimi beğenmek ya da beğenmemek sizin elinizde, ama durdurmak mümkün değil!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme