9 Nisan 2010 Cuma

Srebrenica Katiamının Kınanması Kararı ve Türkiye’nin Stratejik Derinlik Rolü

Türkiye’nin yeni dış politika vizyonu doğrultusunda attığı adımlar sadece Ortadoğu coğrafyasına ithaf edilerek bu yaklaşımın da mevcut iktidar partisinin ideolojik yaklaşımları ile ilgili olduğu düşüncesi sadece Türkiye’de değil, batı medyasında da tartışılmıştır. Hatta son dönemde Türkiye’nin dış politika ekseninde bir kaymanın söz konusu olduğu dahi düşünülmüştür. Özellikle Türkiye – İsrail ilişkilerinde yaşanan gerginliklerin, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İslamcı kimliği neticesinde Filistin sorununa yönelik duygusal yaklaşımından dolayı oluştuğu kanısı oluşmuştur. Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun stratejik derinlik kavramı ile ifade edilen yeni dış politika yaklaşımının salt Ortadoğu bölgesine yönelik algılanması doğru değildir. Türkiye’nin bir kriz üçgeni niteliği oluşturan Balkanlar – Kafkasya – Ortadoğu bölgeleri ile olan komşuluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan tarihi – kültürel mirası düşünüldüğünde sadece Ortadoğu bölgesi ile ılımlı ilişkiler kurma çabası içinde olmasının yeterli olmayacağı açıkça görülmektedir. Dış Politika yapımı nasıl uzun ve meşakkatli bir süreç ise dış politikada gerçekleştirilen hamlelerin vereceği sonuçlar da en az o kadar zaman alacaktır. Bu konu ile ilgili yaşanan son örnek Sırbistan parlamentosunun 1995 yılında Srebrenica’da Boşnaklara karşı yapılan soykırıma ilişkin aldığı özür dileme kararıdır.

Sırpları Özür Dilemeye İten Sebepler

Sırbistan parlamentosu 12 saat süren tartışmalar neticesinde 31 Mart 2010 Çarşamba gecesi oturuma katılan 250 milletvekilinin 127 kabul oyu ile Bosna Savaşın’da 8000 Srebrenica’lının katledilmesi nedeniyle özür diledi. Söz konusu tasarı metninde “Sırbistan Parlamentosu 2009’da Avrupa Birliği nezdinde ve 2007’de BM Uluslararası Adalet Divanı kararının da öngördüğü şekilde, Temmuz 1995’te Müslüman Boşnak nüfusa karşı işlenen suçu güçlü biçimde kınamaktadır” dendi. Sırbistan Parlamentosu’ndan bu şekilde geçen kararda “soykırım” ifadesi kullanılmaktan kaçınıldı. 1995 yılından bu zamana kadar geçen 15 yıllık süreçte Sırbistan’ın böyle bir suçu inkar etmesi ve ancak bugün soykırım ifadesi olmasa bile yaşananları kınama kararı almasını sağlayan nedenlerin başında Sırbistan’ın Avrupa Birliği üyelik hedefi bulunmaktadır. Kararın alınmasında başrolü oynayan Demokrat Parti önderliğinde kurulan “Avrupalı bir Sırbistan İçin” çatı hareketi lideri Nada Kolundzija tasarının kabul edilmesinde oynadıkları role ilişkin bir soru üzerine “Ancak bu sayede tarihin, trajik bir sayfasını geride bırakabileceğiz ve yeni ufuklara doğru yelken açabileceğiz. Boşnak kurbanların anısına saygı sunarak, bu suçu lanetleyerek, gelecek nesillerin üzerinden vicdani yükü kaldırmış oluyoruz. Ayrıca, uluslararası alanda artık savaş ve şiddetle adımızın anılmasını istemiyoruz. Tasarının onaylanması, dünyadaki itibarımızı arttıracak, imajımızı düzeltecek” şeklinde yanıt verirken meselenin tarihle yüzleşmek olduğunu ve Sırbistan’ın uluslararası kamuoyu nezdinde imajını düzeltmek maksadıyla böyle bir karar aldıklarını ifade ediyordu. Kararın arka planında ise Avrupa Birliği’nin Sırbistan’ın AB üyeliği sürecinde önüne koyduğu engellerin bulunduğunu belirtmek gerekir. Bugün Sırbistan’ın genç nüfusunun neredeyse tamamı Avrupa Birliği hedefi noktasında birleşmişlerdir. Tarihi ile yüzleşmek isteyen Sırbistan’ın bunu bugün gerçekleştirmesinin sebebi, Sırp Gençlerin ve kamuoyunun Avrupa Birliği hedefi noktasındaki baskısıdır. Bugün Sırbistan’da birçok insanın Kosovo demekten vazgeçmiş olması ve Kosova Cumhuriyeti’nin geri döndürülmeyecek bir realite olduğuna inanıyor oluşu da milliyetçilikleri ile tanınan Sırpların imajlarını değiştirdiği gerçeğini göstermektedir. Yugoslavya’nın dağılışı ile birlikte yaşanan çatışma ve savaşlardan sonra Batı Balkan coğrafyasında en büyük devlet olan Sırbistan, son dönemde Hırvatistan’ın AB adaylık statüsü kazanması, Makedonya’nın AB hedefi doğrultusunda attığı adımlar ve henüz bağımsızlığının 2. yılında olmasına rağmen Kosova Cumhuriyeti’nin bile AB üyeliği vizyonu ile ilerlemesi neticesinde çevresinden tamamen izole edilme endişesi taşımaktadır. Bunun yanı sıra Sırpların daha kaliteli, daha özgür ve daha yaşanılası bir hayat talepleri ve özellikle gençlerin bu konuda oynadıkları rol ile eski lider Miloseviç’in devrilmesi, Sırp politikacıları tarihi gerçekle yüzleşmek pahasına da olsa Avrupa Birliği hedefine tutunmakta mecbur bırakmıştır.

Sırbistan’ın Bosnalı Müslümanlara yönelik yaşanan katliamları kınama kararı almasında diğer önemli baskı unsuru ise Türkiye’dir. Hatırlanacağı üzere Türkiye Cumhuriyeti 28 yıllık bir aradan sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül nezdinde Belgrad’a ziyaret gerçekleştirmişti. Yaşanan ziyarette Türkiye heyetine uygulanan protokolün Sırpların ezeli müttefiki Rusya ile eş değer tutulması ve Kosova’yı tanıyan bir ülke olmasına rağmen Türkiye’ye büyük ilgi gösterilmesi dikkatlerden kaçmamıştı. Bu ilgi ve alaka Türkiye’nin Balkan açılımı yapıyor oluşu ve Balkanlar’ı yeniden birleştiren ülke konumunda olduğu şeklinde yorumlanmıştı. Bunun yanı sıra Bosna – Hersek ile Sırbistan’ın ilişkilerini normalleştirmesi hususunda Sırbistan ve Bosna – Hersek dışişleri bakanları Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu girişimi ile geçtiğimiz altı aylık süreç içerisinde tam beş kez buluştu. Bu girişimin ilk olumlu sonucu Bosna – Hersek’in Sırbistan’a büyükelçi göndermesi oldu. Diğer önemli bir gelişme ise Bosna – Hersek’in NATO üyeliği konusunda destek mahiyetinde kurulan “Bosna – Hersek’in Dostları” adlı yapının kurulmasıdır. Türkiye tüm bu çabaları ile birlikte Bosna-Hersek’i dünya kamuoyuna taşıyarak bir yandan da Sırbistan’ı tarihte yaşananlar doğrultusunda bir adım atmaya zorladı.

Sonuç olarak Türkiye’nin “stratejik derinlik” vizyonu zaman içerisinde meyvelerini vermektedir ve bunun en son örneği Sırbistan Parlamentosu’nun aldığı karardır. Her ne kadar Avrupa Birliği hedefi doğrultusunda alınan bir karar olarak gözükse bile bu süreç içerisinde Türkiye’nin oynadığı rol tartışmasız bir gerçektir. Daha 2009’un sonlarında Bosna – Hersek dağılıyor mu, Hırvatlar ve Sırplar Bosna – Hersek’ten ayrılıyor mu soruları etrafında ciddi bir kriz ihtimali ortadayken Türkiye’nin ciddi girişimleri ile bu kriz yatıştırılmış ve yapıcı adımlar yine Türkiye’nin samimi yaklaşımları ile atılabilmiştir. Bu girişimlerin ve yapıcı rolün arkasındaki en büyük etken ise Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun stratejik derinlik vizyonu doğrultusunda Türk Dış Politikası’nın geçirdiği evrimdir.

Burak YALIM
02.04.2010

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=968099
http://www.haberler.com/sirp-meclisi-bosnak-ailelerinden-ozur-diledi-haberi/
http://www.taraf.com.tr/haber/48213.htm

http://www.samanyoluhaber.com/s_324268_cumhurbaskani-gul-sirbistanda.html
http://www.usakgundem.com/yazar/1292/‘balkan-açılımı’-karlofça’da-tadiç-gül-buluşması.html
http://www.tumgazeteler.com/?a=5949952

http://www.hurriyet.de/haberler/gundem/542650/disislerinden-abd-gezisi-aciklamasi



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme