4 Kasım 2010 Perşembe

Savaşma Konuş, Konuşarak Barış!


Son dönemde “Kürt Sorunu” ile ilgili önemli gelişmeler yaşanıyor. Radikal Gazetesi’nin başlattığı  “Savaşma Konuş! Diyen beş yüz bin Radikal Aranıyor”* kampanyası bu anlamda önem verilmesi gereken bir tavır. Radikal Gazetesi gerek bu kampanya gerekse yayımladığı yazılar ile sürece pozitif yönde katkı sunmak ve çözüme ulaşmak yolunda bir kilometre taşı olmak için büyük çaba sarf ediyor. Bu çaba tek başına anlamlı olmakla birlikte eksik kaldığını belirtmek gerekir. Zaten Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can Sağlık da kampanya ile ilgili Ankara’nın (iktidar, muhalefet, cumhurbaşkanlığı, diğer siyasi partiler) nabzını yokluyor ve görüşmeler gerçekleştiriyor.
Demokratik Açılım başladığında olumsuz manada önemli refleksler ile karşılaştık. Fakat bu reflekslere rağmen Türkiye’de “Kürt Sorunu”  konusunda algı, üslup ve yaklaşım inanılmaz şekilde değişti. Ancak halen daha CHP ve MHP’nin konuya ilişkin tavırlarında bir değişme yahut netlik bulunmamakta. Bu durum meselenin halli için önemli bir sorun oluşturuyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu eğer Önder Sav kliğini aşarsa konu ile ilgili daha yumuşak, daha yapıcı bir tavır sergileyebilecektir belki ama MHP’nin tutumunda bir değişiklik olmaması sürecin nihayete ermesi hususunda kaygı veriyor. Çünkü Kürt Sorunu çözülecekse, Türk Milliyetçiliği ve Kürt Milliyetçiliği kaybedecektir. Geçtiğimiz günlerde İzmir’de gerçekleştirilen TUİÇ İzmir Kongresinde MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da konuşmacıydı. Vural konuşmasında biz milliyetçi bir partiyiz ve Türkiye’nin belirleyeceği politikalarda “asli unsur” göz ardı edilmemelidir diyordu. Sayın Vural’ın “asli unsur” ile kastettiği sanıyorum ki Türk etnik kimliğidir. Milliyetçi bir partiyiz ve asli unsura önem veririz ifadeleri yan yana geldiğinde anlaşılması gereken Türk Milliyetçiliğidir. Türk Milliyetçiliği refleksi ile kürt sorununa yaklaştığımızda çözüme ilişkin değerlendirme ve tespitlerde bir ötekileştirme söz konusu oluyor. Her ne kadar bu ülkenin her vatandaşı bizim için eşittir önemlidir gibi cümleler kursanız da kendinizi konumlandırdığınız pozisyon ile diğerleri arasında fark yaratan bir üslupla konuştukça ötekileştirme ve ayrıştırmadan sıyrılmanız mümkün değil. Şahsen ben de kendimi milliyetçi olarak tanımlıyorum. Ancak benim milliyetçiliğim “Türkiye Milliyetçiliği”. Türkiye milliyetçiliği yapıyorum çünkü Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığını ortak bir kimlik olarak görüyorum ve birleştirici olduğuna inanıyorum. Neticede sadece etnik anlamda değil, bir sürü farklı konuda insanlar kendi kimliklerini oluşturabiliyor. Kimisi Beşiktaşlı kimisi bir başka takımlı, kimisi rakçı kimisi popçu, kimisi işçi kimisi patron… Bu liste farklı şekillerde uzatılabilir. Fakat baktığınız zaman bunları kapsayacak bir ortak kimlik Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığıdır ki bunu da öteleyen Dünya Vatandaşlığı gibi kavramlar tartışı konusu haline gelmiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi’nde de son günlerde önemli gelişmeler olmuyor değil. Genel Başkan Bahçeli küskünleri, eski diye tabir edilen ülkücüleri, MHP ve Ülkücü Düşünceye hizmet etmiş herkesi birleşmeye bütünleşmeye davet ediyor. Bu gelişmeyi olumlu bulmakla birlikte birleşen, bütünleşen MHP’nin daha birleştirici bir üsluba, Türk Milliyetçiliği söylemi yerine Türkiye Milliyetçiliği söylemine evirilmesi mümkün olabilir mi diye düşünüyorum. Böyle bir yaklaşımın MHP tarafından benimsenmesi, bugün kamuoyunda “artık yeter barış istiyoruz” diyen, Radikal Gazetesi’nin “Savaşma Konuş!” kampanyasına destek veren kitlelerce dikkat çekici bir yaklaşım olabilir. Bu üslupla konuşan, bu birleştiricilik ile soruna yaklaşan MHP’nin kendi kaygı ve endişelerini anlatması daha kolay olacaktır. Aksi takdirde MHP’nin politikaları bölünme paranoyaklığı olarak değerlendirilmektedir. Değişen dünya ile birlikte Türkiye’de değişmekte ve en son CHP örneğinde olduğu gibi siyasi partiler de bu değişime ayak uydurmak zorunluluğundadır. Eğer Milliyetçi Hareket Partisi de bu değişimi okuyabilir, gerekli noktalarda kendini revize edebilirse Türkiye’nin bir numaralı sorunlarından biri olan “Kürt Sorunu” konusunda çözüme yönelik güçlü bir hamle yapılmış olacaktır. Çünkü Kürt Milliyetçiliği ile Türk Milliyetçiliği sorunun düğüm noktasıdır. Sırf bu etnik milliyetçilik Yugoslavya’nın dağılma sürecinde katalizör görevi üstlenmiştir. (Burada sorun sadece Türk Milliyetçiliği gibi algılanmamalıdır. Aynı etki Kürt Milliyetçiliğinde de vardır ve MHP için yapılan öneriler Kürt Milliyetçileri için de geçerlidir.)
Sonuç olarak Türkiye’de Kürt Sorunu noktasında çözüme yönelik algılar ve atmosfer umut vericidir. Mutlaka süreci provoke edenler (son yaşanan taksim saldırısı) olacaktır. Bu noktada devletin güvenlik güçleri tedbiri elden bırakmamalı ve tüm güvenlik önlemleri uygulanmalıdır. Demokratik Açılım sürecinin hatalarından alınan derslerle, ihtiyatlı bir şekilde yola devam edilmelidir. Ne kadar çok konuşabilir, ne kadar diyaloğa önem verirsek bu olumlu tablo daha çok çözüme yaklaşacaktır. Radikal Gazetesi’nin kampanya sloganında işaret ettiği gibi “SAVAŞMAYIP KONUŞMAYI” becerebilmeliyiz. Bu konuda da en önemli iki noktadan biri Kürt Milliyetçiliği ve Türk Milliyetçiliği söylemlerine sahip kitlelerin de konuşmasıdır. İkinci önemli nokta ise bu iki kitlenin BARIŞ dili ile konuşmayı becerebilmesidir. Belki de Radikal’in kampanyasına ek olarak “Savaşma Konuş, Konuşarak Barış” gibi bir slogan da dillendirilmelidir. Çünkü keskin üsluplar, savaşı özendiren söylemler, gerginliği körükleyen ve hislerle duyguları harekete geçiren konuşmalar da bir işe yaramayacaktır.
*Kampanyanın internet sitesine ulaşıp siz de bir imza koyabilir ve görüşlerinizi duyurabilirsiniz. http://www.500binradikal.com/#/galeri   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme