29 Kasım 2010 Pazartesi

Wiki-Leaks: ABD'nin Yatak Odası ve Fantezileri

 Avustralyalı Gazeteci ve internet aktivisti Julian Assange’nin yöneticisi olduğu wikileaks internet sitesinin yayınladığı ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait ve dış temsilciliklerden gelen kriptolu mesajları içeren belgeler tüm dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de gündemine oturdu.  Yayımlanan belgeler henüz tüm arşivin %3-4 lük kısmını oluşturuyor ve ilk bakışta yoğunluk olarak Türkiye ile ilgili belgelerin Irak ile ilgili olanlardan sonra ikinci sırada yer aldığını görüyoruz. Belgeler yayımlanmaya devam ettikçe bu durumda herhangi bir değişim olup olmayacağını göreceğiz ve karşımıza ne gibi sürprizler çıkacağını henüz bilmiyoruz ama şu ana kadar yayımlananlar olağanüstü denilecek kadar sürpriz bir içeriğe sahip değil. Amerikalı diplomatların gizli ibareli mesajlarının internet kanalıyla tüm dünyaya yayılması elbette ilk kez yaşanıyor ve olağanüstü bir durum ancak içerik olarak Türkiye medyasının abarttığı kadar olduğunu düşünmüyorum.
Evraklara kabaca bakıldığı zaman görülen ilk şey Amerikalı veya Yabancı Diplomatların Türkiye’deki gelişmeler ile ilgili izlenimlerinin bizim uluslararası ilişkiler uzmanlarımızdan pek de farklı olmadığı, “vay be Amerikalılar böyle düşünüyormuş” gibi şaşılacak bir tepki uyandırmadığıdır. Yaklaşımlarda mutlaka farklılıklar olmuştur, olacaktır. Ancak Dış Politika yapım süreci dediğimiz olgu da zaten bu farklılıkları görebilmek ve politikanızı buna göre dizayn etmeye çabalamak, optimum noktada buluşmaya çalışabilmektir. Dolayısıyla Türkiye’nin dış politika yapıcıları da bu faktörü göz ardı etmemekte ve attıkları adımların dışarıda nasıl algılanacağını da hesaba katmaktadırlar. Örneğin Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu ile ilgili Neo-Osmanlıcı tabirini biz ilk kez wikileaks evrakları ile öğrenmiyoruz. Yahut Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyasında iki önemli güç olan Suudi Arabistan ile İran’ın yanı sıra yeni aktör olma hevesini (ve hatta artık olduğunu) bu durumun İran’ı frenleyeceği senaryosunu da birçok uzmanımızdan daha önce defalarca dinlemiştik. Ya da bir neo-con Amerikalının, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun deli ve tehlikeli (crazy – dangerous) olduğunu düşüneceğini de kestirmek çok da güç olmasa gerek. Sıfır problem diyen bir insana, dünyada savaş ekonomisinin öncülüğünü yapan birilerinin deli ve tehlikeli demesi kadar doğal bir şey olmasa gerek. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında gizli bir çekişme yaşandığı iddiasını da ilk kez duymuyoruz. Mesele sadece Türkiye ile ilgili değil. Mesela İsrailli bazı yöneticilerin Türkiye’de askerin etkisinin azaldığını söyledikleri de wikileaks yokken hepimizin malumu değil miydi? Suudi yönetiminin İran’a bakış açısının hiçte naif olmadığını öğrenmek de wikileaks belgelerinin hayatımıza yaptığı bir katkı olmadı. Aslında bunları haberleştirirken “şok, flaş” gibi ibareler kullanılmasına şaşırmak gerekiyor. Çünkü bahsettiğimiz haberlerin hemen hepsini Washington’a ileten diplomat, tüm bu bilgileri Türkiye’de veya görev yaptığı ülkede gerçekleştirdiği görüşmeler ve izlenimler üzerine derleyip gönderiyor. Wikileaks ile öğrendiğimiz şeyler olmadı demek de doğru olmayacaktır. Azerbaycan lideri Aliyev’in Putin ile Medvedev hakkında konuşurken söylediği “iki kelle bir tencerede pişmez” şeklindeki Azeri deyimi ve dünya liderlerine takılan ilginç lakapları öğrenirken, diplomasinin de bir insan davranışı yansıması olduğunu gözler önüne seren dedikodu jargonuyla da yapılabildiği gerçeği gibi bazı farkındalıklara ulaşmadık değil. Wikileaks belgeleri dalgalandırıcı etkisini sürdürmeye devam edecektir. İç politika açısından etkileri de olması yüksek bir ihtimal çünkü bazı kabine üyeleri hakkında çeşitli iddialar mevcut. ABD açısından ise wikileaks ile ilgili ilk tepki Dışişleri Bakanı Clinton’ın açıklaması ile yapılarak konunun kapatıldığını söyleyebiliriz. Hillary Clinton, üzgün olduklarını, bu belgelerin ABD’nin politikalarını yansıtmadığını ancak diplomatlarının çalıştığını gösterdiğini söyleyerek, hem bakanlık personelini korudu hem de mesajların içeriklerinin Washington’u bağlamadığını iletti.
Netice itibariyle, diplomasinin devletlerin yatak odası olduğu düşünüldüğünde ve diplomatların da bu yatak odasının aktörleri gerçeği ortadayken, ABD’nin yatak odasında epey çalıştığı ve Amerikalı diplomatların da hangi fantezileri kurgulayıp yaşadıkları gözler önüne serilmiş oldu. Bu gelişmeler ile dış politika yaklaşımları, ABD’nin diğer ülkeler ile ilişkileri, Türkiye’nin pozisyonu ve benzeri şeyler de değişiklik olacağını beklemeyelim. 11 Eylül Dünya’da paradigma değiştirmiş olabilir ama wikileaks bunu yapabilecek gibi görünmüyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme