10 Aralık 2010 Cuma

"Şiddet mi Polisten, Polis mi Şiddeten Çıkar"

1968 kuşağından değilim, o her gün ölüm ve işkence kokan günleri yaşamadım. Dinledim, okudum, kendime göre değerlendirmelerim oluştu. 1968 kuşağının ülkeye kattığı yeni bir şey olduğunu söyleyemem. Olayların içinde olanları bırakın, bu olaylara karışmak istemeyenlerin de bir fatura ödediği, üniversitelere giremediği, sınav günleri gerçekleşen işgal ve boykotlar neticesinde okullarını 1-2 yıl uzattığını biliyorum. Peki, okulu 1-2 yıl uzatmanın bir öğrenciye maliyetinin ne olduğunu biliyor muyuz? Günümüz öğrenci profilinin bunu da çok umursadığını söyleyemem, çünkü ailesinin nelere katlanıp onu okuttuğunun farkında değil ve okul bitince ne olacak sanki her yer işsiz kaynıyor, cümleleri ile dışa vuran umutsuzluğun girdabına çekilmiş vaziyette. Hal böyle olunca gençliğinin verdiği muhalif duruşu ve dinamiklik ile "ülkeyi düzelteceğim" gibi kutsal bir slogan etrafında kime saldıracak, tabii ki iktidarı elinde tutana ve o iktidarı doğru dürüst eleştirmeyi beceremeyen, alternatif olamayan diğerlerine.

Gençliğin isyanı olacaktır, gençlik otoriteye başkaldıracaktır ve daha yaşanılabilir bir dünya veya ülke arzusu ile bir şeyler yapma mücadelesinde bulunacaktır. Buraya kadar hepsi normal. Ancak genç bunu yaparken alabildiğine özgür mü? Demokrasi dediğimiz şey tercihlere, inanışlara, yönelişlere, tavır ve yaklaşımlara saygı duymak ve hemen herkesin kendini ifade edebilmesine olanak sağlamaksa eğer, demokratik devlet bu durumu tesis etmekle mükelleftir. Peki, ne oldu da Türkiye'de gençlerin kendisini ifade etmesine imkan sağlanmadığı, hatta polis şiddetine maruz kaldığı konuşulmaya başlandı? Başbakan rektörler ile bir toplantı gerçekleştiriyor, bazı gençler bu toplantıyı protesto etmek için eylem hazırlığına girişiyor, eyleme müsaade edilmiyor ve ortalık karışıyor. Sonra polis şiddetine maruz kalan öğrenciler, kendini ifade etme şansı bulamayan öğrenciler, muhatap alınmayan öğrenciler, vs. vs.

Üniversitede geçirdiğim 4 yıl boyunca öğrenci kulüp ve toplulukları ile haşır neşir oldum. Ne zaman bir siyasi partinin kapısını çalsak, ne zaman parlamentoya gitmek istesek hep ilgi ve sevgiyle karşılandık. Milletvekilleri ile ülke gündemine, sorunlarımıza, eksikliklerimize dair her şeyi konuşma fırsatını istisnai durumlar dışında her zaman elde edebildik. Kendi penceremden baktığım zaman muhatap alınmadık, dinlenmedik, diyemiyorum. Peki dün bizi dinleyen, bizim etkinliklerimize katılıp katkı sağlayan, imkanları ölçütünde öğrencilere zaman ayırmaya çalışan siyasi ve bürokratlar bugünlerde gerçekleşen olaylarda bebeğini düşürecek derecede şiddetle baş başa kalan öğrenci arkadaşlarımızı dinlemediler mi? Kendilerinden talep edilen randevulara kulak asmadılar mı? Asıl sorun burada başlıyor gibi hissediyorum. Son günlerde yaşanan bu olayların içindeki öğrenci arkadaşlarımızın niyetleri, politika yapıcılar ile oturup konuşmak, talep ve isteklerini birinci ağızdan iletmek mi, yoksa biz onlarla konuşsak ne olacak diyerek, meydanlara çıkmak, slogan atmak, polisle didişmek, yerine göre taşlı, sopalı, yumurtalı eylemler organize ederek dikkatleri üzerlerine çekmek mi istiyorlar? Bu sorunun cevabını aramanın, mevcut kaosu daha iyi anlamlandırmak için önemli olduğunu düşünüyorum. 

Bir başka sorun ise gerçekleştirilen protestolarda "daha ileri demokrasi" hedefinde olduğunu beyan eden öğrenci arkadaşlarımızın, "üniversitelerimizde AKP istemiyoruz" şeklinde slogan atarak düştükleri çelişkidir. Birincisi üniversite kimsenin malı değildir. İkincisi, demokrasilerde her görüşün temsiline saygı duymak gerekliliği mevcuttur. Dolayısıyla demokratik hak taleplerini iletenlerin kendine demokrat olma gibi bir lüksü olmamalıdır. Evet, iktidar partisinin demokrasi ile ilgili atması gereken ciddi adımlar vardır. Öğrenci Kolektifi olarak kendilerini adlandıran protestocuların anti-demokratik bir kurum olan YÖK'ün kaldırılması talebini ben de sahipleniyorum. Fakat bu talebi kabul ettirmenin yolu 2,5 milyon olduğu söylenilen üniversite öğrencileri etrafında düzenlenecek bir imza kampanyası da olabilir. Ayrıca önemli bir mesele de meydanlarda toplanan kalabalıkların provokasyona çok müsait olduğu, bunun yanı sıra en ufak bir kıvılcım ile şiddet ortamının yaratılacağı gerçeğidir. 

Öğrenci Kolektifine öncülük eden arkadaşlar bir basın açıklaması yapmışlar. Öğrenci harçları kaldırılsın ve bebeğini düşüren arkadaşımızdan özür dilensin yumurta atmayız diyorlar. Ben de diyorum ki, öğrenci harçları kalksın kalkmasına da, acaba ülkemde harç parası veremediği için okuyamayan insan var mı? Ayrıca belirtmek isterim ki, en sosyal demokrat olması gereken siyasi partinin genel sekreteri Süheyl Batum hoca bile "parasızlıktan okuyamayacak öğrenci kalmayacak" diye söz verirken, öğrenci harçlarını kaldıracağız diyemiyordu. Özür kısmına gelirsek eğer, bebeğini düşürmüş olmasına çok üzüldüğüm arkadaşımıza, öğrenci eylemlerine duyarlı olduğun kadar karnında taşıdığın bebeği de düşünsen diyorum. Ayrıca bir üniversiteli olmadığını, üniversite hazırlık kursunda olduğunu da öğrenince, bu protestoların da saf ve temiz niyetle gerçekleştirildiği konusunda şüpheye düşüyorum. 

Son olarak polis mi şiddetten şiddet mi polisten çıkıyor kısmına gelecek olursak eğer, kalabalığın olduğu yerde polisin olması muhakkaktır. Kalabalığın kuralları aşmaya başladığı anda polisin uyarması da olağandır. Uyarıların dinlenmemesi ile birlikte görevi kamu düzenini sağlamak olan polis mutlaka karşıdan gelen şiddete bir orantı etrafında şiddet uygulayacaktır. Kimse polisin elinde gül ile "aman evladım yapmayın" diyerek eylemcileri o ortamdan uzaklaştırmasını beklemesin. Çünkü polis kamu gücünü kullanma meşruiyetine de sahiptir. Bu durum, polisin kızlarımızı saçlarından sürüklemesine, copunu her önüne gelene savurmasına ve biber gazı ile ortamı savaş alanına çevirmesine müsaade etmek anlamına gelmez. Bu gibi orantısız güç kullanan polis de şiddetin polisten çıktığını gösterecektir. Ama unutulmamalı ki, Türkiye'de işkenceyi normal gören, vatandaşa kaba davranan, vatandaşını şiddet ve tehdit unsuru gören polis imajı da olumlu yönde çok fazla değişmiş, değişmeye de devam etmektedir. Şiddet varsa polis vardır. Polis varsa şiddet olmamalıdır.  

1 yorum:

  1. "Ben de diyorum ki, öğrenci harçları kalksın kalkmasına da, acaba ülkemde harç parası veremediği için okuyamayan insan var mı? "
    Harç paramı güç bela buldum ve yatırdım ama parasızlık yüzünden tezli yüksek lisans eğitimimi dondurmak zorunda kaldım.Şimdi de bana iş imkanını sağlayamayan devletimin, lisans eğitimim sırasında vermiş olduğu öğrenim ve katkı kredi borçlarımı nasıl ödeyeceğimi düşünüyorum... Haciz gelecekmiş ne güzel değil mi...
    Zira bu konuda da bir öneriniz varsa çözüm niteliğinde lütfen aktarınız ...
    Sıkıntı varsa isyan vardır!!!

    YanıtlayınSil