26 Ocak 2011 Çarşamba

Kamu Diplomasisinde Spor Faktörü ve Beşiktaş Örneği


Türkiye’nin yeni dış politika anlayışı tartışılırken özellikle son bir yıldır “kamu diplomasisi” kavramı üzerinde sıkça duruluyor. Kamu Diplomasisi ise kabaca tarif edecek olursak, çeşitli araçlarla amacınız olan kendinizi tanıtmayı ve özellikle doğru bir tanıtımı gerçekleştirebilmektir. Kimileri romantik olarak algılıyor olsa bile bu yeni dış politika konsepti denilen “stratejik derinlik” vizyonunu artık dünyanın da kabul ettiği bir gerçektir. Stratejik derinlik mantığının ise temellerinden birisi “ince güç” unsurunun kullanımıdır. İnce güç ise silahlı güç yerine uzlaşma temeline dayalı, karşılıklı bağımlılığı oluşturacak olan ekonomik entegrasyonu ön gören ve bunu gerçekleştirirken kültür gibi bir özneyi de etken olarak kullanan politika yapım sürecinin temel dinamiğidir. Kabaca ince güç demek, sizin imajınız, karizmanız ve çekiciliğiniz ile karşı tarafta yaratacağınız ilgi üzerinden ilişkileri kuvvetlendirmek, yeni ilişki alanları oluşturmak anlamına gelmektedir. Türkiye dünyanın her köşesi ile ilişki kurmayı hedeflerken ve mevcut ilişkiler ağını kuvvetlendirmek isterken “karizma”, “cazibe”, “çekicilik” üçlemesinin toplamı olarak ifade edilebilecek “ince güç” unsuruna büyük önem vermektedir. Peki, Türkiye’nin dışarıdaki karizması ne durumdadır? Avrupa’dan bakıldığında “barbar”, “yobaz”, terörist” ve buna benzer birçok kelime ile özetlenecek geniş kitlelere yayılan bir algı olduğunu görüyoruz. Bu algının nasıl oluştuğu kısmı bambaşka bir yazının konusu olduğu için burada değinmeyeceğim. 

Bildiğimiz gibi Türkiye’nin devlet politikası haline gelmiş bir Avrupa Birliği üyelik hedefi bulunuyor. Son dönemde her ne kadar Avrupa Birliği bizi zaten almayacak algısı üzerinden Türkiye kamuoyu bu hedefe olan inancını yitirmiş olsa da, yetkili ağızlar her fırsatta üyelik için gereken müzakereleri ısrarla sürdüreceğiz diyorlar. Bir senaryo üzerinden hareket edecek olalım, diyelim ki Türkiye tüm müzakere başlıklarını açıp kapatmış olsun ve nihai karar aşamasına gelinmiş olsun. Bildiğimiz gibi bu aşamada halkoylamasına gidecek ülkeler olacak ve yine hepimizin malumu, 27 üye ülkeden bir tanesi “hayır” dediği takdirde Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olamayacak. O halde Avrupa Birliği üyeliği bir bakıma Avrupalı halkların Türkiye algısından da geçiyor diyebiliriz. İşte bu noktada da “kamu diplomasisi” dediğimiz, “ince güç” yani karizma olayına bakan politikanın önemi ortaya çıkıyor. Yani Avrupalıların Türkiye algısının merkezine iyimser ve olumlu bir iz bırakmak gerekiyor.

Türkiye’nin Avrupa’da tanınmadığı gerçeğini büyük ilgi duyduğumuz futbol ile anlamak güç değil. Avrupa’da top koşturan kaliteli futbolcuların Türkiye’ye gelirken bin dereden su getirdikleri, endişeli ve tedirgin oldukları gerçeğini futbol ile hasbelkader ilgilenen herkes bilir. İşte bunun arkasında yatan temel konu Türkiye’nin imajıdır. Burada ya hiç bilmeden oluşturulmuş klasik Türkiye algısı ile transfer edilmek istenen oyuncu tedirginlik duymakta ya da daha önce Türkiye’ye gelip o veya bu şekillerde haksızlığa veya kötü muameleye maruz kalmış bir başka meslektaşından veya spor adamından duyduklarından etkilenmektedir. Bu anlamda Türkiye ne kadar yanlış tanınıyor ise bir o kadar da kendi karizmasını kendisinin çizdiği söylenebilir. Parasını alamadan giden veya yerli futbolcuların bazıları tarafından dışlanan yabancı teknik direktör ve futbolcu örnekleri hepimizin malumudur. Tabii bu durumda her zaman Türkiye tarafında sorun yoktur, gelen futbolcu ya da teknik direktör de bazen kötü niyetli olabilmektedir. Karşı taraf ne kadar kötü niyetli olursa olsun hukuk çerçevesinde ve gerekli hoşgörü ile Türkiye tarafı her zaman doğru bir imaj çizmek çabasını yitirmemelidir. Özellikle İstanbul merkezli bir futbol camiasına sahip ülkemizin dışarıdan gelen oyuncu ve teknik direktörler için İstanbul özelinde sunabilecekleri çok fazla imkan bulunmaktadır.

Son dönemde Türkiye futboluna ve hatta basketboluna büyük yıldızlar getiren Beşiktaş bu anlamda önemli bir hizmet gerçekleştirme şansına sahiptir. Guti Hernandez gibi dünyaca tanınmış, Allen Iverson gibi NBA’de oynamış, Simao, Quaresma ve Almeida gibi Avrupa’nın önemli futbol kulüplerinde top koşturmuş yıldızların Türkiye ile ilgili kuracakları bir cümlenin oluşturacağı imajın ne kadar etkili olacağı ortadadır. Beşiktaş camiası kendi içerisinde büyük bir şölen yaşarken ve keyifle yıldızlarını izlerken aynı anda Türkiye’nin imaj çalışmaları, yani “kamu diplomasisi” faaliyetleri açısından da önemli bir hizmeti gerçekleştirmektedir. Ayrıca Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün böyle yıldız sporcuları bünyesinde bulundurması diğer spor kulüplerimiz için de bir teşvik oluşturduğu gibi daha fazla yıldız ismin Türkiye’ye gelmesi konusunda bir örnek teşkil etmektedir. Mutlaka Türkiye’ye daha önce de önemli yıldızlar gelmiştir ve bu anlamda diğer spor kulüplerimizin de hizmetleri olmuştur. Ancak Beşiktaş’ın aynı dönem içerisinde bu kadar çok yıldızı, dünyanın çeşitli yerlerinde hayranları olan isimleri bünyesine katması bambaşka bir ilgi uyandırmıştır. Önemli olan bundan sonraki süreçte bu isimlerin Beşiktaş camiası içerisinde olabildiğine mutlu ve keyifli vakit geçirebilmeleri, kendilerini Beşiktaş ve dolayısıyla Türkiye’nin bir parçası sayabilecek kadar rahat hissetmeleridir. Böyle bir entegrasyon süreci neticesinde Beşiktaş özelinde yabancı basına verecekleri her demeç, Türkiye’nin imajı açısından büyük önem taşıyacaktır. Bu demeçlerin pozitif yönde olması ise Türkiye’nin karizmasını arttıracaktır.

Burak YALIM – TUİÇ Genel Koordinatörü             

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme