8 Şubat 2011 Salı

Dış Politikada Bütünlük Meselesi


 Bir ülke için siyasi partilerin, ideolojik grupların veya en basitinden bireylerin dış politika konusunda anlaşmasa bile uzlaşması önem taşımaktadır. Lakin dış politika dediğimiz şey bir evdeki ailenin önce komşuları sonra uzak komşuları daha sonra etki ve ilgi alanındaki diğer birey ve aileler ile olan ilişkilerini ve bu ilişkilerde kendi menfaatlerini koruyup kollamak ve geliştirmesi ile birlikte ilkesel bir duruşu benimsemesini gerektirir. Bu duruş aile bireyleri içerisinde tam bir uyum içerisinde kabul edilmeyebilir, çatlak seslerin çıkması çok da olasıdır. Günümüz dünyasında bir ülke içerisindeki tüm grupların belirli bir dış politika anlayışı üzerinde hem fikir olmalarını beklemek ütopik olacaktır. Çoğulculuğun, çok sesliliğin olduğu ve olması gerektiği ortamlarda elbette dış politika yaklaşımı konusunda da sert tartışmalar olmalı ve her birey veya kurum düşüncesini ifade etmeli ve eleştirilerini saygı temelinde gerçekleştirmelidir. Bu demokratik sistemin bir nimeti olmakla birlikte gerçekleştirilecek dış politika eylemlerinde çok yönlü bakış açısına sahip olunması ve daha ihtiyatlı hareket edilmesi için gereklidir.   
****
Bir ülkenin dış politikası, yapım süreci çeşitli kurum ve kuruluşların katıldığı uzunca bir süreçten ve tarihi birikim ile güncel olayların yorumlanması ile birlikte sabit ve potansiyel verilerin stratejik planlama ile yürütülmesi ile oluşmaktadır. Dış politika alanında bazı temel politikalar olduğu gibi güncel gelişmelere dayanan manevralar da bulunmaktadır. Bu anlamda somutlaştıracak olursak Türkiye’nin uluslararası hukuka bağlılık temelinde politikalar üretmesi temel bir prensiptir ve değiştirilmesi için olağanüstü koşulların oluşması gerekecektir. Fakat Türkiye’nin komşuları ile geliştirdiği ilişkiler değişken olabilir, dün nasıl ki Suriye ile savaşa varacak kadar hasmane bir ilişki gelişmiş ve bugün Suriye Türkiye’nin stratejik işbirliği yaptığı komşusu olmuşsa buna benzer politika değişiklikleri güncel gelişmeler ışığında yaşanabilir. Bu iki durumda da önemli olan, siyasi iradenin ve günün politika yapıcılarının uyguladığı stratejilere uygun hareket tarzının tüm ülke sathında dışarıya karşı bütünlük içinde uygulanabilmesidir.  
  ****
Geçtiğimiz günlerde Almanya’da Münih Güvenlik Konferansı gerçekleştirildi. Konferansın konusu olmamasına rağmen Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan gelişmeler nedeniyle oturumlardan birisi “Arap Dünyası’nda Neler Oluyor” başlığı altında gerçekleştirildi. Bu oturuma Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da konuşmacı olarak davet edilmişti. Ancak Sn. Davutoğlu diplomatik bir yolla toplantıya katılmayı reddetti. Davutoğlu’nun toplantıya konuşmacı olarak katılmamasının nedeni aynı oturumda bir İsrailli yetkilinin de konuşacak olması ve Arapları ilgilendiren bir oturumda hiçbir Arap uzmanın olmamasıydı. Davutoğlu’nun katılmadığı oturuma Türkiye’den CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Emekli Büyükelçi Osman Korutürk konuşmacı olarak katıldı. Mutlaka bir Türkiyeli temsilcinin böyle önemli bir zirvede konuşmacı olarak yer alması önemlidir ancak Sn. Korutürk’ün bu oturuma katılması Türkiye’nin İsrail hükümetine karşı izlemiş olduğu politikayı bir anlamda yaralayan ve tazminat ile özür talepleri karşısında İsrail hükümetine karşı izlenen tavrın bütünselliğine zarar veren bir yaklaşım olmuştur. Mutlaka CHP veya Sn. Korutürk Türkiye’nin izlediği İsrail politikası ile ilgili farklı düşünebilir ve hatta Mavi Marmara olayına sebep olarak iktidar partisini de suçlayabilir. Bu açıdan bakıldığında içeride yaşanacak her türlü tartışmanın yararlı olacağı doğrudur ancak netice itibariyle siyasi iradenin benimsediği politikanın dışarıya karşı birlik ve bütünlük içerisinde yansıtılması Türkiye’nin elini güçlendirici olacaktır. 
  ****
    Buna benzer bir başka hatayı ise Dışişleri Bakanı Sn. Davutoğlu Ana Muhalefet Lideri Sn. Kılıçdaroğlu’nun kendilerine yapmış olduğu telkin ve uyarılara binaen verdiği cevap ile gerçekleştirmiştir. Sn. Kılıçdaroğlu’nun Sn. Davutoğlu için dış politika notu vermesi ve Kıbrıs’ta yaşananlar ile ilgili uyarılarda bulunması en doğal hakkıdır. Netice itibariyle Sn. Kılıçdaroğlu ana muhalefet partisi başkanıdır ve ülkenin dış politika meseleleri ile ilgili iktidar partisine öneri yapacak uyarılarda bulunacak ve eleştirilerini dile getirecektir. Bu durumda iktidar partisi ve mensuplarının benimsemesi gereken tavır dinleyen olmak ve dinlediklerini de dikkate alarak politikalarını sürdürmektir. Çünkü konu dış politikadır ve bu hususta yukarıda da bahsettiğimiz gibi evin içindeki herkesin farklı fikirleri ve önerileri olacak ve önemsenecektir. Dış politika konusunda yapılacak kritik hatalar ülkenin geleceğini, kaderini etkileyebilir. Yaşanan örnekte ise Dışişleri Bakanı Sn. Davutoğlu, Ortadoğu ve Kıbrıs’ta ne yapılacaksa biz en iyi biliriz, kimse bize ders vermesin mealinde bir cevap vererek hataya düşmüştür.
****
            Sonuç itibariyle dış politika hassas meseleleri içinde barındırmaktadır. Yerine göre kol kırılmalı yen içinde kalmalı yerine göre ise evin içerisinde en hararetli tartışmalar yaşanmalıdır. Bu iki durumda ülkenin geleceği ve menfaati adına en hayırlı olanıdır. Aksi durumlarda ise fırsat kollayanlara ve sizin manevralarınızı etkisiz kılmaya ve hatta sizi içeriden yıkmaya çalışanlara koz vermiş olursunuz. Türkiye’de iç siyasette gerçekleşmeyen uzlaşı zemininin en azından dış politika alanında gerçekleştirilebilmesi gereklidir. İçeride oy kaygısı ve iktidar mücadelesi yürütmek bir nebze bu uzlaşmama durumunu açıklayabilir ancak dış politikada kaybedilecek olan ülke menfaatidir. Bu da iktidarı ve muhalefeti ile tüm ülke insanlarını ilgilendirmektedir.

             

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme