2 Nisan 2011 Cumartesi

12 Haziran Çorbaları ve Bizim Kebaplar


Her şeyi bir kenara bıraktım ve bugünlerde tarihi de resmileşen 2011 genel seçimleri üzerine biraz muhakeme yaptım. Evet, 12 Haziran 2011 seçimlerinde sandıklar kurulacak, oylar atılacak ve yeni bir 4 yıl için “yürütme”yi belirleyecek olan “yasama” organı üyeleri seçilecek.

Türkiye demokrasisi
Dünyadaki örnekleri arasında kötülerin iyisidir ancak hakiki bir demokratik üslup veya zihniyetimiz halen yoktur. Çünkü %10 gibi devasa bir seçim barajı uygulaması ile birlikte demokrasinin yazılı kuralı olmayan ancak “tahammül ve saygı” olarak adlandırabileceğimiz değerlerden yoksunluğumuz bu durumu kısaca özetlemektedir. Demokrasilerde herkes birbirinin tercihini sevmese de ona saygı duymayı görev addeder. Ancak biz de “öteki” olmak kadar kolay bir şey yok. %10 barajı ise kim ne söylerse söylesin Kürtleri parlamentodan uzak tutmak için kurulmuş iyi bir oyundur. Oysa demokrasilerde herhangi bir grubu yönetimden dışlamak mümkün değildir.

Gelelim laik ülke Türkiye’ye
Türkiye düpedüz laik bir ülke değildir çünkü diyanet işleri başkanlığı başbakanlığa bağlıdır. Başbakan ise yürütmenin başı sayılır. Türkiye yine laik değildir çünkü vatandaşının giyim kuşamına karışır (dini sembol diyerek) ve onu belli hizmetlerden men eder. Oysa laiklik bize klişe tanımı ile din ile devletin birbirinden ayrılması olarak öğretilmiştir. Laik bir devlette, devlet dine, din de devlete müdahale edemez. Türkiye laik bir ülke olmak istiyorsa içinde barındırdığı tüm din ve bu dinlere ait mezheplere karşı eşit tutum takınan yahut hiç tutum takınmayan bir devlet anlayışı benimsemelidir.

Peki ya sosyal devlet anlayışımız ne kadar?
“Türkiye sosyal bir devlettir çünkü” diyerek söze başlayıp bir sürü sosyal hizmeti anlatabilirsiniz. Ancak bu sosyal hizmetlerin ne şekilde belirlendiği de çok önemlidir. Sosyal hizmet olarak ayni yahut nakdi yardım yapmak gibi iki seçenek vardır ki bizde genellikle ayni yardım şekli kullanılır. Bunun sebebi ayni dediğimiz yardım şeklinde yardım olarak verilecek “şeyin” üzerinden mülki idare yahut yerel idarenin rant edebiliyor olmasından başka bir şey değildir. Vatandaşa “senin neye ihtiyacın olduğunu ben bilirim” demek mi yoksa “al şu yardım miktarını ihtiyacın neyse gider” demek mi daha sağlıklıdır önce buna karar verebilmeliyiz. Bizde ilki tercih edilir çünkü devlet her şeyi bilen bir aygıttır ancak bu uygulamadan bile hiçbir şeyi bilmediği konular olduğunu anlayabiliyoruz.

Peki, hukuk devleti Türkiye’ye ne demeli?
Derinlemesine bir analiz derdine düşmeksizin Türkiye’de hukuk konusunun ne kadar sorunlu olduğunu gösterebilirim. Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Başbakan, Adalet Bakanı, Ana Muhalefet Lideri… Tüm bu isimlerin son birkaç ay içinde “hukuk” ve “yargı” ile ilgili verdikleri demeçleri okumanız yeterli olacaktır. Yargının bağımsız, tarafsız olup olmadığı, hukuk kurallarının nasıl işlediği gibi konuların ne kadar sulandırıldığı Türkiye’nin son 6 aylık gündemini izleyenler tarafından teyit edilecektir. 

Türkiye’de yeni bir genel seçim yapılacak ve ülkemizin nüfusunun % 60 kadarı gençlerden oluşuyor. Dolayısıyla gençlerin belirleyici olduğu bir seçime doğru gidiyoruz. Peki, neyi seçeceğiz? Durum şudur arkadaşlar; hepimizin karnı aç ve mutlaka bir şeyler yemek istiyoruz, ancak önümüzde yemek olarak sadece çorba mevcut, birisi domates, diğeri tavuksuyu ve öteki mercimek çorbası. Peki, bizim çorba ile karnımız doyacak mı, hiç sanmıyorum. Gençler olarak bu eski usul çorbaların yerine şöyle hepimizi tatmin edecek kebap, mantı, börek v.b. alternatiflerin ancak ve ancak kendimizde saklı olduğunu belirtmek istiyorum. 

 www.12punto.com
 websayfasında yayımlanmıştır. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme