2 Nisan 2011 Cumartesi

Trablusgarplı Mevsuf Efendi, Çanakkale’den Libya’ya


Çinlilerin bir atasözü vardır, “Tanrı kimseyi ilginç zamanlarda yaşatmasın.” derler. İlginç zamanlar zor zamanlardır ve beraberinde felaketler ile fırsatları getirirler. Dünya ilginç bir zaman dilimini yaşıyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan olaylar bunun en somut göstergesi. Kimine göre domino etkisi, kimine göre Ortadoğu’nun soğuk savaşının sona ermesi, kimine göre ise ABD’nin bölgedeki yeniden şekillendirme operasyonu. Yaşananlar ne ABD’ye yüklenecek kadar basit bir süreç ne de tamamen doğal olarak gerçekleştiğini iddia edebileceğimiz olaylar. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşananlar için bir sürü neden sayılabilir ancak herkesin emin olduğu bir şey var ki bir şeyler öyle ya da böyle şekilleniyor, değişiyor ve bu şekillenme süreci beraberinde fırsatlar ile felaketleri getiriyor. Mübarek’in felaketi, Tahrir meydanındaki kalabalıkların fırsatı olabilir, Tahrir meydanındakilerin felaketi de başka aktörlerin fırsatlarını oluşturabilir. Aynı durum Kaddafi ve Libya halkı için de geçerli. Şuan Libya’da ne olduğunu tam manasıyla kimse kestiremiyor. Bir yanda halkın talepleri diğer tarafta Kaddafi’nin gözü dönmüşlüğü ve hepsinin üzerine gelen NATO müdahalesi. Bazıları Irak üzerinden analoji yaparken diğerleri Libya’nın ikiye bölünme veya bölünmeme ihtimallerini konuşuyor. Türkiye’nin tutumu ise henüz netleşmiş değil.
Türkiye için durum hiç olmadığı kadar karışık. Bıçak sırtı bir durumdayız. Eksen kayması tartışmalarını bir nebze olsun azaltan NATO Füze Kalkanı anlaşmasından sonra Türkiye bölgede bir kere daha sınanıyor diyebiliriz. 18 Mart’ta alınan Birleşmiş Milletler kararına kadar bölgeye müdahale konusunda net bir tavır sergilemiş ve karşı durmuştuk. Şimdi ise Başbakan Erdoğan’ın ağzından “müdahalenin biran önce bitmesi ve Libya’da halkın taleplerine cevap verilerek bir an önce istikrarın sağlanması” şeklinde açıklanan bir tavır sergileniyor. Türkiye tarihi gerçekleri bir kenara bırakmadan, geçmişte yapılan hataları göz önünde bulundurarak hareket etmek çabasında. Bugün BM kararı ile uluslararası meşruiyetle NATO güçleri olarak Libya’yı bombalayan İngiltere ve Fransa 1915’te Çanakkale boğazını dövüyordu. Çanakkale Savaşında Dardanos tabyasındaki kahraman topçulardan birisi ise Trablusgarplı Teğmen Mevsuf Efendiydi. Çanakkale’de Dardanos’tan Kepez’e giden yolun üstünde yer alan “Hasan-Mevsuf Şehitliği” içerisinde Trablusgarplı Mevsuf Efendi için de bir mezar taşı bulunmaktadır. Türkiye için bu tarihi arka planı göz ardı etmek ve Libya’nın vurulmasına gözü kapalı evet demek mümkün değil. Fakat bunu batıya anlatmak ve batılıların bunu anlamasını beklemek de bir o kadar zor.
Türkiye, Libya özelinde ve Sykes-Picot antlaşması ile şekillendirilen, adı da Anglo-Sakson kültürünce ideolojik olarak “Ortadoğu” konulan coğrafyada ilginç ve zor bir dönemden geçiyor. Tarihin adeta kendine döndüğü ve coğrafyanın yapay sınırları kabul etmediği son dönemde açıkça ortaya çıkarken, batı yine ve yeniden kendine göre bölgeyi şekillendirmenin çabası içerisinde. NATO’nun Libya müdahalesinde Fransa’nın ön alması, operasyona liderlik etme girişimi bunun en bariz örneği. Çin ile Rusya’nın çekince dile getirdiği, İran’ın karşı olduğu ve Arap Ligi’nin tepki verdiği NATO operasyonuna bu uluslararası denklemde Türkiye’nin de kendi verileri doğrultusunda refleks göstermesi gerekiyor. Henüz iki gün önce Çanakkale Deniz Zaferi’ni anma törenlerini gerçekleştiren Türkiye’nin bu tarihi perspektifi göz ardı etmesi, Libyalı sivillerin ölümüne neden olan ve hatta Libya’yı yeni bir Irak haline getirecek uzun erimli müdahaleye dur dememesi tarihin ilginç zaman diliminde önüne gelen fırsatı elinin tersiyle itmek olacaktır. Kaddafi’nin iktidarını sürdüreceği Libya’yı tercih etmeyebiliriz ancak Fransa’nın yerleşeceği bir Libya’nın ve tarihe atılacak bu çalımın daha kötü bir seçenek olduğunu bilmek durumundayız.
1911’de Trablusgarp Savaşı sonrası çekildiğimiz Libya topraklarında o gün İtalyanlara karşı yerel halk ile birlikte yapılan mücadeleyi unutmamak gerekiyor. Enver Paşa ile Mustafa Kemal’in Trablusgarp’ı İtalyan işgaline karşı nasıl savunduklarını, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’nın pusuya yatıp İtalyan askerlerine karşı nasıl mücadele ettiğini ve tüm bu mücadelenin Teşkilat-ı Mahsusa tarafından hangi şartlarda örgütlendiğini bir kenara bırakarak batının başını çektiği ve süreci belirlediği bir Libya operasyonuna Türkiye’nin sağlayacağı her katkının tarihi bir inkar olacağını unutmamak gerekir. Trablusgarplı Mevsuf Efendi’nin Çanakkale’deki mücadelesi ile Enver ve Mustafa Kemal Paşaların Trablusgarp’taki mücadelesi örnekleri kadar eskiye dayanan Türkiye – Libya ilişkilerini bu tarihi perspektiften yoksun kurgulamak ne Türkiye için ne de Libya için fayda getirmeyeceği gibi köklü bir bağın yok sayılması anlamına gelecektir.  
Burak YALIM    (21.03.2011)
BİLGESAM-TUİÇ Platformu Genel Koordinatörü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme