4 Ağustos 2011 Perşembe

Goran Hadziç’in Yakalanması: Vicdani Sorumluluk Nerede?


1990’da Soğuk Savaş döneminin sona ermesinden sonra güç mücadelesinin belki de en acımasızca yaşandığı ve Avrupa’nın adeta seyirci kaldığı Yugoslavya’nın dağılma sürecidir. 1992-95 yılları arasında vuku bulan Bosna Savaşı’nın açtığı tahribatın sorumlusu olanlar son günlerde peşi sıra yakalanıp Uluslararası Adalet Divanı’na teslim ediliyor. 2001 yılında yakalanan Slobodan Miloseviç’i saymazsak son dönemde yakalanan savaş suçluları Radovan Karadziç (2008), Radko Mladiç ( Mayıs 2011) ve son olarak Goran Hadziç (Temmuz 2011) nasıl olduysa uzun yıllar saklanmayı hem de Sırbistan sınırları dâhilinde becerebildiler. Son olarak Goran Hadziç’in yakalanması ile birlikte Avrupa Birliği’nin Sırbistan’dan isteği olan “savaş suçlularını yakalayıp adalete teslim edin” süreci de tamamlanmış oluyor. Peki, Avrupa Birliği’nin insan hakları ve demokrasi bağlamında Sırbistan’dan rica ettiği bu sürecin tamamlanmış olması ile birlikte Sırbistan insan hakları ve demokrasi konusunda sınavını tamamlamış oluyor mu? Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi (ICTY) tarafından aranan 161 kişinin tamamının ele geçirilmiş olması Srebrenitsa’da yaşananları ve halen daha toplu mezarlardan kemikleri çıkarılan Boşnakların acılarını biraz olsun hafifletiyor mu?
Zamanı geri döndürmek gibi bir durum mümkün olmadığına göre Sırbistan devleti için bugün tüm savaş suçlularını adalete teslim etmiş olmak üzerine düşeni yapmak olarak değerlendirilebilir. Fakat bu son süreçte ardı sıra gelen yakalamaların da AB baskısının ve AB’ye üyelik sürecinin olmazsa olmaz şartlarından biri olarak öne sürülmüş olmasının ürünü olduğu aşikâr. İşin hazin yanı Avrupa Birliği ülkelerinin bugün savaş suçlularının teslimini Sırbistan’ın üyeliği için olmazsa olmaz şart olarak öne sürüyor olmasına rağmen o savaş suçlarını işleyenleri ve o katliamları gözlerinin önlerinde cereyan ediyor olmasına rağmen engelleyememiş olmalarıdır. İkinci bir dramatik konu ise Srebrenitsa Soykırımı’nı gerçekleştirenlerin sadece Sırp liderler olarak kamuoyuna sunulması ve o süreçte Srebrenitsa’da görev yapan Hollandalı Birleşmiş Milletler komutanı ve askerlerinin bu sürece ilişkin suçlanmıyor oluşudur. Oysa Srebrenitsa Soykırımı göz göre görre geliyorum derken Hollandalı BM güçleri bölgedeki Boşnakların silahlarını toplamış, silahlı Sırp güçlerinin ise Srebrenitsa’yı kuşatıp ele geçirmesine adeta müsaade etmişlerdir. Konunun en iç gıcıklayıcı tarafı ise adı geçen Hollandalı askerlerin ülkelerinde 2006 yılında madalya ile ödüllendirilmiş olmasıdır.
2008 yılında Radovan Karadziç Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da farklı bir kimlik ile doktorluk yaparken, Mayıs 2011’de Radko Mladiç yine Sırbistan sınırlarında bir köyde sessiz ve sakince yaşamını sürdürürken ve son olarak Goran Hadziç de 20 Temmuz 2011’de Sırbistan’ın Voyvodina bölgesinde sahte kimlik ile bir ormanlık alanda yakalandı. İnsanlık suçu işlemiş bu üç katilin yakalanması Bosnalı Müslümanlar için mutluluk verici bir gelişme olsa da Srebrenitsa’da yaşananlar “soykırım” olarak tescillense de Hollandalı BM askerleri nezrinde tüm Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği vicdani sorumluluğu taşımaya devam etmektedirler. Savaşın bitmesinin üzerinden 15 yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen savaşın açtığı yaralar devam etmektedir. Son olarak 11 Temmuz 2011’de Srebrenitsa soykırımının 16. yıldönümü anılırken, Srebrenitsa’nın yakınlarındaki Potoçari anıt mezarında 613 yeni ceset toprağa verildi. Bunların içinden en genç kurban 11 yaşındaki bir çocuk, en yaşlısı ise 82 yaşındaki bir dedeydi. Bunun yanı sıra Srebrenitsa’da Boşnak nüfusu her geçen gün azalıyor. Savaştan sonra burada yaşamak istemeyenlerle birlikte ekonomik sıkıntılar nedeniyle şehri terk etmek zorunda kalan Boşnaklar da yoğunlukta.
Yugoslavya’nın dağılması ile birlikte bu süreçte en büyük acıları ve yaraları Bosnalı Müslümanların aldığını ve bu yaraların halen daha devam ettiğini teslim etmekle birlikte Goran Hadziç’in yakalanması ile birlikte tüm savaş suçlularının Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na teslim edilmesini olumlu bir adım olarak görmeliyiz. Sırbistan Devleti Goran Hadziç’i de yakalayıp adalete teslim ederek Avrupa Birliği üyeliği yolunda önemli bir süreci tamamlamıştır. Avrupa Birliği Sırbistan’ın üyeliği için gerçekleştirdiği baskıları Bosna-Hersek’de yaşanan sorunların baş müsebbibi Sırp Cumhuriyeti için de göstermelidir ve Bosna – Hersek’in de Avrupa Birliği üyeliği yolunda adım atması sağlanmalıdır. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen var olan savaş izlerinin silinmesi için bu Avrupa Birliği’nin vicdani sorumluluğudur. Avrupa Birliği’ne üye olmuş bir Sırbistan’ın Sırp Cumhuriyeti’ne Bosna – Hersek’le ilgili sorunlarda yeterli baskıyı yapmayacağı bilinmeli ve Bosna – Hersek ile ilgili yapısal sorunlar Sırbistan’ın AB üyeliği öncesinde mutlaka halledilmelidir. Sırbistan önemli bir eşiği atlatmış olmakla birlikte önümüzdeki süreçte en önemli ve kritik adımını Kosova ile müzakerelerde verecektir.
(20 Temmuz 2011)
Burak YALIM

UİÇ YK Başkanı

http://www.tuicakademi.org/index.php/yazarlar1/34-burak-yalim/1743-goran-hadzicin-yakalanmasi-vicdani-sorumluluk-nerede

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme