4 Ağustos 2011 Perşembe

"Herşeye Rağmen" MHP Mecliste Olmalı


Seçimler yaklaştıkça tansiyonun bugünlere oranla daha yükseğe ulaşacağını öngörüyor ve MHP’nin “herşeye rağmen” parlamentoda yer alması gerektiğini düşünüyorum. Zaman zaman tansiyonu kendisi de yükselten, ilginç formüller üreten, projesi ne diye sorsanız benim de şudur diye dikkatle gösterecek bir şey bulamadığım MHP,  tüm bu eksik ve gülünç durumlara rağmen parlamentoya girmelidir. Çünkü MHP’nin olmadığı bir parlamentoda; AK Parti ve CHP’nin keskin bir dille birbirlerine girdiği, BDP’nin dengesini bulamadığı, krizlerin çözülemediği ve en nihayetinde ciddi bir tabanın temsil edilmediği ve bu öfkeyle daha marjinalleşeceği bir ortam oluşacaktır.

Özellikle 12 Eylül referandumu ile inanılmaz bir itibar kaybeden MHP’nin yaklaşan 12 Haziran seçimlerinde barajın altında kalabilme olasılığının yüksek olduğunu daha önce muhtelif yerlerde belirtmiştim. Bu tezimin en büyük gerekçesini elbette 12 Eylül Referandum sürecinde MHP’nin “hayır” cephesinde adeta CHP’lileşen tavrı oluşturuyor. Ancak MHP sadece referandum vukuatı nedeniyle zor durumda değil. AK Parti ve CHP’nin de bu denklemde MHP’yi epey zorladığı gözle görülür bir gerçek çünkü birbirinden oy alamayacak olan bu iki partinin oylarını arttıracağı taban MHP tabanıdır. CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu ile az da olsa yarattığı yeni hava ve uzun dönemdir “AK Parti gitsin de ne olursa olsun” şeklinde seyir eden kitlelerin CHP’de buluşmak isteyeceği ve bu noktada ancak MHP’den oy çalabileceği aşikârdır. Çünkü son dönemde MHP ile CHP tavanları arasında anlayış olarak çok büyük fark görünmemektedir. Ergenekon sanığı olan Engin Alan’ın partiye dahil edilmesi ve elbette Devlet Bahçeli’nin çevresini kuşatmış Oktay Vural, Cihan Paçacı, Deniz Bölükbaşı gibi ülkücü hareketten bir haber ve daha çok Laik – Kemalist çizgide siyaseti benimseyen kişilerin MHP içerisinde ön plana daha çok çıkıyor oluşu bu örneklemin somut delilleridir. Bu durum MHP’ye iki türlü zarar vermektedir. Birincisi tavan siyasetini benimseyen kitlelerin CHP’lileşmesi, ikincisi ise bu durumdan rahatsız olan MHP tabanının AK Parti’ye meyletmesidir. Çünkü MHP tabanı ziyadesiyle dindar – muhafazakârdır ve hatta ülkücü hareketin önde gelen simaları referandum sürecinde bu farklılaşmayı bizlere net şekilde göstermiştir. İş bu durumun farkında olan AK Parti ve CHP önde gelenleri haliyle kendi oylarını yükseltmek isterler ve MHP tabanından oy kapma yarışındadırlar. Bir AK Parti’li CHP’ye, bir CHP’li de AK Parti’ye kolay kolay oy vermeyeceği için hesapların hepsi MHP üzerinden yapılmaktadır. MHP’de ne ola ki onun üzerinden oy planı yapılsın diyenlerin ise Türk siyasal hayatına şöyle bir bakmaları gerekecektir. Çünkü MHP’nin siyasi varlığı yarım asırı aşmıştır ve MHP’nin en kötü ihtimalle alacağı oy %7-9 gibi bir rakama tekabül etmektedir.

Olağanüstü bir hal olmaz ise MHP’nin yukarıda saydığım gerekçeler nedeniyle baraj tehlikesi yaşadığını bir kere daha vurgulamak istiyorum. Ancak bu duruma rağmen MHP’nin 12 Haziran seçimlerinden sonra parlamentoda bulunmasının da yararlı olacağı kanaatindeyim. Çünkü yeni dönemde yapılması düşünülen “yeni anayasa” çalışmalarında her ne kadar tekelinde olmasa da “milliyetçiliği” bayraklaştırmış ve Türk siyasi hayatının önemli bir aktörü olan MHP’nin bulunması iyi olabilir. İkinci bir konu ise MHP’nin “kriz çözücü” özelliğidir. Hatırlanacağı üzere 2007 yılında yaşanan cumhurbaşkanlığı krizinde ülkede genel seçimler yenilenmiş ve akabinde MHP her ne kadar iktidara destek vermemiş olsa bile kendi adayını çıkarıp meclis oylamalarına katılarak krizin aşılmasında rol oynamıştır. Her ne kadar CHP marifetiyle anayasa mahkemesine takılmış olsa da başörtüsü sorununu çözmek maksadıyla AK Parti ile işbirliği yapan yine MHP olmuştur. Gözlerden kaçırılmaması gereken en önemli konu ise Genel Başkan Bahçeli’nin Türkiye’nin geçtiği zor dönemlerde ülkücü teşkilatı sokaklardan uzak tutması ve yaşanması muhtemel şiddet olaylarına engel olmasıdır. Yine aynı MHP siyasi bir dava olan “Ergenekon Davası” sürecinde tarafsız bir pozisyon belirlemiş ve hukukun üstünlüğünü vurgulamakla ile birlikte sürecin derhal sonuçlandırılması, suçluların belirlenmesini talep etmiştir.

Tüm bu özellikleri nedeniyle MHP’nin 12 Haziran sonrasında da parlamentoda olması kolaylaştırıcı bir rol oynayabilir. BDP’nin dahil olacağı yeni anayasa çalışmalarında MHP’nin olmaması farklı algılamalara yol açabilir. Bu anlamda BDP’nin de söylem ve duruşunu kolaylaştıracak olan unsur MHP’nin mecliste yer alacak olmasıdır çünkü aksi takdirde AK Parti ile BDP üzerinden türlü senaryolar üretilebilir. Diğer bir konu ise meclis dışında kalan MHP’nin tabanında yaşanacak gerilmelerin oluşturabileceği sert üslup ve şiddete varan olaylar endişesidir. Hatta bu kadroların bazı kirli ellerce farklı amaçlarla kullanılması bile daha olağan hale gelebilecektir. MHP ciddi bir baraj tehdidi yaşamaktadır. Her ne kadar bazı çevrelerce oy oranları %15-17 civarında gösterilse de bu gerçekçi bir yaklaşım değildir. MHP yöneticileri ve teşkilatlarının bu afaki söylemlerle hareket etmesi durumunda MHP 12 Haziran seçimlerinde baraj altında kalabilir. Bu durum MHP’yi elbette ciddi şekilde etkileyecektir ancak diğer yandan da Türkiye’nin yakın dönemde yaşayacağı değişim ve gelişmelerde de olumsuz yönde etkili olabilir. Bu nedenle az da olsa, sınırdan da olsa MHP 12 Haziran sonrasında parlamentoda temsil edilmelidir.

(12 Nisan 2011)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme