4 Ağustos 2011 Perşembe

İbadet Polemiği:Tehlikenin Farkında mıyız?

Kaçıncı sıradan seçildi bilmiyorum, sanırım “şahin” soyadına vefadan ötürü kendisi şuan taze vekillerimizden birisi. Yeniliği mi sebep oldu yoksa hep mi böyleydi bilmem ama bir anda ülke gündemine oturuverdi. Umarım çok uzun kalmayacaktır gündemde çünkü hiç hoş olmadı gündeme gelişi. Evet yanılmadınız hemşehrimiz Hüseyin Şahin beyden bahsediyorum. Araştırma gereği bile duymadım, kaçıncı sıradan vekil seçildi, kimdi neydi diye bir google araştırması bile yapmadım. Şu ülke gündemine oturduğu konu varya, bence bu konu bile Sn. Şahin’i az çok tanımamızı sağladı.

Diyor ki Hüseyin Şahin; “Başbakan’a dokunmak bile bence ibadettir.” Tabiki çok iddialı bir söz. Eminim ibadet derken dini bir vecibeyi kastetmedi ve Başbakan’a olan sevgi, saygı ve hürmetini göstermek istedi. Bu sözlerin söylendiği haberi ajanslara düştüğünde tesadüfen ilk görenlerden birisi oldum. İlk tepkim “İnegöl’lü kimliğim rencide oldu” şeklindeydi. Rencide olmuş hissettim kendimi çünkü oy verdiğim yerden seçilen bir vekilimiz her ne demek istemiş olursa olsun kantarın topuzunu kaçırmıştı ve genellemeci zihniyetin hakim olduğu ülkemde bir İnegöllü milletvekili olarak İnegöl ile ilgili bir imaj yaratmıştı. Gerçi memleketin %50’si Ak Parti’ye oy verdiği için geri kalan %50’den ileri düzeyde tepki, Ak Parti’ye oy verip “ibadete” varmayanlardan da ortalama tepkiler gelecekti ya, ben yine de ürktüm. Hüseyin Bey lafını etti, manşetlere konu oldu ve bir iki güne unutulur gider elbette ama esasen burada görülmesi gereken bambaşka bir mesele var ve asıl ürkütücü olan da sanıyorum burası.

Yıllarca Atatürk’ün putlaştırılmasına, ona karşı tutum ve tavırların adeta ibadete varmasına kızan, hatta bu durumun nefrete dönüştüğü bir kitlenin bireyleri de benzer bir hataya düşmeye mi başladı yoksa diye uzun zamandır düşünür dururdum. Ve Hüseyin Şahin bey bu düşüncelerime daha öncekilerden (bknz. Peygamber benzetmesi) sonra eklenen son vakıa oldu. Evet şimdi cumhuriyet gazetesine maalesef katılıyorum ve soruyorum “tehlikenin farkındamısınız?”. Bu soruyu esasen Sayın Başbakan’a sormak gerekiyor çünkü az çok siyasete ilgimden ötürü kendisi ile şahsen tanışma lütfuna ermemiş olsam da böyle şeylere papuç bırakmayacağını tahmin ediyorum. Kendisi bu “ibadetimsi” sevgiye, “tapınılası” aktör olmaya hiç sempatik bakmıyor olabilir ve hatta bu kişilere gereken tepki ve yaptırımı uygulayabilir elbette ama esas olan buraya nasıl ve neden geldiğimiz değil mi? Düne kadar Atatürk’ü putlaştırıyorlar diye kızdığımız Kemalistler ile bu adını da koyamadığım zihinsel duruş aynı potaya düşmüyor mu? Dün gazetelerine “yetiş atam kurtar bizi” manşetleri atanlarla bugün “başbakana peygamber benzetmesi yapan / onla çalışmayı ibadet ile eş değer gören” zihniyet arasında hiçbir fark yok. Peki Başbakan ne yapsın bu durumla ilgili diyorsak eğer, bence yapması gereken en önemli şey parti grubunu, il/ilçe başkanlarını ve hatta belde yöneticilerini ayrı ayrı toplayıp hepsi ile samimi olarak bu konular üzerine konuşması gerekiyor. Seçim zamanı geldiğinde nasıl hepsini bir araya getirip gerekli politikaları anlatıyor ve kapı kapı dolaşmalarını rica ediyorsa, bu durumda da tehlikeyi farketmeli ve benzer bir uygulama ile bu gibi yanlış bir eğilime kapılmanın dehşet sonuçlarını tüm partililerine anlatmalıdır. Bu yeter mi derseniz eğer Sayın Başbakan’a bir başka önerim de ekibini ön plana çıkarmasıdır. Her konuda tek adam gibi görünüyor olması bu algıyı ister istemez yaratmakta ve “Erdoğan olmasa diğerleri bir işe yaramaz, hiçtir” kabilinden cümleler kurdurtmaktadır. Bu işin bir başka boyutu daha var ki o başlı başına yazı konusu olabilir. AK Parti’nin son dönemde Ankaralılaşıyor olması diye kısaca belirtmekte yarar var. Ankaralılaşmak tehlikeli bir sonun başlangıcı olabilir. Ankaralılaşmak demek devletleşmek demektir ve sokaktan vatandaştan uzaklaşıyor olmaktır. Bu durumda “tek adam” dönemlerinde sıkça yaşanır.

Uzun lafın kısası Hüseyin Şahin Bey taze vekil olması hasebiyle sevgisini çok manasız sözlerle anlatmak istediği için gündem oluşturdu. Eminim kendisi bu hızlı çıkıştan gereken dersi almıştır. Lakin medyaya çıkıp, “evet ben Başbakanımıza olan sevgi ve hürmetimi izah etmek isterken lafı epey ileri götürmüşüm ve hem kendimi hem de Başbakanımızı zora sokacak sözler söylemişim. Bu anlamda herkesten özür diler, asıl niyetimin bu olmadığını beyan ederim” diyebilseydi, ya da Türkiye siyasetinde böyle bir üslup ve gelenek olsaydı, inanın herşey çok daha güzel olurdu. Ama maalesef bizim siyasetçilerimiz yanlış da söylese evirip çevirmeye, kıvırıp süslemeye pek meraklılar. Böyle oldukları için de insanlarımızın pek teveccühünü kazanamıyor, aman ne de olsa siyasetçi, bügun söyler yarın unutur, güven olmaz onlara gibi ithamlara maruz kalıyorlar. Oysa insan şaşar beşerdir, bazen biz de hata eder yanlış söz söyleriz demekten kimseye zarar gelmez.

Burak YALIM
Uluslararası İlişkiler Çalışmaları Derneği Başkanı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme