28 Ağustos 2011 Pazar

Neden Profesyonel Askerlik?


Gündemin en önemli haberi diyeceğim ama kendini bu konularda kayıtsız şartsız kapatmış olanların hiç duymak istemediğini bildiğimiz bir ses kaydı internete düştü. Tarihi diye nitelendirdiğimiz “generallerin istifası” olayının (ki istifa da yok emeklilik var, zira tazminat hakları yanacaktı paşaların) baş aktörü Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner Paşa’nın birtakım subayla yaptığı toplantı yahut sohbet ses kaydı olarak bir web sitesinde yayımlandı ve aynı gün içerisinde kaldırıldı.
Zamane alışkanlığı “sosyal medya” sayesinde bu ses kaydının varlığından anında haberimiz oldu ve bir kısmını not etme şansına sahip olduk. Başlık “neden profesyonel ordu” konu “ses kaydı” diyebilirsiniz ama zaten işin düğüm noktası da burası. Ordu’nun en tepesindeki “paşa”nın itiraf mı desek yoksa acziyet mi desek bilemediğimiz ifadelerinde bizim neden ve ne kadar acil bir profesyonel orduya ihtiyacımız olduğu açıkça ortaya koyuluyor. Her ne kadar kendisi aynı ses kaydında “hudut birliklerini profesyonelleştirelim, bakın profesyonel ordu demiyorum” dese de konuşmaların tamamından çıkan tablo ne kadar amatör ve acizce terörle mücadele yapan bir ordumuz olduğunu gözler önüne seriyor.

Zorunlu askerlik dediğimiz şeyin her zaman bize özgü olduğu, Türklerin vatan sevgisi ve vatan borcu hissiyatıyla gerçekleştirdiği ve dünyada eşi benzeri olmadığı söylenir durur. Oysa 1. Dünya savaşından sonra Almanlarla itilaf güçleri arasında imzalanan Versay antlaşmasına baktığımızda savaşı kaybeden Almanlara zorunlu askerlik uygulamasının yasaklandığını görebiliriz.(http://tr.wikipedia.org/wiki/Versailles_Bar%C4%B1%C5%9F_Antla%C5%9Fmas%C4%B1) Benzer bir örnek ise Fransızlar için geçerlidir. 1798 yılında konulan Loi Jourdan isimli bir yasa “20 – 25 yaşları arasındaki bekâr ve çocuksuz her erkeğin askerlik yapmasını ilan eder” ibaresini taşımaktadır. (http://en.wikipedia.org/wiki/Jourdan_law) Zorunlu askerliğin 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın sonlarına kadar geçerliliğini koruduğunu kabul etmekle birlikte bilhassa soğuk savaştan sonra dünyada yaşanan yumuşama ile özellikle büyük ülkelerde terk edildiğini fark etmekte yarar var. Çünkü yeni dönemle birlikte teknolojide yaşanan çağ değişimi eskisi gibi kalabalık hantal orduları değil onların yerine daha hızlı hareket edebilen ve teknolojiyi en iyi şekilde kullanarak nokta atışı yapabilen savunma reflekslerini gerektiriyordu. Daha hızlı hareket edebilen ve teknolojiyi kullanan orduların da başarısı eski usulle hareket edenlere göre fazlaydı.(Bknz. ABD’nin Irak Savaşları, Rusya ve ABD’nin Afganistan işgalleri)
Yukarıdaki bazı teknik ve detay bilgilerden sonra bizim “zorunlu askerlik” meselemizin can alıcı noktalarına ve işlevlerine de değinmekte yarar var. Zorunlu askerlik, 20 yaşındaki bireyin vatan sevgisi ve birlikte yaşama koşullarını öğrenerek ulusal bütünlüğü sağlama konusunda bir doktrin oluşturma mekanizması olarak kullanılmak istendi. Askerliğin her şeyden kutsal olduğunu ve asker olarak ölüme gitmenin ne kadar onurlu olduğunu vurgulayarak aslında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de siyasete müdahale etmesini meşru kılıyor ve buna zemin hazırlıyordu. Hali hazırda var olan dahili ve harici düşmanlar ancak güçlü bir ordu ile berhava edilebilirdi. Bu güçlü ordu için ise “gönüllü” olmayacağına göre “zorunlu”askerlere ve açıkçası bu sistemden geçirilerek doktrine edilecek vatandaşlara ihtiyaç vardı. Gönüllü olmuyordu çünkü askere gidip gelenlerin tecrübeleri bir sonraki gidecek adaylar için korkulu birer rüya ve kabus oluşturuyordu. Dolayısıyla söylemde gönüllü ama hukuken zorunlu bir askerlik sistemi uygulanmalıydı. (Buraya kadar yazdıklarımız ise Türkiye’nin içinde bulunduğu özel konumla da ifade edilebilir. Malumunuz her yerde düşman var ve çok stratejik bir coğrafyada tutunma mücadelesi veriyoruz ve dolayısıyla eğer vatandaşıysan bu memleketin askerliğini de paşa paşa yapacaksın yok olmaz diyorsan da defol git.)
Şimdi konumuzun can alıcı kısmına gelebiliriz. Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner Paşa’nın internet ortamına düşen videosu gönül isterdi ki bazı siyasilerin videolarına benzeseydi de bu kadar üzülmeseydim ve samimiyetle istediğim Güçlü Türkiye’nin Güçlü Ordusu’nun bu hallerde oluşunu görmeseydim. Buyurun Işık Paşa’nın hudut birlikleri ile ilgili ifadelerinden okuyalım: “karakollarımızın çevresinde ve hudutlarda kontrolsüz mayın döşediğimizi sivillere söyleyemiyoruz huduttakinin bile işareti yoktur. Adam gidiyor basıyor bilmem ne yapıyor. Haberimiz yoktu. Ekip gönderdik Ankara’dan da geldiler sırayla bitirdiler. Bilmiyorum bitti mi daha devam ediyor mu?” Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepesindeki komutanın döşenen mayınlarla ilgili ifadeleri bunlar. Hemen bu ifadelerden sonra paşa devam ediyor, “Şimdi ben desem ki yetkililere yahu bizimkiler mayın döşemişlerdi 10 sene evvel 20 sene evvel başıboş bırakıp gitmişler ne derler? Döşerken aklınız nerdeydi derler. Maalesef döşeyen yine biziz. Değil mi?” Ordumuz güvenlik amaçlı mayınlar döşüyor ve bu mayınları başıboş bırakıyor sonra gencecik arkadaşlarımız mayına basıp hayatlarını kaybediyor. Diyeceksiniz ki 10-20 yıl öncesinde döşenen mayından Işık Paşa’nın suçu ne, bireysel olarak bir suçlu aradığımız zaten yok. Ve aynı paşamız o makama gelene kadar 40 yıldır o kurumun içerisinde. Eski Genelkurmay Başkanımız 6 mehmetçiğin şehit edildiği Hantepe baskını ile ilgili ise şu ifadelerde bulunuyor:“Neden bunu söylüyorum. Önümüzde örneği var. Verelim örneğini, hepimiz öğrenelim. Bir daha o hataya düşmeyelim.  İşte bu hantepe mantepe olayında operasyon yapan komutan daha doğrusu sorumlu komutan 1. Tugay komando tugay komutanıydı ve kendisi arazideydi. Orda bilmem ne tepesindeydi. Ama ekrana bakan komutanlık civardaki komutanlığımız ona müdahale etme yetkisi yoktu. Böylece bir koordinesizlik oldu zamanında müdahale edemedik.” Komutanımızın hatalardan ders çıkardığı ve yenilenmesini istemediğini görmek şahane ancak bu bahsi geçen olay bilmem kaç sene önce değil henüz daha acısı taze olanlardan. Yani bu zamanda bu hataları yapan birilerinin kasıla kasıla arka çıktığı ve yıpratıyorsunuz dediği güçlü(!) ordumuz. Bunlarla profesyonel askerliğin ne ilgisi var diye düşünüyorsanız eğer bakın ses kaydında daha vahim bir kısım var onu da birlikte okuyalım: “eğitim zafiyeti nedeniyle terörist diye masum erimizi kendimiz vurduk. Kabahatli biziz bakın yine örnek, dilimin ucuna geliyor söylemek istemiyorum. Böyle timi mimi sahip olmazsa orda bir tane karaltı görür tak diye ateş eder başlar sesi duyan herkes ateş etmeye basıldık diye. Arkadaşımızı bir erimizi alnından vururuz. Vurduk mu? Haberiniz var mı? Var değil mi? Olayı takip ediyorsunuz. Herkesin cebinde artık telsiz var eskisi gibi de değil. Bak ben ateş ediyorum. Herkes sussun diyeceksin. Herkes duyacak. Kimse bir şey yapmayacak. Bir kişi edecek. Bunu gayet kolay yapmak ama eğitimle bunu yaparsanız olur. Bırakırsanız keyfine gider adam ateş et der. Vay basıldık diye herkes silaha sarılır. Bir masum erimizi alnından pat diye vururuz.  Kabahatli biziz.” Ne diyor paşam “eğitim zafiyeti”, neden, çünkü 3 aylık kıytırık eğitimden geçen kardeşimi dağın başına karakola götürmüşsün haliyle o da ufak bir çıtırtıya basıyor mermiyi sonra herkes davranıyor silaha. Can tatlı elbette, kimse ölmek istemiyor ama ne yaparsın “zorunlu” askerlik. İşin traji-komik yani ise o kardeşimiz ellerine kına yakılarak, vatan için ölürse şehit olur diyerek davulla zurnayla askere gönderiliyor ve kendi arkadaşının silahından çıkan, yani TSK’nın mermisi ile şahadete eriyor. Dikkat buyurun ölenler yine Ahmet ağa ile Ayşe teyzenin çocuğu, bunu ben değil kendi ağzıyla Genelkurmay Eski Başkanı söylüyor: “çoğu yerde çat pat dediğin zaman o oraya bu buraya birkaç gözü kara arkadaş dayanıyor dikkat ediyor, şey yapıyor.  Lider pozisyonunda olanlar piyasada yoklar. En acısı da silahını da bırakıp da gidenler. Roj tv silahın numarasını da beraber gösteriyor. Öyle mi? Silahın numarasını da gösteriyor. Ben olsam o rütbelinin yerine insan içine çıkmam. Ama utanmıyor adam.” Lider pozisyonunda olanlar “paralı askerler” biliyorsunuz değil mi? Mesleğini askerlik olarak tercih etmiş ve maaşla bu işi yürütenlerin piyasada olmadığını söylüyor Işık Paşa. Bir keresinde bir astsubay kızı ile tartışmıştım. Bana, babasının ölüm tehditleri içinde nöbet tuttuğunu söylüyordu. Ben de kendisine benim babamın dış cephede boya yaparken 13. katta ölüm tehlikesi taşıdığını söylemiştim. Kimse anlamadı tabii ki oysa mesele her ikisinin de evladına ekmek getirmek için o riskleri göze aldığı gerçeğidir. O arkadaşın babası astsubay diye benim babamdan daha çok sevmiyor aslında vatanını. Demek istediğim “paralı askerlik” bir tercihtir. Hayatınızı askerlik mesleği üzerinden alacağınız maaşla idame ettirirsiniz. Ve maalesef Işık Paşa’nın dediğine göre paralı askerler yani rütbeliler mevziiyi en önce terk ediyor. Vatandaşın vergisi ile maaşı ödenen devlet memuru vatandaşın çocuklarını ölüme gönderecek kadar gözü kara olabiliyor.Buyurun Işık Paşa’nın ifadeleri ile devam edelim: “ancak geçen seneden beri biraz daha mantıklı olarak bu işi yapmaya karar verdik. İşte eskiden büyük bölgeleri aramak için taburlar hadi araziye diziliyorduk. Hadi arıyorduk tarıyorduk bu arada 10 kişi mayına basıyordu beş kişi bilmem ne oluyordu. Düşüyordu kalkıyordu yaralanıyordu neticede de hiçbir şey bulamıyorduk verdiğimiz zayiatla kalıyorduk. Onun için dedik ki istihbarata dayalı gerçek duyuma dayalı bir şey elde ettiğimiz zaman bunun usulünü yolunu valiyle maliyle ayarlayalım ve derhal buna operasyon yapalım.” Tablo ortada aslında daha fazla yorumlamaya gerek bile yok. Yine biz vatan görevi aşkıyla “zorunlu asker” olacağız ve hizaya dizileceğiz, sonra araziye götürüleceğiz ve belki de 10-20 yıl önce yine TSK tarafından döşenmiş mayına basacağız. Sonra da “şehitler ölmez vatan bölünmez”. Bu durumda aslında teröristler ölmüyor, öldürülemiyor ve vatan bölünmese bile vatandaşlar zayiat oluyor. Çark başka türlü nasıl dönecek sanıyorsunuz. Pompalanan vatan-millet aşkı olmazsa kim gidecek “zorunlu askerliğe”. Aslında söylenecek çok söz var ama Işık Paşa’mızdan son çarpıcı alıntı ile yavaş yavaş sözlerimizi noktalayalım. Işık Paşa son zamanlarda halkın bilinçlenmesiyle ilgili ciddi bir uyarı yapıyor: “çok dikkat edin herkesin gözü üzerimizde. Bir ufacık hata yapılırsa basına taşınıyor, manşetlere taşınıyor onun için herşeyi yasal bazda yapmak durumundayız. Bizim yasalarımız hani bazen kızıyoruz mızıyoruz ama bize gerekli yetkiyi veriyor.” Anlaşılan o ki hataların deşifre olması neticesinde ancak “yasal” zemine kayabiliyor ordumuz. Demek ki bilmediğimiz neler oldu illegal. İkincisi ise yetki yok diye bağırmalarının aslında ne kadar yersiz olduğunu kendi ağzıyla söylüyor ve nedense mızmızlandıklarını kendisi ifade ediyor.
Sonuç olarak yukarıda yazdıklarımızı yine duymayacak, duysa bile “ordu karşıtı”“terör payandası”olarak niteleyecek çok insan var biliyoruz. Fakat anlaşılması gereken şu ki eğer bu eski kafa ile yola devam edilirse ne terör bitirilebilir ne de Türk Silahlı Kuvvetleri hak ettiği değerli konuma ulaşabilir. Evet, zor bir coğrafyada büyüme mücadelesi veriyoruz ve bunun için “hakikatten güçlü ordu” ya ihtiyacımız var. Zorunlu askerlik “ideolojik ve ekonomik” olarak birilerine ciddi menfaatler sağlıyor ve bunun kırılmasından gerçekten rahatsızlar. Onların bu söylediklerimize kulak asmaması ve tersini iddia etmesi normaldir lakin o konumda olmayıp sırf vatan-millet-ordu hassasiyeti ile dönen bu kirli çarka destek verenlerin aklını başına alması gerekiyor. Ne diyordu Mustafa Kemal Atatürk: “Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır”. Kendisini Mustafa Kemal’in ordusu olarak nitelendiren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de görevini en iyi şekilde yapması gerekmiyor mu?
Not: Vatandaşları askerlik görevine karşı soğutmaktan ötürü herhangi bir cezaya maruz kalırsam eğer siz değerli dostlardan temiz çamaşır, sigara ve bolca kitap göndermenizi bekliyorum. “Yeni Türkiye”hikâyelerini de yazmayı unutmayın! J
@burakyalim (twitter)
https://www.facebook.com/burakyalim


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme