7 Ağustos 2011 Pazar

(YAŞ) Medya Yorumları

Geçtiğimiz günlerde Yüksek Askeri Şüra (YAŞ) toplantıları gerçekleşmeden hemen önce genelkurmay başkanı ve 3 kuvvet komutanı istifa mahiyetinde emekliliklerini istemişlerdi. Bu istifalar (emeklilik) üzerine medya ve sokak kendince belli tartışmalara kalkıştı. Bize göre henüz "askeri vesayet" biterken başkalarına göre "sivil darbe" başlıyordu. Esasen askeri vesayetin tam manasıyla bittiğini de söylemek öyle kolay değil. Nitekim halen daha "zorunlu askerlik" meselesi ile birlikte "genelkurmay başkanlığı" nın "milli savunma bakanlığına bağlanması" ve "askeri harcamaların kontrol altına alınması" gibi konularda atılması gereken ciddi adımlar var. Bu konular ayrı birer yazıya malzeme olacağı için bir kenara bırakarak esas meseleye girmek istiyorum. 

Yaşanan bu emeklilik (istifa) olayından sonra birileri kalkıp "karpuz kesecektik" derken bir başkaları da "ordu evlerine nasıl girecek" şeklinde söylemlerde bulundu. Bana sorarsanız her iki yaklaşımda birbirinden tehlikeli. Hepinizin malumu bir gazetemiz "karpuz kesecektik" derken aslında bile bile birilerini gaza getirmeye, sinir uçlarıyla oynamaya yelteniyordu. "Ordu evlerine nasıl girecek" ithamıyla ise yeni Genelkurmay Başkanı'na seslenenler ise çiçeği burnunda Genelkurmay Başkanı'nı genç subaylar tarafından sevilmeyecek olmak, rütbeli askerlerin yüzüne bakamayacak hale gelmek, kısacası en üst rütbede olduğu ve başkanlığını yaptığı kurumda sevilmeyecek olmakla adeta tehdit ediyordu. Olay bununla da sınırlı kalmadı, yaşanan atamalardan sonra malum gazetemiz kalktı ve bu kez de Başbakan'a ithafen "diklendi ama dik duramadı"  manşetini attı. Uzaklardan bir ses ise başbakanın başarısını överken ve askerin siyasetten uzak olması gerektiğine atıf yaparken güçsüz bir ordunun Türkiye için Ortadoğu coğrafyasında büyük zaafiyet oluşturacağını söyledi. (Economist)

Yukarıdaki yaklaşımların hepsini sırası ile ele almak gerekirse eğer birincisi "karpuz kesecektik" diyenlerin niyetinin üzüm yemek mi bağcı dövmek mi olduğunu anlamak gerçekten güç. Evet demokratik ülkelerde asker kışladadır ve siyasete karışmaz. Bu noktada hemfikiriz fakat böyle bir manşeti attıracak kadar hırs ve intikam duygusuna neden kapıldığınızı merak ediyorum. Süreç normalleşirken ve asker kışlasına dönerken tekrardan sinir uçlarını kaşımak kime ne yarar sağlayacak? Normalleşme sürecini hep birlikte "normal" karşılamak sanırım toplumsal uzlaşı noktasında özellikle psikolojik olarak daha faydalı olabilir. Dün gücü elinde bulunduranlarca haksız yere aşağılandığımız için ilk fırsatta onları aşağılamak ne kadar tutarlı bir yaklaşım olabilir ki... 

İkinci olarak bir ülke için hayati derecede önemli bir kurum olan Silahlı Kuvvetlerin yeni başkanını kendi kurumu içerisinde adeta bir düşmanmış gibi göstererek itibarsızlaştırmak ne kadar makul? "Ordu evlerine nasıl girecek" gibi bir yaklaşımla hedeflediğiniz yeni bir kaos ve karmaşa yaratmaktan başka ne olabilir ki? Bir kurumun başkanı hakkında diğer personeline yönelik itibarsızlaştırma yaparak neyi ispat edeceksiniz veya neye hizmet edeceksiniz? Ayrıca o kişi o makama gelebilecek kadar hizmet ve çalışkanlık göstermiş ki halen o kurumun içerisinde ve Genelkurmay Başkanı olacak yetenekte. 3-5 arkadaşı bazı sıkıntılar olduğunu düşünerek veya kendilerine göre bazı problemler tesbir ederek kurumu terk etti diye o da mı gitmeliydi? Hadi işi abartalım, Genelkurmay Başkanı istifa etti diye tüm askerlerin istifa ettiğini düşünebilir misiniz? Böyle bir kurumsal yapı olabilir mi? Sonuç itibariyle birileri gider birileri gelir ve kurumlar kalıcıdır. 

Üçüncüsü ise gerçekten birilerinin niyetlerin iyi olmadığını ve ortada ciddi bir intikam ateşi olduğunu gözler önüne seriyor. Başbakan'a ithafen atılan "Diklendi ama dik duramadı" manşeti generallerin istifasından sonra düzenlenen Yüksek Askeri Şüra (YAŞ) toplantıları sonucunda yapılan atamalara ve terfilere ilişkindi. Balyoz ve Ergenekon davalarından tutuklu bulunan askeri personelin emekli edilmeyip görev sürelerinin birer yıl uzatılmasını "dik duramamak" olarak niteleyen gazetemize göre o askerler de derhal emekli edilmeliydi. Bana göre burada ciddi bir art niyet söz konusudur. Henüz haklarında herhangi bir mahkumiyet kararı olmamasına rağmen sırf "asker" oldukları için birilerinin hakkını gasp etmek doğru mu? Hukuki süreç tamamlandığında bu askerlerden herhangi biri bile suçsuz bulunursa o bireyin kariyeri ile ilgili gerçekleşmesi mümkün terfi haklarının yanmış olmasının hesabını kim verecek? Sonuç itibariyle Başbakan'ın tek başına oturduğu masa başında YAŞ başkanı olarak, o askerlerin de emekliliğini istemesi gayet mümkündü ancak bu yolu tercih etmedi. Bu yolu tercih etmemesini bireysel haklara gösterdiği önem ve uzun tutukluluk süresinin de eleştiri olarak görerek pozitif yorumlamak mümkünken kalkıp "dik durmamak" ile itham etmek hiç hayra alamet değil. Aslında bu tutumdan mahkemelerin yani yargının da anlaması gereken birşey var, o da "1 yıl içinde artık bu işin sonucuna varın ve bizim de elimizi rahatlatın"

Ve son olarak meşhur "economist" in yorumuna değinmekte yarar var. Bilindiği üzere bu "economist" in ilk Türkiye yorumu değil. Kendilerinin mevcut hükümeti de pek hazzettiği söylenemez. Kalkıp askerlerin siyasetten uzaklaşması demokrasi adına kötü oldu diyemeyeceklerine göre işte bakın yıpranan ordu Ortadoğu coğrafyasında Türkiye için zaafiyettir falan diyorlar. İngilizler dünya politikasının görünmez merkezi olabilir. Yüzyıllar boyunca bu işlerle uğraşmış ve yön vermiş de olabilir lakin bizim de burnumuzun dibini göremediğimizi zannetmesinler. Emin olsunlar ki Türkiye de güçlü olmayan bir ordu ile bölgede etkin bir aktör olamayacağını çok iyi biliyor. Yok dertleri hükümet aleyhinde konuşmak ise bunu seçimden önce olduğu gibi açık seçik yapabilirler. Bunu da yapmıyorlar çünkü seçim sonuçlarıyla birlikte Türkiye'de kimsenin onlara itibar etmediğinin de farkına vardılar.

Burak YALIM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme