19 Eylül 2011 Pazartesi

Sağım Tayyip, Solum Atatürk, Arkamda Kim Var?


Yatıyorum kalkıyorum aklımda hep şu soru var; Tayyip Erdoğan Mustafa Kemal kadar mı yoksa Mustafa Kemal Tayyip Erdoğan kadar mı güçlü? Ya da her ikisini de güçlü kılan güç mü hep güçlü? Yumurta ile tavuk meselesine benziyor biraz bu, hangisinin bir diğerinden çıktığı belli değil. Rusların matruşkası gibi de olabilir. Mustafa Kemal’i kaldırınca Tayyip Erdoğan, Tayyip Erdoğan’ı kaldırınca Mustafa Kemal çıkabilir karşımıza. Kemalistlerin bu kıyastan nefret ettiğini biliyorum ama üzülmeyin Tayyibistler de aynı oranda bu yakıştırmamı sevmiyorlardır. Sahi Tayyibizm denen bir şey mi var diye soranlarınızı da işitiyorum ama siz ister buna hayranlık deyin ister başka bir şey, ben -izm-severliğimizi bildiğimden Tayyibizm diyorum.  Bu iki önemli figürü benzeştirdiğimi söylemek zorundayım.

Tayyibizm’i Başbakan Erdoğan istemiyordur eminim. Kemalizmi de Mustafa Kemal istemiyordu zaten. 15. Kolordu Komutanı olarak kendisinden daha düşük rütbedeki Mustafa Kemal’e Ankara’da selam duran Kazım Karabekir Paşa’nın cumhuriyet kurulduktan sonra hangi zorlukları yaşadığını bugün hepimiz konuşuyoruz. Rahmetli Necmettin Erbakan da Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu Refah Partisi’nin Genel Başkanıydı mesela… Mustafa Kemal İngilizlerden madalya almıştı, Tayyip Erdoğan ise bugün halen iade etmediği Yahudi Üstün Cesaret ödülünü almıştı. Dikkat buyrulması gereken bir konu da tarihi farklılıklara rağmen yaşanan gelişmelerin birbirini andırıyor olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda Ortadoğu coğrafyası bambaşka bir şekle bürünmüşken bugün yine benzer bir değişim sürecini yaşamaktadır. Söylemler çok farklı değil dikkat ederseniz. Mustafa Kemal “batı” modeli ulus-devlet mekanizmasını benimserken Tayyip Erdoğan yine “batı” merkezli küreselleşmenin getirdiği yapının inşa sürecindedir. Birisi Türk Milleti derken diğeri günün koşulları gereği Türkiye Vatandaşı vurgusuna meyletmektedir. Son yurtdışı gezileri esnasında batı medyasında Atatürk’ten sonra en güçlü lider ilan edilen Tayyip Erdoğan, Mısır, Tunus ve Libya’ya “laiklik” dersleri vermektedir. Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal’in döneminde bazı ülkelere anti-emperyalist sosu içerisinde örnek gösterilmesi gibi… Türkiye Cumhuriyeti ruhu atıp şekli dayatmıştı diye konuşulur hep, bugün ise şekil yerine oturmuş gibi görünüyor. Semboller üzerinde sörf yapan bir Müslüman modelimiz olmadığını kim söyleyebilir. Rakı masasında eğlenirken yan masada Allah’a küfür edilmesine içerleyip hır gür çıkarmaktayız. Örtünmenin şekline tutkun, Cuma Namazı’nın gösterişine vurgunuz resmen. Sanıyorum bu şekli ihraç zamanlarındayız artık. İslam coğrafyasının geri kalmış(!) yahut geri bırakılmış ülkelerine demokrasi ile birlikte laikliği ihraç etme misyonu güzel bir takım elbise gibi duruyor üzerimizde. Çok mu marjinal şeylerden bahsediyorum yoksa? Paranoyanın sınırlarını aştık, artık metafizik teoriler kurma çabasındayız. Bu Amerikalılar yok mu diye ah edip vahlayanlar safına geçiverdik bir nefeste. Kurtlar Vadisi dizisindeki gibi bu yazıdaki tüm karakter ve yaklaşımlar bir hayal ürünüdür o zaman.

Hayallerimizi hangi saiklerle kuruyoruz bakar mısınız? Mustafa Kemal’e bırakın muhalefet etmeyi, eleştirisini yapmak bile bazı ortamlarda henüz mümkün değil. Peki, bir benzer süreci Tayyip Erdoğan için elimizle hazırladığımızı fark ediyor muyuz? Yoksa rövanş almak bir hak ve bu hakka bıçak bilemek sünnet midir? Şimdi hangi zemine kendimizi yaslarız endişesi taşırsak eğer, üstadın “ben bir genç arıyorum gençlikte köprübaşı” deyimine nail olma çabasını ıskalayabiliriz. Ayrıca “kim var” dediklerinde hep birilerini mi işaret edeceğiz. Anıtkabir’den Mustafa Kemal çıkmayacağı gibi ölümlü dünyada Tayyip Erdoğan’a da düşecek en son pay 9 tahta altı olacaktır. O zamanda Karacaahmet mezarlığını yahut devlet mezarlığını mı işaret edeceğiz “kim var” diye sorulduğunda? Birilerini görürdüm başörtüsünü çıkarıyorlardı Anıtkabir mozolesinde, şimdi de birilerini duyuyoruz Tayyip Erdoğan’a dokunmakla ibadet etme çabasındalar. “Muhafazakar Demokrasi” ile “Kemalist Demokrasi” arasında 7 fark bulabiliyorsanız ne ala! Kemalizmin demokrasi ibaresi alması da pek nahoş bir durum gibi görünüyor diyeceksiniz ama peki ya muhafaza(!) edilen demokrasi ne kadar demokrasi? Eskisine göre daha kabul edilebilir olduğu için yenisini sorgulamayacak ve sorgulatmayacak mıyız? Bir de askerler vardı bekçilerimiz şimdinin polisi soyunuyor sanki o kimliğe! Polis devleti değil asker devleti değil siyasetin devletini istiyoruz dediğimiz zaman niye kızıyor birileri? Askerliğe muhalefet kanunundan içeri girmedik ama acaba telefonlarımızın dinlenmesi ile polislerimiz kendilerine muhalefet edip örgüt falan kurduk diye alır mı bizi diye merak eder olduk. Sahi ne oluyor bu adama, anti-kemalist, Atatürk düşmanıydı (!), şimdi Tayyip Erdoğan düşmanı mı oldu acaba diyor da olabilirsiniz.

Bitti mi hikâyemiz, bu ne biçim son böyle, değmez miydi sevgimiz savaşıp direnmeye… Böyle diyordu Model ve ekliyordu “biz hiç beceremedik sevmeyi de terk etmeyi de” "Kendimize sahip çıkıp dünyayla yüzleşmeyi de!"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme