5 Eylül 2011 Pazartesi

Türkiye – Balkanlar: Davutoğlu Hoca’nın Kosova Ziyareti


Türkiye’nin Balkanlar politikası ne anlama geliyor, hangi dinamikler etrafında gelişiyor ve Türkiye bu noktada nerede gibi soruların cevabı öncelikle Türkiye Balkanlar’ın neresine düşer ve bunun yüreklerdeki izdüşümü nedir ile açıklanabilir. Türkiye’nin Dışişleri Bakanı eğer Ramazan Bayramı’nın birinci gününde Bosna-Hersek’te olacaksa ve hemen öncesinde Kosova’ya ziyaret gerçekleştirip “Kosova bizim için 622 yıldır var olan bir ülkedir” demişse konu stratejiden önce yürekle alakalıdır. 

Daha önceki yazılarda sıkça dile getirdiğim bir şeyi tekrar hatırlatmak istiyorum. Türkiye’nin dış politikası 782 bin kilometre karenin etrafıyla sınırlı kalamaz. Eğer siz kendinizi böyle bir coğrafyaya zorla sığdırmaya çalışıyorsanız ne tarihi süreklilikten ne de kültürel dinamiklerden haberiniz var demektir. Oysa yukarıda da işaret ettiğimiz üzere Türkiye Kosova’yı 2008 yılında keşfetmemiştir. Bosna-Hersek ile ilişkiler 92-95 savaşına indirgenecek kadar basit değildir ve Makedonya’da 1990’lı yılların başından değil çok daha eskilere dayanan bir Türkiye etkisi mevcuttur. Sırbistan konusunda ise Sırp dilinde var olan ve yaklaşık 8 binle anılan Türkçe (Osmanlıca) kelime sayısı ilişkilerin ne kadar köklü olduğunu göstermektedir. Arnavutluk’a gittiğinizde Mimar Sinan tarafından yapılan bir cami görmeniz çok normaldir. Bulgaristan ve Yunanistan’ı ise biçimsel sınırlarımızın komşuları olduğu için anmaya gereksinim bile duymuyorum. Neticede Yunanistan ve Bulgaristan kapımızın dibi anlamına geliyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, nam-ı değer “hoca” (uluslararası ilişkiler profesörü olduğu için “Hoca” olarak da anılır) şu sıralar Kosova’ya resmi ziyaret gerçekleştiriyor. “Hoca”nın ziyareti Kosova’nın bağımsızlığının ilanından sonra bir ilk olmakla birlikte içeriği açısından da büyük önem taşıyor. Kosova ile Türkiye’nin gelecekte daha sıkı ilişkilere sahip olmasının en önemli yolu tarihsel perspektifin doğru algılanmasından geçiyor ve Kosova’da okutulan tarih kitaplarında bugüne kadar maalesef deforme edilmiş yanlı ve Osmanlı Devleti’ni kötüler mahiyette bilgiler bulunmaktaydı. 2009 yılında Kosova’yı ziyaretim esnasında o zaman Milli Eğitim Bakanı bugün ise Dışişleri Bakanı olan Enver Hoxhaj ile görüşme fırsatı yakalamıştım. Kendisi ile grupça görüşmenin akabinde baş başa kaldığımızda o gün eğitim bakanı olduğu için doğrudan muhatabı olacağı “tarih kitapları” konusunu sormuştum. Kendisi dostça elini omzuma koymuş ve Türk Hükümeti ile görüşüyoruz yakın bir zamanda bu konularda düzenleme yapacağız demişti. Kosova’ya yaptığım ikinci seyahatte ise Enver Hoxhaj Dışişleri bakanı olmuştu ve yine kendisini kısa süreli de olsa ofisinde ziyaret etmeyi becermiştim. O zaman da Türkiye – Kosova ilişkilerinin geliştirilmesi hususunda gençliğe düşen rolleri ve ortak çalışmalar yapılması gerektiğini konuşmuştuk. Henüz “Hoca” Kosova’yı ziyaret etmemişti ama Kosova Dışişleri Bakanı Enver Hoxhaj’ın söylediğine göre telefonla da olsa yakın temas halindeydiler. Bugün Dışişleri Bakanımız Kosova’da ve Kosova Başbakanı Haşim Taçi ile yaptığı görüşmelerde çıkan sonuçlardan birisi tarih kitaplarında gerekli düzenlemelerin yapılacağı yönünde. Yine Dışişleri Bakanımız Davutoğlu “Hoca” Kosova’da Yunus Emre Kültür Merkezi’nin açılışını meslektaşı Kosova Dışişleri Bakanı Enver Hoxhaj ile birlikte gerçekleştirdi. “Hoca”nın Kosova programı açıklandığında Kosova Dışişleri Bakanı’nı tanımama vesile olan eşi Remzie Shahini Hoxhaj’ya bir mesaj göndermiş ve haberdar etmiştim. Çünkü kendisi daha önce İstanbul’a geldiğinde görüşmüştük ve “Hoca” hakkında epey konuşmuştuk. Kendisinden gelen mesajı gördüğümde içimde derin bir mutluluk oluştu. Hem “Hoca” hem de değerli eşi Sare hanımefendi hakkında “excellent” ibaresini kullanıyordu.

Tüm bunları anlatmamın sebebi elbette sürecin içerisinde kendi varlığımdan bahsetmekten öte Türkiye ile Balkan coğrafyasının, bilhassa Kosova’nın ne kadar yakın ve temas halinde olduğuna vurgu yapmakla birlikte son ziyarette atılan adımların büyüklüğü ve önemine değinmektir. Tabii ki bu yakın temas tüm Kosovalılar açısından olumlu karşılanıyor da diyemeyiz. Bu gelişmeleri değerlendirdiğim bir Kosovalı arkadaşım ise tarih kitaplarında yapılan değişiklik ve Kosova’daki Türk yatırımlarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Sanıyorum ki onun yaklaşımı üst düzey yetkililerce de dillendiriliyor ki aynı gün Dışişleri Bakanımız Davutoğlu Hoca, Türkiye’nin gücünün yansımasından ürkenler ve rahatsız olanlar Yeni Osmanlıcı etiketi yapıştırıyor ve bölgedeki halkı etkilemek istiyor minvalinde bir açıklama yapma gereği duydu. Çünkü daha önce Bosna krizi sırasında Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar ile gerçekleştirilen yüksek düzeyli istişare toplantılarından sonuç alınmış ve kriz önlenmişti. Bu duruma şaşıran Avrupalı bazı bürokratlar Sırplara “Biz bunu yıllardır deniyoruz yanaşmıyorsunuz Türkler denedi ve nasıl oldu” dediğinde Sırplardan “sanırım bizimle 500 yıl birlikte yaşamanız gerekiyor” şeklinde yanıt almıştı.

Yaşadığımız dünyada artık soğuk ilişkilerden, devlet düzeyinde temaslardan ziyade halkların beklenti ve talepleri ile bağlarının etkili olduğunu kabul edersek Türkiye ile Balkan halkları arasındaki özel ilişki durumunu da daha kolay idrak edebilir ve ilişkilerin bu doğrultuda güçlendirilmesi çabasını anlayabiliriz. Bugün Türkiye’nin Balkan politikası da işte tam bu eksene oturmaya başlamıştır. Dışişleri Bakanımız Davutoğlu Hoca’nın Kosova ziyaretine başlarken henüz Türkiye’den ayrılmadan bir Boşnak gazeteci arkadaşımızı aracına alarak gayet samimi bir şekilde röportaj vermesi, benim Kosova ziyaretimden dönerken bir dostumun isteği üzerine bir avuç toprağı kendisine hediye olarak getirmem, yine kendi şahsımın kolaylıkla Kosova’da güçlü bağlar kurabilmesi de doğrudan bunlarla alakalıdır. Artık halkların taleplerinin dış politika ve ülkeler arası ilişkileri belirlediği bir dönemde yaşadığımızı kabul etmemiz gerekiyor. Böylelikle Türkiye’nin genişleyen ve büyüyen dış politika alanlarını ve geçmişten gelen güçlü referansları anlamlandırabiliriz. Yoksa Yeni Osmanlıcı gibi dışarıdan yapılan etiketlendirmelerle anlamsız ve dar bir eleştiri kültürüne gömülmüş olacağız. Ayrıca belirtmekte fayda var ki her ülke geçmişinde güçlü olduğu ve yer aldığı coğrafyalarda daha fazla etkin rol oynamaktadır ve buna çaba gösterir. Sanıyorum Rusya’nın halen daha Orta Asya ve Kafkasya bölgelerindeki etkinliği ile İngiltere’nin Ortadoğu ile Uzak Asya üzerindeki etkileri de geçmişlerinden gelen Sovyetler Birliği olmak ve Güneş batmayan İmparatorluk olmak tarihi perspektifi ile yakından ilgilidir.

Sonuç olarak Balkanlar Türkiye’nin kalp atışlarının merkezindedir. Gerek tarihsel bağlar gerekse bu bağların günümüze yansımaları bunun en açık göstergesidir. Kosova ve Bosna savaşları yaşanırken Türkiye elindeki tüm imkânları o gün sahip olduğu güç oranında kullanmış ve bölge halkının ilk yüzünü döndüğü ülke olmuştur. Belki o günkü şartlarda yapılması gerekenler tam olarak yapılamamış olabilir ancak bugün büyüyen ekonomisi artan siyasi görünürlüğü ve uluslararası arenada itibar gören sözü ile bambaşka bir Türkiye vardır ve geçmişte özelde Kosova ve Bosna-Hersek ve Balkan ülkeleri için yapılamayanlar gerçekleştirilebilir. Mevcut politikaların da bu yönde olduğu bariz bir şekilde görülmektedir. Önemli olan bu politikaların tabana yayılması kurumsallaşması ve halklar nezdinde desteklenmesidir. Ortak kaderi paylaşan toplumların ortak bir geleceği de birlikte kurmaları kadar olağan bir durumun Yeni Osmanlıcılık yaftalaması ile lekelenmemesi gerekmektedir. 

Burak YALIM
UİÇ Derneği Başkanı
@burakyalim (twitter)
   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme