21 Temmuz 2012 Cumartesi

Komşularla Sıfır Sorun Demokratikleşmeye Bağlı


Türkiye’de son 10-15 yıllık dönemde olan en hayırlı işlerden birisi dış politika konularına ilginin çok üst düzeye çıkması ve en sorunlu konulardan birisi de artan bu ilginin güncel siyasi meseleler üzerinden ve ideolojik bir kutuplaşma ile yorum ve analiz haline getiriliyor oluşudur. İç-dış politika ayrımının küreselleşme süreci ile birlikte neredeyse imkânsız hale geldiği gerçeğini kabul etmekle birlikte dış politika gibi bir alanın kısır iç politik hesaplaşmalara konu edilmesinin ciddi sorunlar oluşturduğu son Suriye ile yaşanan uçak hadisesi ve bunun üzerinden şiddetle vurgulanan “Komşularla Sıfır Sorun Politikası Çöktü” argümanı ile görülmektedir. Her şeyden önce bir eylem veya eylemsizlik halinin tek boyutlu olduğu düşünülerek yapılan bu değerlendirmenin eksik olduğu, yapılan eleştirilerde AK Parti hükümeti ve Türkiye’nin politikaları üzerinden konuşuluyor olmasıyla sabittir. “Karşılaştırmalı Dış Politika Analizi” adıyla derslerin verildiği uluslararası ilişkiler bölümlerini okuyanların ve uluslararası ilişkiler ve dış politika konularında uzman olanların “Komşularla Sıfır Sorun Politikası” hakkında yaptığı değerlendirmelerin birçoğunda Türkiye’yle sabit kalan bir bakış açısını ve karşılaştırmalı analiz metodunu göz ardı ettiklerini sıkça görmekteyiz. Türkiye’nin AK Parti hükümetleri ile birlikte izlemeye başladığı “Komşularla Sıfır Sorun Politikası” yaklaşımının lineer şekilde devam edeceğini düşünmek dış politika alanında gerek bölgesel gerekse küresel düzeydeki aktörlerin farklı çıkar ve yaklaşımlarını yok saymak ve konjonktür olarak ifade ettiğimiz dönemsel gelişmeleri dışlamakla birlikte dış politikanın doğası olan uzun erimli hedeflere inişli-çıkışlı bir seyirle ulaşma mantığına ters düşmektedir. Komşularla Sıfır Sorun yaklaşımı bir motivasyon ve uzun erimli bir hedefi işaret ederken münferit olaylar üzerinden değerlendirmeler yapılarak çöktüğüne kanaat getiriliyor olması dış politika stratejisinin gündelik ve dönemsel gelişmeler üzerinden yapılmasıyla eş değerdir ve bu yaklaşım bölgesel güç – bölgesel lider ve nihayetinde küresel aktör olma arzu ve hedefi taşıyan bir ülke için geçersiz olacaktır.

PAZARTESI, 16 TEMMUZ 2012 12:15
BURAK YALIM













Komşularla Sıfır Sorun Politikası çerçevesinde son dönemde yapılan eleştirilerin en yoğun olduğu konu Suriye ile ilişkilerin kardeşlik ve dostluk çizgisinden savaş olasılığı taşıyan bir boyuta gelmiş olmasıdır. Bununla birlikte Irak yönetimi ve İran ile yaşanan negatif ilişkiler, Ermenistan ile gerçekleşen protokol sürecinin akamete uğraması ve İsrail ile ilişkilerin seyri medya ve akademi dünyasında Komşularla Sıfır Sorun Politikası’nın iflas ettiğine dair yorum ve görüşlerin sıkça yer almasına neden olmaktadır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun henüz bakan olmadan önce danışman sıfatıyla önemli roller üstlendiği ve bizatihi kendisine ait olan Komşularla Sıfır Sorun Politikası 2002’den 2011 yılına kadar AK Parti’ye karşıtlık düzeyindeki eleştiriler dışında çok somut ve yoğun şekilde eleştiriye maruz kalmamıştı. Bu dönemde Suriye ile vizeler kaldırılmış, Irak ile ortak bakanlar kurulu toplantısı düzeyinde görüşmeler gerçekleştirilmiş ve Ermenistan ile sınırın açılmasını gündeme getirecek protokol sürecine girilmişti. Bugün ise karşımızda tüm bu ülkelerin yönetimleri ile ciddi anlaşmazlıklar yaşayan bir Türkiye var. Başbakan Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esed ile kurduğu samimi ilişkilerin bugün hasım ilişkileri haline dönüşmesi, Irak’ta Başbakan Maliki ile yaşanan gerilim ve Suriye konusu üzerinden İran ve yine Irak ile oluşan çıkar ve politika çatışması Komşularla Sıfır Sorun Politikası’nın komşularla sırf sorun haline geldiği gibi bir izlenim oluşturmakta. Kamuoyunda ve medyada yapılan tartışmaların temel ekseni bu ilişkilerin neden sorunlu hale geldiği veya neyin değiştiğinden çok sorunlu alanların hemen hepsinin bir arada toplanarak sunuluyor. Oysa Türkiye’nin Suriye, Irak, İran, İsrail ve hatta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile yaşadığı sorunların her biri kendine münhasır özellikler taşımakla birlikte bölgesel ve küresel bir rekabetin de izdüşümünü oluşturuyor. Örneğin Türkiye’nin Suriye ile yaşadığı krizde Rusya ve ABD arasında yaşanan pazarlığı görmek gerekiyor. Diğer yanda Suriye krizinin İran ve Irak ile ilişkileri etkilediği de çok açık.  İlginç olan, tüm bu sorunların bir arada gösterildiği tartışma ve yorumlarda Tunus, Libya, Mısır gibi uzak komşularla ve Gürcistan, Bulgaristan, Yunanistan gibi yakın komşularla devam eden ve iyiye giden ilişkilerden söz edilmiyor oluşudur.
Komşularla Sıfır Sorun Politikası’na yöneltilen eleştirilerin ağırlıklı olarak Suriye meselesi üzerinde toplanması ve dış politika yapıcılarının Suriye’deki Baas rejiminin dönüştürülemeyeceğini okuyamadığı ve hatta Arap Baharı adıyla anılan süreci ön göremediği eleştirileri dış politikada dönemsel bir gelişmeye işaret etmekle birlikte toplamda ortaya konulan motivasyon ve hedefi ortadan kaldırdığını ve akamete uğrattığını iddia etmek çok da iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Türkiye’nin Arap dünyasında Tunus ile başlayan gelişmelerde ısrarla ve altını çizerek vurguladığı “halkların yanında olacağız” söylemi dışlanarak Komşularla Sıfır Sorun Politikası’nın çöktüğü eleştirisine ulaşmak yukarıda da anıldığı gibi dış politikanın uzun erimli ve iniş-çıkış arz eden doğasına uygun düşmemektedir. Tunus, Libya ve Mısır’da halktan yana tavır alan Türkiye’nin uzun vadede kazançlı çıkacağı bugün yaşanılan gelişmelerden anlaşılmaktadır. Türkiye’nin Suriye’deki olaylara ilişkin tavrı da Suriye halkının yanında olarak uzun vadede kazançlı çıkmayı hedeflemektedir. Türkiye’nin Suriye’deki Baas rejimini dönüştürme arzusu yanılgı olarak değerlendirilebilir ancak bugün Suriye halkının yanında yer alması ve demokratik dönüşümü desteklemesi yine uzun vadede Suriye’de yaşanacak dönüşümle birlikte Türkiye’nin Yeni Suriye ile birçok Arap ülkesinden de daha etkin şekilde ilişkiler kurmasını sağlayacaktır. Komşularla Sıfır Sorun Politikası’nın diktatör ve halkını karşısına alan Baas rejimi ile veya Irak’ta mezhepçiliği körükleyen bir yönetim ile başarıyla sürdürülmesi mümkün olmayacaktır. Askeri vesayeti gerileten, demokrasisini nispi anlamda daha ileri taşıyan Türkiye’nin; Suriye’de Baas rejimi, Irak’ta mezhepçi bir yönetim, Ermenistan’da radikal milliyetçilik ve İsrail’de hukuk tanımaz idareciler ile sıfır sorunlu ilişkiler yürütebilmesi mümkün olmayacaktır. Türkiye kısmen demokratik dönüşümünü gerçekleştirip, tarihsel manada yaşadığı kimlik ve özgüven bunalımını nispi oranda aşarken halen daha Sykes-Picot ve Soğuk Savaş düzeninin hâkim olduğu bir coğrafya ve yönetimleri ile sıfır sorunlu ilişkiler oluşturamaz. Dolayısıyla Türkiye’nin bölgedeki demokratik dönüşümü destekleyen ve bölge ülkelerinin halklarının yanında yer alan tavrı uzun vadede kendi demokrasisini geliştirdiği oranda Komşularla Sıfır Sorun Politikası açısından da başarılı olabilir. 
Özetle, Komşularla Sıfır Sorun Politikası’nın uzun vadeli hedeflerinin dönemsel gelişmeler ekseninde yapılan değerlendirmeler ile yok sayılması bugün için haklı değerlendirmeler olarak görülebilir.  Ancak uzun vadede komşuları ve yakın coğrafyası ile ekonomik ve siyasi anlamda karşılıklı bağımlılık alanı oluşturma noktasında Türkiye’nin zor ve riskli ancak toplamda çıkarlarıyla örtüşen bir çizgide olduğu görülmektedir. Türkiye için Komşularla Sıfır Sorun Politikası’nın çökeceği nokta kendi demokratikleşme sürecinin yavaşlaması ve bunun paralelindeki ekonomik büyümenin durağanlaşmasıdır. Eğer Komşularla Sıfır Sorun Politikası’na eleştiri getirilecek ve çöktüğü iddia edilecekse bu Suriye ile ilişkiler ve Irak ile ilişkiler düzeyinden çok Türkiye’nin halen daha çözüme ulaştıramadığı Kürt Sorunu – Alevi Sorunu ve dolayısıyla demokratikleşme sürecindeki durağanlık üzerinden yapılırsa daha anlamlı olacaktır. Suriye halkının ve Arap halklarının yanında yer aldığı savına sıkı sıkıya bağlı olan Türkiye’nin kendi halkını yok sayması ve iç sorunlarına dönük demokratik çözümler üretememesi uzun vadede Komşularla Sıfır Sorun Politikası’nın da sağlayacağı pozitif etkileri ortadan kaldıracaktır. 

Burak YALIM
UİÇ Derneği Başkanı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme