16 Ocak 2013 Çarşamba

Adam gibi Ölmek: Ahmet Altan ve İsrail


21.11.2012
Gazze’de yaşananları takip etmeye bile yürek dayanmıyor. En son Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el-Arabi ve Arap Birliği üye ülkelerinin dışişleri bakanları ile birlikte yaptığı Gazze’deki hastane ziyaretinden basına yansıyan kareler ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da olduğu heyeti takip eden El Aksa televizyonundan iki gazetecinin heyet hastane ziyaretini sürdürürken hemen 500-600 metre ileride İsrail Heronlarına hedef olup hayatını kaybetmesi Gazze’yi takip ederken yüreklerin dayanmaması için yeterli deliller.

Köşe yazarları, uluslararası ilişkiler uzmanları ve stratejistler İsrail’in Gazze saldırılarını farklı birçok yönüyle ele alıyor ve kendi perspektiflerinden yorumlar gerçekleştiriyor. ABD ve Batı hariç İsrail’in meşru müdafaa yaptığını düşünen pek yok. Bosna-Hersek’in iki entitesinden biri olan Bosna Sırp Cumhuriyetini de unutmamak lazım. Başkan Milorad Dodik İsrailli yetkililere mektup göndererek  ''Bosna Sırp Cumhuriyeti'nin İsrail'in durumuna anlayış gösterdiği ve bu ülkenin kendi vatandaşları ve topraklarını korumaya yönelik yaptığı faaliyetleri desteklediğini'' belirtti. Açıkçası buna şaşırmamak gerekiyor. Bugün Gazze’de yapılanın bir benzerini 1995’te Bosnalı Sırpların Boşnaklara yaptığını unutmadık herhalde. Zalim zalimin dilini anlıyor elbette.

İnsan hakları ve demokrasinin beşiği olduğunu iddia eden, büyük bir kibirle biz doğululara demokrasiyi öğreteceğini düşünen Batılılar (AB – ABD) yaşatma ideali noktasında insanlığın her gün öldüğü Gazze’yi değil de İsrail’in meşru(!) müdafaasını önceliyorlar. Bu senaryoyu ilk kez görmüyoruz. Irak’ta, Afganistan’da, Somali’de, Myanmar’da, Srebrenitsa’da, Ruanda’da yaşananları “insan hakları ve demokrasi” çerçevesinde nereye koyabiliriz ki?

Hep öz eleştiriye inanmışımdır. Biz bu coğrafyada refah düzeyi yüksek, barış içerisinde ve değer üreten bir birlikteliği niye sağlayamıyoruz sorusunu hep soruyorum kendime. Mezhep rekabetini, kimlik çatışmasını bir kenara bırakarak coğrafyamızın zenginliği içerisinde hep birlikte eşit ve değerli ortaklar olarak neden yaşayamıyoruz sorusu üzerine çok düşünüyorum. Hiçbir zaman niyetim batıyı şeytanlaştırarak kendi sorunlarımıza bahaneler üretmek olmadı. Ancak tarihe şöyle kısa metrajlı bir film gibi değil de biraz daha uzun bir geri dönüşle baktığımda yukarıda bugün çok istediğim barış havzasını, değerler coğrafyasını görebiliyorum. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” mantığını, her grubun kendini bizzat yönettiği ve suni sınırlarla birbirinden ayrılmamış bir medeniyet coğrafyasına sahip olabilmişiz. Sonra bir şey olmuş, sınırlar ayrılmış, halklar ve kimlikler arasına nifak tohumları ekilmiş ve bir daha o barış içerisinde kendine münhasır hayatlar süren insanlar olamamışız. Şii olan Sunni’den korkmuş, Sunni ise Şii’leri rakip bilmiş. Kürt Türk’e bıçak bilemiş, Türk Kürt’ü tehdit saymış.

Bugün coğrafyamızda akan kanın tek müsebbibi Batı dersek eksik söylemiş oluruz. O kan bizzat hepimizin ellerinde. Birbirimizi boğazladık, kestik, öldürdük ve biz bunu yaptıkça batı adamının üzerimize yüklediği barbar, kötücül, insanlık dışı kimlik perçinleşti. Elbette Batı da bu süreçleri hep kaşıdı, Batı tarafından “stratejik çıkar” ve “reel politik” kavramları üzerinden manipüle olduğumuz kadar kırıldık da öldük de… Birbirimizi öldürdük ve aslında hiç “adam gibi ölmedik”!

Başbakan Erdoğan İsrail’in son Gazze saldırılarıyla ilgili grup toplantısında konuşurken “Öleceksek adam gibi ölelim” dedi. Ama bunu söyleyene kadar birçok şey daha söyledi. Ahmet Altan ise “Son Savaş” başlıklı yazısında “Adam gibi ölmek” cümlesi üzerinden Başbakan Erdoğan’a yüklendi ve neden “Adam gibi yaşamak” varken ölüyoruz diye sordu. Ortadoğuluların adam gibi ölmek, buna mukabil Avrupalıların adam gibi yaşamak istekleri üzerine kurguladığı yazısında Altan yine bilge adamlığını(!) gösterdi.

Fakat Altan’ın ıskaladığı önemli bir nokta var. Karşınızda sizin ölümünüz üzerinden yaşama anlayışına sahip, Ortadoğu denilen coğrafyada barışı değil savaş ve karmaşayı kendi yaşamı için uygun gören ve kendi yaşamından başka yaşamları değerli bulmayan bir muhatap var ve onun adı İsrail! İsrail’in suçlarını, zalimliğini ve insan canı karşısındaki hoyratlığını saymaya kalksak herhalde sayfalar alacaktır. “Adam gibi yaşayalım” diyen Avrupalıların da bu İsrail’e karşı durdukları yer bellidir. Zira onlar için “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığının geçerli olduğunu söylemeye bile gerek yok. Adam gibi yaşayalım diyenler adam gibi yaşatmak istiyorlar mı? Adam gibi yaşayalım diyenler toprakları işgal altında olan Filistinlilerin değil de işgalci İsrail’in “meşru savunma hakkından” bahsediyor. İşgal edenler mi adam gibi yaşamak istiyor yoksa toprakları işgal altında olan Filistinliler mi? Yoksa bizim bilmediğimiz ve Ahmet Altan’ın söylemediği şey “adam gibi yaşamak için her yol mubahtır mı”?

Adam gibi ölmekten bahsetmek Ortadoğu’nun her ülkesinde alkış alır diyor Ahmet Altan. Son 100-150 yıllık tarihinde yok yere birbirini öldürmüş, hiç uğruna birbirinin boğazına sarılmış Ortadoğulular elbette adam gibi ölmeyi alkışlayacaklardır. Hele ki bu çağrı “BM Güvenlik Konseyi bunca kararlar almıştır İsrail hakkında ama hiçbiriyle ilgili bir yaptırım uygulayamamıştır. Birleşmiş Milletlerin adaletine inanmıyorum. Hala herkes bakıyorsunuz avucunu ovuşturup duruyor. Egemen güçler, nerede sizin adaletiniz? Diyoruz ki, Türkiye, Mısır, başta Körfez ülkeleri içinde Katar olmak üzere, Suudi Arabistan hep birlikte el ele vermeye mecburuz. Biz Güvenlik Konseyindeki daimi üyelerin ağzına bakarak adım atacak olursak, bizim halimiz perişandır. Bugün onlara, yarın bize, bunu da böyle bilin.” sözlerinin ardından geliyorsa iki kat alkış alacaktır. Ortadoğuluların adam gibi yaşaması bir tek Ortadoğulu ülkenin olmadığı BM Güvenlik Konseyinin karar ve uygulamalarına bırakılmışsa ve bu konsey her gün ölüm saçan İsrail’e tek bir yaptırım uygulayamıyorsa, Ortadoğulular adam gibi yaşamayı ancak adam gibi ölmek üzerinden okuyacaktır. Çünkü Hamas ile El Fetih’in, Irak Kürtleri ile Şiilerinin, Suriye’de Sünni Araplarla Nusayri, Kürt, Dürzi, İsmaili, ve diğerlerinin birbirini anlamsızca öldürmesindense hep birlikte adam gibi yaşamak için adam gibi ölmektir çare. Hep birlikte nefisleri öldürmekten, birbirine karşı kaldırdığın kılıçları öldürmekten başka yol mu var adam gibi yaşamaya?

Avrupalılar adam gibi yaşamayı isteyedursunlar, biz bir Avrupalı olan Hitler’in Yahudilere yaptığını biliyoruz, bugün Türk Pasaportu filminin çekilmesine konu olan Türkiye’nin tavrını da çok iyi biliyoruz. Hatırlanacağı üzere 1490’lı yıllarda Endülüs İspanya’sından Yahudiler ve Müslümanlar birlikte kovulmuştu ve Yahudileri kabul eden ve onlara yaşam alanı oluşturan devlet Osmanlı Devleti olmuştu, yine benzer bir şekilde “Haçlı Seferlerine” karşı da Selahaddin Eyyubi komutasındaki Müslümanlar, Doğulu Hıristiyanlar ve Yahudiler birlikte mücadele etmişlerdi. Evet, Başbakan Erdoğan “öleceksek adam gibi ölelim” dedi çünkü bugün kapımızda “adam gibi yaşayalım” diyenlerin umursamadığı bir ölüm var. Tarihte gördüğümüz örnekler bize adam gibi yaşamanın ancak “birlikte” mümkün olduğunu anlatıyor. Başbakan Erdoğan’ın yaslandığı medeniyet zeminine baktığımız zaman bu “birlikte adam gibi yaşamanın” izlerini görmek çok zor olmasa gerek.

İslam dünyasının kendine dönük eleştirileri mutlaka olacak. Nerede yanlış yapıyoruz sorusu üzerinde uzunca düşünmek ve tartışmak lazım. Ama bu birilerinin bizim ölümlerimiz üzerine yaşam inşa ettiği gerçeğini değiştirmiyor. İşte bu noktada Başbakan’ın “öleceksek adam gibi ölelim” sözü anlamını buluyor. “Öleceksek adam gibi ölelim” demek bizim ölümlerimiz üzerinden adam gibi yaşama çabasında olanlara verilen güçlü bir mesaj olmakla birlikte içeriye dönük de anlamlı bir eleştiriyi içinde barındırıyor; “Ya birlikte ölelim ya da birlikte yaşayalım”. Bunu Başbakan Erdoğan’ın söylemesi kadar da doğal bir şey yok zira Çanakkale’de hep birlikte ölüp hep birlikte bir medeniyet kuramadık. Eğer bu coğrafyada birlikte adam gibi yaşayacaksak bunu Türkiye’nin Başbakanının söylemesi için hem tarihi anlamda hem de konjonktürel olarak meşruiyeti mevcut. Çünkü “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen medeniyetin de “Ne Olursan ol Gel” düsturunu benimsemiş kültürün de içinden gelen bir lider. Ahmet Altan’ın Avrupalılaştırdığı “adam gibi yaşamak” ancak “adam gibi ölenlerin” yapacağı bir şey olsa gerek.
                                                                            Twitter'da takip et: @burakyalim

http://www.haberx.com/adam_gibi_olmek_ahmet_altan_ve_israil(19,w,12406,173).aspx 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme