10 Mayıs 2013 Cuma

Aşiyan'da Geçit Resmi: Bir Mezarlık Ziyareti


       




Bazen hayata o kadar dalıyoruz ki ölüm hiç vuku bulmayacakmış hissine kapılıyoruz. Yarına, sonraki haftaya, iki yıla ve bilmem kaç zaman sonraya dair planlar yapıyoruz. Hedefsizlik ve bu hedefe giden yol için plansızlık kadar kötü bir şey yok ama bunları yaparken ölümü unutmak, ölmüşleri es geçmek de sanırım bir başka eksiklik.


Dün Aşiyan mezarlığına, İstanbul'un ve hatta belki de dünyanın en güzel mezarlığına şahsım için çok anlamlı bir ziyaret gerçekleştirdim. Mezarlıktan çok bir geçit resmini andırıyordu. Atilla İlhan'dan Yahya Kemal'e, Ahmet Hamdi Tanpınar'dan Orhan Veli'ye kadar bir çok şair ve yazar İstanbul Boğazının serin sularına karşı ebedi istirahatlerinde ve yanı başından geçen binler hatta belki de milyonlar çok zaman bundan habersiz. Sadece edebiyat dünyasının ünlü isimleri değil; Osmanlı Hanedan Defterine kaydı yapılan son kişi ve Sultan Vahdettin ile Halife Abdülmecit'in torunu Neslişah Sultan, Medine Müdafisi Ömer Fahreddin Türkkan, Balkan, 1. Dünya ve Kurtuluş Savaşlarına katılmış Orgeneral Fahrettin Altay, TBMM Başkanlığı ve dört buçuk ay kadar kısa süreli Başbakanlık görevlerini yürütmüş Sadi Irmak da Aşiyan Mezarlığı'nın sakinlerinden.

Aşiyan'ın sakinleri arasında bir çoğumuzun bildiği bu isimlerle birlikte yine bir çoğumuzun bilmediği ve aslında beni oraya götüren bir isim var; nam-ı diğer Sakallı Celal! Kendisiyle tanışıklığım 17 Nisan 2008'de elime aldığım Orhan Karaveli imzalı "Bir Türk Filozofu Sakallı Celal" adlı kitapla olan ve o günden beri kabrini ziyaret etmeyi çok istediğim Celal Yalınız "bir insanın yalnız olabileceği en güzel yerde", boğaza nazır kabrinde "bağban bir gül için bin hare hizmetkar olur" dizeleriyle karşıladı.

Burada bir parantez açıp Fuzuli'nin beytine biraz değinmek gerekiyor. Sakallı Celal'in kabrinde bir kısmı yazan beyitin tamamı şu şekilde; "yar içün ağyare minnet ettiğüm aybeyleme
bağban bir gül için min hare hizmetkar olur." Günümüz Türkçesinde bu satırların karşılığı ise şöyle; "sevgili için düşmana, rakibime minnet ettiğimi ayıplama; zira bahçıvan bir gül elde edebilmek için bin tane dikene hizmetkar olur". Gül'ünüz her ne ise bu beyitten alacağınız hisse o'na göre olacaktır. Belki de gidip Sakallı Celal'in gülleri olmayan kabrine güller, umutlar ve paylaşımlar ekmek gerekecektir her ne kadar dikenleri yüreğinize batıyor olsa bile... Çünkü hepimiz için güzel görünen de çirkin ve çirkin görünende de güzel vardır.

Aşiyan mezarlığına girdiğinizde sağ tarafta yönetim binası ve hemen onun sağ tarafında bir masa göreceksiniz. İşte o masanın yanı başından sola dönerseniz sizi şu yukarıdaki dizelerle birlikte Üstad Sakallı Celal karşılayacaktır. Aslında bugüne kadar bunu ısrarla paylaşmamış ve hiç kimseye de gitmeyi teklif etmemiş olduğumu itiraf etmeliyim. Kendi yalnızlığımla üstadın yalnızlığını yarıştırırken kimselerin oraya gitmesini içime sindiremezdim. Sanki küçük bir çocuğun kıskançlığını yaşıyordum bu hususta ve şimdi "paylaşmayı" becerebildiğimi düşündüğüm için afişe ediyorum üstadın yalnızlığını kendimce.

Olur da Sakallı Celal'i ziyaret etmek isterseniz mutlaka geniş bir zaman ayırın. Aşiyan mezarlığında üstadın yalnızlığı ile başlayan turunuz Yahya Kemal'in Rindlerin Ölümü adlı eserindeki şu mısralarla devam etmeli;

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde

Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.

Yahya Kemal'in kabrinin olduğu sırada giriş kapısının hemen solunda kalan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında" dizeleriyle süslü mezarını da es geçmeyin. Sanıyorum Ahmet Hamdi de hem hocası saydığı hem de dostluk yürüttüğü Yahya Kemal'in çok yakınında olmak isterdi ki Yahya Kemal'in ölümünden 4 yıl sonra henüz 61 yaşındayken bir kalp krizi ile yaşama veda etti.

Yazıya başlarken söylemiştim, Aşiyan Mezarlığı bir geçit resmi adeta. Hele ki kendinizi yaşamın içinde boğulmuş, dünya işleriyle hemhal olmaktan az da olsa yorulmuş hissediyorsanız, gerçekten şiire, edebiyata ve düne dair biraz merakınız varsa ve en önemlisi bu serüveni paylaşabilecek birisini de görmüşseniz (ki bakmak ile görmek farklıdır unutmayın) tutun kolundan ve Aşiyan mezarlığına gidin derim. İlk bakışta mezarlık kelimesi ürkütücü gelebilir ama Aşiyan için bu ürkütücülüğün geçerli olmadığını gittiğinizde anlayacaksınız.


Geniş bir zaman ayırın bu ziyarete diyorum lakin mezarlığı dolaşırken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Atilla İlhan'ın zemini dikine taşlarla bezeli kabrine uğramaz ve kenardaki taşlardan seçip üzerine bir şeyler karalamazsanız olmaz mesela. Belki bir yıl sonrasına belki de o an için kimle ne paylaşıyorsanız not edin. O taşa yazdığınız olacak, o taş size geri dönecek diye değil, sırf içinizden geldiği için... Ne de olsa Atilla İlhan üstadın söylediği gibi "hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların, bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan... adımla nasıl berabersem öylece beraberiz, seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye..." Sonra Orhan Veli'ye uğrayın, hepimizin başına gelmiştir kelimelerin kifayetsiz olduğu anlar ve hepimiz düşmüşüzdür bu derde... Sonra yine hepimiz "Ah, dostum, derdim başka..." demişizdir içten içe.


Tezer Özlü , Münir Nurettin Selçuk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Özdemir Asaf... Geçit resmi böyle devam eder ve her durakta bir şiir okunur. Tezer Özlü'nün henüz 43 yaşında hayata gözlerini kapaması, Özdemir Asaf'ın "akıl gözüyle"; "bulmadan önce araması, sevmeden önce anlaması, yaşam boyu bitirmesi değil de hep yeniden başlamak istemesi"... Münir Nurettin'in ilk tek başına konser veren ve bu geleneği ülkemize getiren kişi olması, Edip Cansever'in Ruhi Beyi, Turgut Uyar'ın Göğe Bakma Durağı... ve fakat bunlar da final değildir. 

Planlarını kendisinin yaptığı, Aşiyan adını verdiği, vasiyeti üzere bahçesine gömüldüğü (naaşı 1961'de Eyüp Mezarlığından buraya taınmıştır) ve bugün müze olan eviyle Tevfik Fikret'e uzanmalıdır yolunuz. Tevfik Fikret için 1900'ün ilk yılları kardeşi Sıdıka ve babası Hüseyin Efendi'nin ölümleri ve 1895 yılında edebiyat dergisi haline getirip yönetmeye başladığı Servet-i Fünun dergisinin artan baskılarla kapanması gibi kötü bir dönemdi. Tevfik Fikret bu dönemde inzivaya çekilme düşüncesiyle Türkçesi Yuva anlamına gelen Farsça bir kelime olan Aşiyan adını verdiği evine kapandı. İşte o ev, Aşiyan Mezarlığının hemen yukarısında harikulade boğaz manzarası ve bahçesinde Tevfik Fikret'in kabriyle ziyaretçilerini beklemektedir.

Tevfik Fikret'in evini gezdiğinizde 48 yıllık bir ömre neler sığdırılabileceğini göreceksiniz. Bizzat kendisi tarafından yapılan natürmort tabloları, şiirleri, nam-ı diğer Mekteb-i Sultani de yürüttüğü görevler, Robert Koleji'nde verdiği dersler, Malumat ve Servet-i Fünun dergileri Tevfik Fikret'in kısa diyebileceğimiz ömründe gerçekleştirdiklerinden bazıları. 

İnsan bu kadar çok çalışmayı bu ömre nasıl sığdırdığını merak etmiyor değil. Sanıyorum Tevfik Fikret'in en büyük ilham kaynağı ve motivasyonu; aşağıda sizinle de paylaşacağım Aşiyan adlı evinin yatak odası penceresinden çektiğim boğaz manzarasıydı. O manzaraya sahip bir yerde oturup edebiyatla, resimle, sanatla, siyasetle ilgilenmemek sanırım pek mümkün değil.

Tevfik Fikret'in sonradan müze haline getirilen evinde Abdülhak Hamit Tarhan ve Şair Nigar Hanım'a ayrılmış birer oda bulunuyor. En azından Lüsyen'i okumadan, Şair Nigar Hanım kimdir diye google'a sormadan ziyarete gitmeyin derim. Çünkü hakkında bilgi sahibi olduğunuz, hikayesine daha önce dokunduğunuz zaman Aşiyan' da mezarlığı da, Tevfik Fikret'in müze olan evi de daha anlamlı olacaktır. 

Bahar gelmiş geçiyor ve havalar çok ısınacak. Hal böyleyken ilk fırsatta Aşiyan'a gidin derim. Sonra belki oradan çıkar sahilde uzun bir yürüyüş yaparsınız. 

Siyasetten, projeden ve etkinlikten kafasını kaldırmayan bu adam; kendisini aramayı öğrendiği üstadına bulduğunu sandığı ile gitmekle çok iyi etti. Emin olun size de iyi gelecek! Belki siz de günün sonunda benim söylediğim gibi "Gün olur asra bedel"* diyeceksiniz.  

*Cengiz Aytmatov'un bir romanıdır.

Burak Yalım twitter uzantısı: @burakyalim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme