30 Mayıs 2013 Perşembe

Yavuz Selim Köprüyle mi Yaşayacak?


Bizde toptancılık çok sevilir. Bir kişiyi ya seversiniz ya sevmezsiniz, bir düşünceye ya karşı ya da yandaş olabilirsiniz. Bir kişinin bir özelliğini sevmeyip bir başka özelliğini sevme lüksünüz olmadığı gibi bir düşüncenin de ya tamamına katılmanız ya da o düşünceyi tümüyle reddetmeniz beklenir sizden. İkili ilişkiler bile böyle cereyan eder çok zaman. Ben buyum, beni böyle kabul et, beni her halimle sev gibi çıkış ve beklentilerle sıkça karşılaşırsınız. 


Şu son köprü hadisesinde de geldiğimiz aşama maalesef toptancı yaklaşımların kör dövüşü oluverdi. Meselenin iki boyutu var. Birincisi, köprünün oluşturulacağı alandaki yeşil alanın göreceği tahribat. İkincisi ise köprüye verilecek olan isim.


Yeşil alanın zarar görecek olması hepimiz için üzüntü verici olmalı ve fakat yeşil alanı koruma-kollamayı alternatif proje-çözüm önerileri ile yapmak lazım gelir. Türkiye'de maalesef muhalefet etmek sadece "hayır" demek ve "karşı durmak" olarak algılanıyor. Bu durumu belki de milyon kere gördük ve maalesef alışayazdık. İstanbul trafiğinden çekmeyen, şikayet etmeyen pek yok. Uzmanı olduğumdan değil ama eğer bir köprü inşa etmek trafik çilesini azaltacaksa, insanların yaşamını kolaylaştıracaksa, yeşil alanı tahrip etmeksizin nasıl yapılacağı uzmanlar tarafından ortaya konulmalı. Köprü yapmaksızın trafik çilesini azaltmak mümkünse yine bunun nasıl olacağı da işin uzmanlarınca açıklanmalı. Bu öneriler olmaksızın köprüyü yapmayın demek çok makul görünmüyor. 

Gelelim işin ikinci ve bence daha ilginç olan tarafına; köprünün adının Yavuz Sultan Selim olarak belirlenmesinin oluşturduğu tartışmaya. Köprüye Yavuz Sultan Selim adının verilmesi Alevi vatandaşlarda rahatsızlık meydana getirdi ve tepkiye yol açtı. Alevilere göre Yavuz Sultan Selim padişahlığı döneminde bir çok Aleviyi katletti ve bu ismin köprüye verilmesi doğal olarak Alevi toplumunda rahatsızlık yarattı. Mustafa Armağan'a göre Yavuz Sultan Selim'in 40 bin Aleviyi katlettiği iddiasına kanıt yok. ( http://www.zaman.com.tr/mustafa-armagan/yavuz-40-bin-alevi-8217yi-kesti-mi_799219.html ) Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan'a göre Yavuz Sultan Selim 70 bin Aleviyi katletti. (http://www.sonsayfa.com/Haberler/Guncel/Alevilerden-Yavuz-Selim-ismine-tepki-239629.html) İlber Ortaylı hoca ise bu konuda Yavuz Sultan Selim'in Alevi Türkmen katliamı ile suçlandığını ancak o dönemde devletin bekası için etnik grupları harcamanın önemli bir sorun olarak görülmediğini ifade eder. ( http://www.milliyet.com.tr/-----lerin-iki-hukumdari/ilber-ortayli/pazar/yazardetay/20.09.2009/1141212/default.htm ) 

Görüldüğü gibi Yavuz Sultan Selim'in Alevilerle ilgili yaptıklarına ilişkin farklı yaklaşımlar mevcuttur ancak benim burada dikkat çekmek istediğim konu daha farklı. Biz Yavuz Sultan Selim'in ismini İstanbul'a yaptığımız 3. köprüye verirken Alevi vatandaşların bundan rahatsızlık duyacağını hiç mi düşünmedik? Katliam yapmış veya yapmamış olsun Yavuz Sultan Selim'in adını köprüye vermekle toplumsal barış ve huzurumuza, Alevi vatandaşlarımızın yüreklerine bir şekilde zarar verdik mi vermedik mi? Orta Doğu coğrafyasında mezhepsel kavgaların ön plana çıktığı şu dönemde dünyanın en geniş köprüsü olarak inşa edilecek olan 3. köprümüze Yavuz Sultan Selim adını vermekle İran'a, Suriye'ye (Esad) ve Irak'a (Maliki) mesaj göndermek mi istedik? Bunu düşünmemiş olsak bile mezhep kavgasını derinleştirecek, en azından psikolojik olarak böyle algılanacak bir hareketi niçin yaptık? 

Yavuz Sultan Selim'i yaşatmanın, anmanın ve yüceltmenin yolu 3. köprüye ismini vermekse eyvallah ancak sanıyorum ki Yavuz Sultan Selim'i anmak ilk önce tanımakla başlayacaktır. Bugün ortalama bir vatandaşa sorduğumuz zaman Yavuz Sultan Selim ile ilgili ne bilmektedir? Bu derin bilgimize bir de "3. köprünün ismi Yavuz Sultan Selim'dir" cevabını eklemekle Yavuz'un manevi şahsına bir şey eklemiş olduk mu? 

Yukarıdaki soruların hepsi bir tarafa yürüttüğümüz bu tartışma üzerinden hangi cephelere bölündük? Köprünün isminin Yavuz Sultan Selim olmasına itiraz edenler "tarihlerine yabancı", "tarihlerinden utanan", "sefil" insanlar olarak addedilirken, köprüye bu ismin verilmesini savunanlar da "katliamcı", "Alevi Düşmanı" ve benzeri sıfatlara layık görüldü. Yani yine toptancılık hakim tartışmalarımıza. İtiraz edene ne için itiraz ediyorsun veya savunana ne için savunuyorsun diye soran yok. Bir tarafta Yavuz Sultan Selim'ciler diğer yanda Şah İsmail'ciler olduk. Tarih tekerürden ibarettir derler; yaklaşık 500 yıl önce Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim'in ordularının kılıçla yaptığı tahribatı bugün biz dillerimizle yapıyoruz sanırım. Sonuç olarak yine Müslümanın Müslümana propagandası veyahut zararından başka bir şey göremiyorum ben bu tabloda. 

twitter'dan taciz edebilirsiniz: @burakyalim    

2 yorum:

  1. Sanırım tartışmanın bilimsel boyutunu gözden kaçırmışsınız Burak Bey. 3. köprünün trafiği rahatlatacağını söylüyorsunuz. Fakat hem kent sosyologlarının söylediği, hem de 2. köprü tecrübesinin gösterdiği bir gerçek var. Yeni bir köprü yapmak bir süreliğine trafiğe çözüm olur, fakat bir süre sonra insanları daha çok bireysel araç kullanmaya teşvik eder. Mesela 2. köprü yapılmadan evvel trafik sorunu bu denli hissedilmiyordu, fakat yapımından birkaç yıl sonra İstanbul'da bireysel araç kullanımı daha da arttı. Eğer seyretmediyseniz "Ekümenüpolis" belgeselini tavsiye ederim

    YanıtlayınSil
  2. 3. KÖPRÜ NÜN ASIL AMACININ İSTANBUL DEĞİL, ANADOLU VE RUMELİ (AVRUPA) BAĞLANTISI İÇİN GEREKLİ BİR YOL OLDUĞU BELİRTİLİYOR. BUNUN BİRÇOK EKONOMİK FAYDASI DA OLACAKMIŞ. FİKRİNİZ:?

    YanıtlayınSil