27 Aralık 2013 Cuma

17 Aralık Süreci: Siyasetten Taraf Olmak 2

Ortalığın tozu dumanı devam ediyor ve bu hengamede durmak, anlamaya çalışmak pek kolay değil. Çünkü olayı bağlamından çıkarmak için dünden gelen yığınla sebebimiz mevcut. Kronik düşmanlıkların getirdiği nefreti ve toplumsal olarak bölünmüşlüğü de buna ekleyince öyle ya da böyle taraf oluyoruz. Taraf olmak kötü bir durum değil elbette ancak taraf olurken ara renkleri görememek, toptancılık yapmak hepimize zarar veriyor. 

"Yolsuzluk yapmışsa da yapmıştır, öncekiler hem çalıyordu hem de hiçbir şey yapmıyordu, bu en azından hizmet yapıyor" demek ile "yolsuzluk dosyasına ne gerek var bugüne kadar çoktan istifa edip gitmeliydi zaten" demenin elle tutulur hiçbir yanı yok. Eğer bu söylemler üzerinden taraf olunacaksa, bu söylemlere tutunanlara "gölge etme başka ihsan istemem" diyebilmemiz gerekiyor. Buna benzeyen bir başka durum ise olayı salt "yolsuzluk davası" veya "hükümete operasyon" olarak değerlendirmek. Yolsuzluk iddialarını da hükümete ve dolayısıyla Türkiye'ye operasyon ihtimalini de birlikte düşünmek ve öncelik tespiti yaparak ilerlemek mümkünken "ama paramı çaldılar" nidaları atıp hükümete dönük kronik nefreti kusmak ve/veya "bize darbe yapıyorlar, yolsuzluk bahane" mealinde argümanlara sarılıp "yolsuzluk iddialarını" savuşturmak da kimsenin yararına değil. Herhalde küçücük çocuğa sorsak bu işin içinde bir iş var diyecektir ki çocuğa sormaya gerek yok zira Ahmet Şık ile Nedim Şener'in tweetlerini takip etsek durumu çok rahat anlayabiliriz. Ahmet Şık'ın "AK Parti Cemaatini de al git", Nedim Şener'in "Kötü iktidardan hesap sorarız ama gizli iktidar daha tehlikelidir" mealindeki tweetleri, bu kişilerin yaşadıklarını da göz önüne aldığımız zaman durumu anlamak için pusula işlevi görecektir. 
   
Gelelim önceliğimizin hangisi olması gerektiği meselesine; yani yolsuzluk iddialarını mı yoksa bu işin derin bir operasyon olduğunu mu önce tartışmalıyız? 
  
Bir önceki yazıda ülkedeki hataları reset atmak yoluyla çözmek yerine format atarak kökten bir değişim yapmak isteyenler olduğunu söylemiştim. Bu durum "istifa et" söyleminde gayet net görünüyor. Önce bakanların istifası istenirken, sonrasında bakanlar yetmez hükümet istifa diye ortaya çıkan söylemin ne kadar sağlıklı olduğunu düşünmek zorundayız. Mesela kimse bu iddialardan sonra erken genel seçim yapalım demedi ve ısrarla hükümetin hatta özel olarak Başbakanın istifası talep edildi. Bir başka konu ise yolsuzluk iddiaları üzerinden hesap sorma girişiminin getirdiği ekonomik külfet. Yolsuzluk yapıldığı henüz bir iddia ama bu süreçte yaşanan ekonomik kayıp maalesef bir gerçek. Samimi düşüncem yolsuzluk iddialarının boş olmadığı yönünde ancak bu boş olmayan iddialar öne atılarak daha büyük bir soygun yapıldığını da belirtmek, görmek, göstermek gerekiyor. Halkbank'ın alma ihtimali yüksek olan para trafiğini FED'in aldığını öğrendik. Irak petrolleri Türkiye üzerinden geçecek ama maalesef para trafiği için Bağdat'ın ısrarı ile FED tercih edildi. Bunda Halkbank'ın son operasyon ile itibar kaybetmesinin payı yadsınamayacak bir gerçek. Dolar ve Euro'nun TL karşısındaki değerinin artması, borsanın değer kaybetmesi ise zararın diğer boyutları. Yolsuzluk iddialarının boş olmadığını düşünmemin sebebi ise AK Parti'yi "aşil topuğundan" vurduklarına olan inancım. Kimseyi töhmet altında bırakmak niyetinde değilim ama şunu da unutmamak gerekiyor ki hiç bir kadro homojen değil ve bir kasa elmanın içinde mutlaka çürükler, en olmadı kurtlular mevcuttur. Bahsi geçen operasyonu yapanların bu kurtlu elmalar üzerinden bütün kasayı çürük göstermek istedikleri ve çöpe atacağımız kasayı alıp elmaları yemek istedikleri yukarıda andığım Halkbank, FED örneğinde açıkça görülüyor. 

Gelelim kurtlu elmaların bize olan maliyetine. Yolsuzluk iddialarına maruz kalanlar üzerinden yürütülmek istenen algının önüne geçmeye çalışırken emniyet amirlerinin yerlerinin değiştirilmesi, adli kolluk yönetmeliğinin anti-demokratik hale getirilmesi ve ikinci bir yolsuzluk soruşturması yürüttüğünü öğrendiğimiz savcının elinden dosyanın alınması elbette hukuk, adalet algımızı da zayıflattı. Çok sağlam bir adalet algımızın olduğu söylenemezdi ama artık birçok vatandaş yukarıda andığım işlemlerin yolsuzlukların üstünü örtmek için  yapıldığını düşünüyor ve bunu düşünmekte de haksız değiller. Hükümetin şu savcılar kötü niyetli bu savcılar da iyi niyetli diye ayrım yapması, şunlar devlete değil buraya hizmet ediyor, bunlar da devlete hizmet ediyor demesi mümkün değil ancak yolsuzluk soruşturmalarının sağlıklı yürütüldüğünü, dosyayı alan savcıların hiçbir baskı altında kalmadan işlerini yapabildiğini bilmemiz gerekiyor. Ayrıca düne kadar askeri kutsayanların bugün yargıyı kutsadıklarını da görmek gerekiyor. Yargının bağımsızlığı ancak tarafsız olması ile mümkün olabilir ve bu süreçte yargının tarafsızlığı da maalesef gölgelenmiştir. Yargının tarafsızlığının gölgelendiği eski davaların da tekrar elden geçirilmesi, adalete değil başka yerlerden aldıkları talimatlara göre hareket edenlerin Ergenekon, Balyoz v.s gibi müdahil olduğu davalara da halel getirdiği uzun zamandan beri konuşulan bir gerçektir.

Devam edeceğiz... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme