29 Aralık 2013 Pazar

ELMA KOKUSUNU YAZMASAM KALBİM KURURDU (Çiğdem Kapan)

28 Aralık 2013. Gündem'in manşeti siyah fon üstüne büyük puntolarla: Roboski'den Tanıyoruz Sizi.
Katliamdan kurtulan dört kişiden konuşan tek kişi olan Servet Encü: "Gökten insan ve katır parçaları yağıyordu."

Çağrıda bulunuyor Encü'lerden geriye kalan Servet, "Bizi özgür bıraksınlar, köyleri 90'lardaki gibi yakıp yıkmasınlar, köylüler köylerine dönsün."

Roboski'de 34 can için 34 Vicdani Red'dediliyordu.

Çantamda bir kaç tane çikolata vardı bugün. Küçük ayıcıklı çocukların sevdiğinden. Tesadüfen gördüm, beş altı yaşlarında bir kız, ondan bir iki  yaş küçük iki erkek çocuğun elinden tutmuş kalabalığın içinde başıboş dolanıyordu. Onları görünce çantamdaki ayıcıklar geldi aklıma çıkarıp verdim. Tereddüt etmeden adlarını sordum bilinmeyen bir dilde. Şaşırıp, utanıp adlarını söylediler. Yanlarında kimse yoktu. Birileri buraya bırakmış olmalıydı. Alabildiğim tek cevap "babamız savaşta". Onlarla konuşurken onlar gibi çocuklar çoğaldılar etrafımda. O kalabalıkta kimsenin fark etmediği gizli bir çocuk topluluğunun üyeleri gibi saklandıkları yerlerden çıkıp gelmişlerdi arkadaşlarının yanına. Çocuklar çoğaldı ayıcıklar azaldı. Çocuklar çoktu ayıcık yoktu. Babaları yoktu savaş çoktu.

Roboski Mon Amour belgeselini izlemek için salonda toplanan insanlardık. Felek Encü, 13 yaşındaki oğlunun cesedi, katırının cesedinin altından çıkan kadın. "34 insan 60 katır öldü. Hadi biz Kürdüz, bizi öldürüyorsunuz, peki oradaki hayvanları, katırları neden öldürdünüz, Kürtlere acımıyorsunuz, hayvalara da mı acımıyorsunuz...” diyor. Sahi hayvanseverler katırları da sever miydi?

En yakın en sevdiği arkadaşı, köylüsü ölen Roboski'lilerden biri: Keşke ben de o gün onunla gitseydim. Beraber permatik alır sakalımız çıksın diye yüzümüzü köpüklerdik. Her cumaya beraber giderdik. Bakıyorum göremiyorum onu artık. Şimdi inan yaşamak bile istemiyorum, diyor. Olayın olduğu yere giderken önce elma kokusunun geldiğini söylüyordu. Sonra kan, yanmış etin dayanılmaz kokusu.

Kitera'ya Yolculuk filmini çekeceği köyde Theo Angelopulos'un duyduğu elma kokusu geliyor aklıma. Film boyunca tekrarlanan bir metafordu elma kokusu. O, elma kokusundan bahsettiğinde şiddetli bir kırılma yaşıyor zihnim. Anlam vermeye, bir bağ kurmaya çalışıyorum bu elma kokusuyla. Olmuyor.

Şimdi önümde bir yazıda "Yunan mitolojisinde Kitera, insanın kendisini mutluluğa adayabileceği (ya da mutluluğun peşinden gidebileceği) düşler adasıdır" yazıyor. Kendini bir şeye adayamamış, mutluluğun değil, ekmeğinin peşinden katırlarıyla kendilerini sınır yollarına doğru vurmuş bu insanlar bir şans eseri "düşler adasına" mı gönderilmiştiler. Öyle olmalıydı elbet. Bu elma kokusu düşler adasının kokusu değilse neydi? Peki neden kendilerini mutluluğa adayamamış insanlar düşler adasına gönderilmişti. Bu şans nasıl bağışlanmıştı onlara? Öyle ya hayvancılık ve ekim yapılamayan, tek geçim kaynağı karşı akraba köyden aldıkları mazot ve tütün olan bu sınır köyünde, hiç bir şeye adanmamış kaçak hayatların sahibi bu insanlar düşler adasında elma yemeyi hak edecek ne yapmıştı?

İçimde, gördüklerimin duyduklarımın bıraktığı acının kavurduğu öfkeyle yürüyorum. Üşütmüyor bu çaresiz bırakan öfke. Üşüyemiyorum soğutamıyorum içimdeki çaresiz öfkeyi. Son çanta senin kısmetin olsun diyor seyyar satıcı. Olsun diyorum. Yıka ama. Olur yıkarım abi. Hava iyi soğuk. (Tezgahının arkasında ayağının altında bir tenekenin içinde yaktığı ateşi görüyorum) Neyseki ateşin yanıyor abi. Soğuk ama. Nerelisin? Vanlıyım. Vanlıyım şanlıyım ha?Öyle abi, sen nerelisin? Of'luyum. Van'nın neresinden? Gürpınar. Hımm Van, Bahçesaray.(Van için hafızasını yokladığında aklına gelen ilk yer). Bilir misin abi oraları, gittin mi? Yok gitmedim. Şurdaki çorapçı Van'lı. Burda en iyi Van kahvaltısı nerdedir bilir misin? Yok abi burda yeniyim bilmiyorum ama vardır mutlaka iyi yerler. Var evet. Ama en güzeli Van'dadır abi. Öyle tabi.

Önümdeki bir yazıda " Van'nın Bahçesaray ilçesi ile Bitlis'in Hizan ilçesinin sınırında yer alan Bahçesaray ilçesine 15 km uzaklıktaki Miran (Sündüs) yaylasında 18 Temmuz 1993'te hepsi kadın ve çocuk 24 kişi kimliği belirsiz 'karanlık güçlerce' katledildi. Olayda sadece 62 yaşındaki Ahmet Sevgili, Hicret Güzel ve iki küçük çocuğu sağ kurtuldu. Görgü tanığı olan olay yerine yakın çobanlar ise helikopterden inenler tarafından katliamın yapıldığını iddia ettiler. İddialara rağmen olayla ilgili ne bir soruşturma başlatıldı ne de araştırma yapıldı. Katliam sonrası katledilen 24 kişinin otopsi raporlarının hazırlanmasına ihtiyaç dahi duyulmadı. En önemlisi de olay sonrası katliamın haberini yapan yerel gazeteler de Van Valiliğince toplatıldı."

"5 Temmuz 1993: Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde karanlık güçlerin eylemi sonucunda 33 kişi öldürüldü."

"Muğlalı Olayı veya 33 Kurşun Katliamı, 1943 yılının temmuz ayında Van'ın Özalp ilçesinde, 33 kişinin hayvan kaçakçılığı iddiası ve 3. Ordu komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın emriyle yargısız olarak kurşuna dizilmesi ve 32'sinin ölümü, birinin kaçması ile sonuçlanan olay."

Roboski Mon Amour belgeselinin bir sahnesinde, yönetmen Bülent Gündüz belgesel için Roboski'ye giderken arabada Ermeni müzisyen Charles Aznavour'un "Ils sont tombés" şarkısını dinliyor ve 1915 Ermeni Soykırımı'nda ölenleri anlatan bu şarkı sanki Roboski'de ölenleri anlatıyor, diyor. Geldiğimde şarkıyı buluyor dinliyorum. Muhtemelen en bozuk çevirisi ama en gerçeği söylüyor gibi.

"Sebebini bilmeden düştüler
yaşamak istedim erkek, kadın ve çocukları
sarhoş erkekler gibi ağır hareketleri ile
katledilen gözleri açık..."

Bir haber gözüme ilişiyor önce, okudukça da içime işliyor. Gecenin son kozu bu olmalı. Öldürücü darbe hep en sona saklanırmış ya. "Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboskî köyü sınır karakolu yakınlarında TSK'ya ait uçaklar tarafından katledilen 34 sivil yurttaş için gerçekleştirilen anma etkinliğinde kalp krizi geçiren 42 yaşındaki Miran Encü kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.Uludere Devlet Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi altına alınan Encü, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi. Evli ve 1 çocuk annesi olduğu belirtilen Encü'nün, hava operasyonunda yakınları öldürülmüştü."

Bir anne daha öldü kahırdan, acıdan. Kahırdan da ölünürmüş. Unutmadıkça kururmuş asıl bir annenin kalbi. İki yıldır bir annenin kalbi kurur dururmuş. Ölenle ölünürmüş. Bunca ölüm bunca katliam olup dururmuş. 33 Kurşun, Başbağlar, Sündüs, Roboski. Geriye kalan hep kahır hep kahırmış.

Yazmaktan başka çarem yoktu. Sanki burnuma çürük elma kokusu geliyordu. Yazmasam kalbim kururdu.
                                                                                                                                   29.12.2013 - 03.42
                                                                                                                                      Çiğdem Kapan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme