1 Nisan 2014 Salı

AK Parti Kazandı Çünkü...

30 Mart yerel seçimleri sona erdi. Seçimden önce söylediğimiz gibi "küstüm oynamıyorum" faslı başladı. Seçim sonuçlarına hakkıyla sevinmek isteyenlerin hevesleri boğazına dizildi; "ayıp değil mi kardeşim, neden dalga geçiyorsunuz" nidaları ortalığı inletti, inletiyor. Son 10 yıldır yapılan Aziz Nesin'in ruhunu çağırma seansları tekrarlandı, "beddua" cephesi bumerang etkisiyle kendilerine çarpan millet duasıyla darmadağın hale geldi. Türkiye siyasetinin müzmin siyasi liderleri kılı kırk yarma konusundaki mahirliklerini "olur mu canım bak şu açıdan biz başarılıyız" diyerek bir kere daha gösterdi.

Bu kadar benzerliğin arasında elbette farklılıklar da vardı. Seçim sürecindeki tavrından ötürü "Cemaat Halk Partisi" olarak andığım CHP'nin seçmenleri ile MHP'nin seçmenleri el ele verdi ve sandık peşine düştü. MHP'yi bir kenara bırakarak CHP seçmeninin oylarının peşine düşmesine gözlerim yaşararak baktığımı itiraf etmeliyim. Herhalde yıllar sonra ilk kez sandığa bu kadar önem verdiler. Yoksa sandıktan ne çıkarsa çıksın bir şekilde yönetimin parçası olmak CHP için zor değildi. Ama yargı ama asker yoluyla sistemi idare etmek onlar için epey kolaydı. İktidar olmak, ülke idare etmek için sandıktan çıkmaya gerek yoktu, zaten görünürdeki iktidar olmak davulu boyna asmak demekti, davulu başkasının boynuna asıp tokmağı kendi ellerine almak kadar konforlu bir şey yoktu. Bu kez de proje ürettiklerini söylemek mümkün değil ama halihazırda TBMM çatısı altında dinletebilecekleri tape'ler vardı . Bir de Başbakan kalkıp twitter ve youtube kapanacak deyip, TİB bu ikisini kapatınca "bu kez sandıkla iktidarı devireceğiz" diye epey havaya girdiler. Fakat evdeki hesap da Çarşı'daki hesap da milletin pazarında itibar görmedi. Sonuçlarla birlikte ortama inkar, öfke, depresyon hakim oluverdi.

Bu seçimlerde yaşanan bir başka farklılık ise sonuçlarla birlikte ortaya çıktı. Türkiye Komünist Partisi ve Liberal Demokrat Parti ilk kez birer belediye kazandı. Tunceli Ovacık'ta TKP, Muş Malazgirt ilçesinin Konakkuran beldesinde de LDP kazandı. Seçim sonuçlarında hepimizin önemsemesi gereken iki ilginç durum daha yaşandı; Şırnak'ın Cizre ilçesinde 27 yaşındaki Leyla İmret BDP'den belediye başkanı seçildi. Konya'nın Meram ilçesinde ise AK Parti adayı olan Fatma Toru Türkiye'nin ilk başörtülü belediye başkanı oldu. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının 80 yıl önce verildiği düşünüldüğünde ilk defa bir başörtülü belediye başkanının ancak bugün seçilebilmesi manidardır.

Seçimlerden önce AK Parti'nin büyük bir hezimet yaşayacağı beklentisine sahip olanlar temennilerini tahmin hanesine yazmanın hazin sonucunu yaşıyorlar. Her gün sosyal medya üzerinden kitlelere ulaştırılan tapeler ve Başbakan Erdoğan'ın twitter ve youtube ile ilgili söylemlerinden sonra bu sosyal medya araçlarının kapanması AK Parti'nin dönülmez bir sona geldiği hissi oluşturmuştu. Fakat beklenen son gerçekleşmedi ve hatta AK Parti bir önceki yerel seçim sonuçlarına göre başarısını arttırdı.

AK Parti kazandı çünkü; twitter'ın kapatılmasıyla gündelik yaşamında herhangi bir değişiklik hissetmeyen kitle, senelerdir gündelik yaşamına engel olan başörtüsü sorununu kimin çözdüğünü unutmadı. Ülkenin %90'dan fazlası Müslüman ancak TBMM'ye henüz çok yakın zamanda başörtülü bir vekil girebildi ve ilk kez bu seçimlerle bir başörtülü belediye başkanı seçildi. Sizce durum böyleyken kim twitter'ın kapanmasını mesele edinecekti? Elbette her türlü özgürlüğün yanında twitter özgürlüğünün de keyfini sürebilen kitleler. Peki bu kitle Türkiye seçmeninin ne kadarına tekabül ediyor? CHP'nin aldığı oy üzerinden bunu rahatlıkla görebilirsiniz. Bu durum bize meselenin cehalet, okuma-yazma değil öncelik meselesi olduğunu gösteriyor. Geniş kitleler yıllardır yasak olan başörtüsü özgürlüğüne ancak kavuşmuşken daha dar bir çevre her türlü özgürlüğün tadını çıkarırken twitter'dan mahrum oluyordu ve haliyle geniş kitlenin tercihi onları özgürleştiren AK Parti'den yana oldu.

AK Parti kazandı çünkü; yolsuzluk-hırsızlık iddiaları ile 10 yılda yapılan hizmetler ve yükselen yaşam standardı tezat oluşturuyordu. Seçimden bir gün önce konuştuğum Kıbrıs Gazisi AK Parti'den önce 300 TL ama bugün 800 TL destek aldığını söylüyordu. Öğrenci burslarının 45-60 TL bandından 300 TL'ye gelmesi belki öğrenciler üzerinde bir etki oluşturmadı ama sanıyorum ebeveynleri bu değişimi dikkatle okudu. Halen daha koalisyon dönemlerinin ekonomik sıkıntılarını unutmayanlar AK Parti ile birlikte gelen istikrara rağbet etti. Hakkari'den İstanbul'a otobüs ile 24 saatten uzun sürede gelen vatandaş aşağı yukarı aynı parayı ödeyip uçak ile 1,5 saatte gelmenin keyfini ve konforunu ne zaman ve nasıl kazandığını unutmadı. Dünya ekonomik kriz yaşarken Türkiye teğet geçti ve düne kadar belirli ülkelere belirli kalemlerde yapılan ihracatın hem ülke çeşitliliği hem de ürün çeşitliliği arttı. Hal böyle olunca küçük ve orta boylu işletmeler bile ihracat yapmaya başladı. Durum böyle olunca kimse istikrarı ve büyümeyi riske etmek istemedi. Yani mesele bulgur-makarna-kömür değil alın teri ile kazanılanı yeni bir koalisyon veya kriz ortamında riske sokmamaktı. Bu veriler değişik örneklerle çoğaltılabilir fakat özetle millet AK Parti'nin sosyal politikalarına da ekonomik istikrarına da desteğini verirken "bu ortamda kim ne çaldı ki" diye sormaktan kendini alamadı.

AK Parti kazandı çünkü millet cemaatleri, tarikatları, İslama hizmet edenleri sevmekle birlikte onların siyasete, hele ki Erdoğan gibi ümmetin sesi olmuş bir lidere karşı aldığı pozisyondan hoşlanmadı. Hele hele Gülen grubunun AK Parti'ye karşı her türlü ittifakı, CHP ile kol kola girmeyi göze alması milletten büyük bir tepki aldı.

AK Parti bir kere daha başarı sağladı çünkü Başbakan Erdoğan gibi bir lideri vardı. İl il gezip milletle buluşan, milletin diliyle konuşan, sesi kısılmasına rağmen mitinglerini sürdüren Erdoğan'ın rehavete kapılmadığını, çalıştığını ve milleti ikna etme gücünü hep birlikte görmüş olduk. Erdoğan'ın yerel yönetimlerden gelmesi, önceki yıllarda oluşturduğu güven milletin bir kere daha teveccühünü kazandı.

AK Parti kazandı çünkü millet sulhtan memnundu. Erdoğan'ın siyasi kariyerini adeta riske edip çözmeye çalıştığı Kürt sorununda gelinen aşamayı millet görüyordu. En azından Kürtler görüyordu. Yılların tecrübesi Kürtleri barıştan yana olan AK Parti ve Erdoğan'a yöneltti. O yüzden Diyarbakır'da da AK Parti ikinci parti oldu ve %35 oy aldı.

AK Parti kazandı çünkü yurt dışında yaşayan Türkiye vatandaşları ve hatta Bosna, Kosova, Makedonya, Filistin, Lübnan ve Mısır halkları da onu destekledi. Çünkü Erdoğan'ın liderliğindeki Türkiye'nin bölgesine, yurt dışındaki vatandaşlarına, soydaş ve akraba topluluklara önem ve özen gösterdiklerini tecrübe etmişlerdi.

CHP kaybetti, MHP kaybetti, Cemaat kaybetti, Uluslararası medya kaybetti çünkü henüz Türkiye halkının, milletin, tecrübesini, sağduyusunu ve beklentilerini okuyamadılar. Onlar kaybetti çünkü Erdoğan ve AK Parti vardı.

Bütün eksiklerine ve hatalarına rağmen AK Parti kazandı. Peki bu bir rehavet oluşturmalı mı? Elbette hayır! Bu durum AK Parti'nin mükemmel olduğunu gösterir mi? Elbette hayır! AK Parti'nin varlık-yokluk meselesi şimdi başlıyor. Eğer Kürt, Alevi sorunlarına dönük adımlar atılmazsa. Yolsuzluk iddiaları konusunda kamuoyu tatmin edilmezse. Hukuk düzeni tesis edilmezse. Seçim sürecinde yaşanan ötekileştirici üslup kenara bırakılmazsa ve paralel yapı ile mücadele edilmezse işte o zaman AK Parti ve Erdoğan önü alınmaz bir yok oluşa doğru ilerleyecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme