19 Mayıs 2014 Pazartesi

Eleştirerek Sahip Çıkma Zamanı

Yasımız devam ediyor ama ateşin düştüğü yerin dışında hepimiz üç-beş bilemediniz 15 gün sonra normalleşeceğiz. Aklımızda "Soma" olacak fakat hiç birimiz kayıpları olan aileler gibi bir ömür ve aralıksız, yaşamımızın her yerine sirayet edercesine yaşamayacağız bu acıyı. Yapılacak tek bir şey var; devletin tüm imkanları ile dul ve yetim kalanlara destek olması, onların en azından maddi ihtiyaçlar açısından kayıplarını hissetmelerini engellemesi.

Yaşadıklarımız her birimiz için birer imtihan mahiyetinde. Oturup üzerine defalarca düşünmek zorundayız. En azından işaret parmağımızla sorumlu gösterirken aynaya bakmayı da ihmal etmemek gerekiyor. Dürüst olmak zorundayız. İçimizde kaç kişi memleketin sorunlarını düşünürken "madencilerimiz, madenlerimiz" diye aklından geçirmişti? Hangimiz bir maden ocağında check-in yapmıştı? Bireysel olarak veya kurumsal olarak, her türlü öz eleştiriyi yapmakla mükellefiz. İşçi sağlık ve güvenliği konusunda kaç tane sempozyum düzenlendi, kaç kere bu konu üzerine anket yapıldı? Ankara'nın parlak zeminli, geniş koridorlu binalarını gezmeye, görmeye ve şık takım elbiseli koltuk sahipleri ile tanışmaya giderken; Dışişleri Bakanlığı, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, TBMM, Çankaya Köşkü, siyasi parti merkezleri dolaşılırken bir işçi sendikasını ziyaret etmemiş olmamız elbette bugün yaşadığımız facianın sorumluları arasına koyuyor bizleri.

Yerel yönetimleri konuşmayı, ülkeler arası ilişkileri tahlil etmeyi, yaz-kış kampları organize etmeyi, Ankara Eğitim Gezileri tertiplemeyi bilen, beceren insanların memlekete katkı sunacağız, kendimizi yetiştiriyoruz derken işçilere, işe, emeğe, madene, iş kazalarına, standartlara adeta lüzumsuz bir konu gibi yaklaşması gerçeği değişmediği sürece, yani topyekün bir zihniyet değişimi yaşanmadıkça bu faciaları farklı sektörlerde, farklı şekillerde yaşamamak mümkün değil.

Aslında burada öz'ümüzden uzaklaşmamak gerçeğiyle karşılaştığımızı görmek gerekiyor. Kendi baba ve annelerimizin çalışma koşulları üzerinden, yahut bir nesil geriye gidip dede ve ninelerimizin yaşam tecrübeleri ve ortak paydasından düşünmek gerekiyor sanırım. Hızlı kalkınmanın ve zenginleşmenin getireceği farklı ve iyi olmayan sonuçlar olabileceği ihtimaline kafa yormak lazım biraz. Evet zaman zaman bizlerden akıllı olan telefonlarımızdan tutun 21. yüzyılın bilmem kaç türlü harikalığından, güzelliğinden istifade ederken sağa ve sola bakamayacak kadar körleşmeyi sorgulamamız gerekiyor herhalde.

Öz'den uzaklaşmamanın, Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın harikulade deyimiyle "76 milyon yaralı değilmiş bir kişiyi çıkarın" sözlerinde tecessüm eden ve bir madencimizin "çizmelerinin kirinden ambülansın sedyesine zarar gelmemesi" söyleminde hayat bulduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız.  Aynı madencinin verdiği mülakatta "temizlik imandan gelir" hadisini dillendirmesi; aslında hepimizin zihinlerini yıkaması gerektiğini görmesi ve "siyaset simsarlığı" bir kenara bırakılıp öz'e dönülmesi gerçeğinin en açık ifadesidir. Öz'ümüz eğer insan olmaksa, insanın başına gelip gelebilecek en ağır facialardan birinde öz'e dönmekten daha anlamlı başka ne olabilir ki? Öz'ümüze sahip çıkmak zorundayız; insanlığımızı, bize verilen vicdan ve aklı birlikte kullanmak ve öz'e eleştiri yapıp ve son kertede ona sahip çıkmak zorundayız.

Bu öz'ün bireysel, kurumsal, siyasal boyutlarını ele almak zorundayız. Fert fert eleştirimizi, hesabımızı verdikten sonra kurumlar olarak siyaset olarak da bu faciadan öz'ümüze bir takım hesaplar, eleştiriler, sorumluluklar ve yarına yönelik yeni politikalar çıkarmak zorunluluğumuz var.

Acı evinde, cenaze makamında diklenmenin değil, feryat edeni, figan eyleyeni teselli etmenin salık verildiği medeniyetteki öz'ümüzü, garip gurebanın ve fakir fukaranın, kimsesizlerin kimsesi olma iddiamızı hatırlamaktan başka herşey, her fırsatta karşımıza dikilen nefreti körüklemektedir ve bu nefret büyüdükçe herkesi içine çeken bir girdaba dönüşmektedir. Sorumlu olmamız için kusurlu olmamız gerekmez ve hiçbir kusur birinci derecede ilgili olanların ilgisizliğini kabul ettiremez.

İlk kez 10 yıllık 20 yıllık 50 yıllık düşünüyoruz, önümüze bu minvalde hedefler koyuyoruz derken bir-iki asır gerilere giden örnekler vermek; günü kurtarma telaşı değilse nedir? Diklenmeden dik durmaktan bahsederken her ne sebeple olursa olsun tekmeler savurur hale düşmek; kontrol edilemez nefrete aynı derecede kontrol edilemez bir refleksten başka ne ile açıklanabilir? Öz'ümüze dönmekten kastımız kalpler nefretle taşlaşmış olsa bile tekmelerle cevap vermek olmasa gerek.

"İyilikle kötülük bir değildir. O halde kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur. Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur... (Fussilet; 34-36)"

Sonuç olarak yaşadığımız musibetten bireysel, kurumsal, siyasal olarak çıkarmamız gereken derslerle birlikte yaşanan bu facianın "kader" ve "olağan" karşılanmasına müsaade etmek mümkün değil. Elbette her inanan için bu bir kaderdir ancak tevekkül kısmını da unutmamak gerekir. Soma'da önce özel sektör sonra siyaset sorumludur ve ilgili kişiler cezalarını çekmek zorundadır. Maden çok iyi denetlenmesine rağmen bu elim olay yaşandığına göre iyi denetlenmemiş yahut denetçiler kandırılmış demektir. 500 kişiyi kurtaracak yaşam odalarının yokluğu önce özel sektöre sonra siyasete ödenecek yüklü bir fatura çıkarmalıdır.

Atılan tekmeleri sahiplenenler, yapılan basın açıklamasını kucaklayanlar, krizin yönetilemediğini kabul etmeyip, her yanlış ve hataya mücadelenin doğası ve egemenlik savaşının olmazsa olmazı olarak bakanların verdiği zararı bir Yılmaz Özdil veremez. Yaşananlar hep birlikte bir komplonun ürünü dahi olsa öz'ümüz yaptığı hataları kabul etmek zorundadır. Elbette ortada bir mücadele var, mutlaka bir iktidar krizi oluşturmak, Soma'da yanan yürekler üzerinden cenazelerle birlikte iktidarı da gömmek isteyenler mevcut ancak buna verilecek tepki diklenmek, tekmeleri sahiplenmek ve sorumluluktan kaçmak değildir. Eğer böyle yapılırsa çizmelerimi çıkarayım mı diyen madencinin ve nicesinin hayalleri de inançları da yıkılacaktır çünkü onlar sizleri onlardan olduğunuz, öz olduğunuz için sevdi ve destekledi, öz'ü eleştirip öz kaldığınız sürece de desteklemeye ve sahip çıkmaya devam edecektir.

NOT: Soma'da yüreğimiz dağlanmışken Bosna-Hersek'te sel felaketi yaşadık. Ölenlere Allah'tan rahmet, kalanların da yaralarını bir an önce sarmalarını temenni ediyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme