15 Mayıs 2014 Perşembe

SOrMA Ne Haldeyiz...

Siyasi hesapları bir kenara bırakalım ve yasımızı tutalım dedik diye Başbakanın akıl almaz basın açıklamasını, müşavirinin tekme atmasını görmezden gelmek, üstünü örtmek gibi bir telaşımız yok.

Siyasi hesapları kenara bırakalım dedik, siyaseti değil, çünkü bunun imkansızlığı ortadadır, zira insan politik bir hayvandır ve aldığı nefes dahi siyasetle iç içedir. 

Hele hele bir facia yaşanıyorsa, ihmaller söz konusu, sorumlular varsa insanların susması ne mümkün? 

Konuşmayın da demedim, "siyasi hesap" yapmayalım dedim zira cenazeler soğumadan, acı dinmeden yapılacak siyasi hesabın varacağı yer iyi olmaz, bu milletin, bu toprakların kadim kültürü bunu kabul etmez demek istedim. 

İstifa beklemek, sorumluların cezalandırılmasını istemek olması gereken en tabii şeydir ve özü itibariyle siyasettir, bu taleplere, tepkilere itiraz etmek de mümkün değildir. 

Peki neden siyasi hesap yapma dedim? Niçin yasımızı tutalım, acımızı yaşayalım dedim? Çünkü öfkeyle kalkanın zararla oturacağını, kaybedilmiş canların hesabını sormak için haklıyken haksız duruma düşmemek gerektiğini anlatmak istedim. 

Yoksa ne Erdoğan'ın yaptığı basın açıklaması ne de Yusuf Yerkel'in tekmesi kabul edilebilir değil tıpkı Türkiye'nin ILO'nun maden sözleşmesini 19 yıldır imzalamamış olması, işçi ölümlerinde yapılan sayısız ihmal gibi... 

Keşke canların hesaplarını sormak üzerinden madenleri konuşsaydı siyasi hesapçılar, keşke kaybettiğimiz işçilerin ömür verdikleri davayı, çocuklarını, geleceği, onların neden yerin altına girdiğine dair tefekkür etselerdi. 

Ne mi yaptılar? AK Parti'nin Soma'da aldığı %43'lük oyun sonucu budur diyecek kadar gaddarlaştılar, bilerek veya bilmeyerek; "oy verdiniz ve öldünüz" dediler. Kömür için oy ve can vermekten bahsettiler, Allah korusun bir makarna fabrikasında yangın çıksa ne diyeceklerdi acaba?! 

Birisi, hem de uluslararası hukuk firmasına danışmanlık yapan birisi şu aşağıdaki sözleri sıraladı. 

  
Siyasi hesap yapma derken, öfkeyle kalkıp zararla oturma derken bunu anlatmak istemiştik oysa. "Başbakan istifa etsin, bakanları istifa etsin, bu facianın sorumluları ortaya çıksın" demek kadar meşru bir siyaset ile böyle insani boyutları aşan bir siyaset hesabı arasındaki farkı anlatmak istedik.

Siyasi hesap yapma muhalifler için değildi, iktidarın sarhoşluğuna kapılmış, her taşın altında başka şeyler arayan, "Cehape zihniyeti, Gezizekalılar, Ölüseviciler" gibi ifadelerle insanları yaftalayanlar da siyasi hesap peşindeydi çünkü... 

Neresinden tutsak da bu işi aklasak veya neresinden tutarsak tutalım hükümete, ona oy verenlere çakalım telaşına kapılmak yerine sessizce dua etmeye, yas tutmaya, elinden gelen bir şey varsa onu gerçekleştirmeye davetti bir bakıma "siyasi hesap yapma" demek.  

Hepimizin başı sağolsun, Allah mekanlarını cennet etsin, ailelere sabır dilerim, ne olur dua edelim ifadeleri elbette yeterli değil ama bir o kadar da önemli. Peki ya sonra? Yaşadığımız kaderi kabullenmek mi, olur böyle şeyler demek mi, madenciliğin olağan sonuçları mı ELBETTE HAYIR!

Eğer yeryüzünde bu işi sizden daha iyi yapan birileri varsa ve onları örnek almamışsanız, 10 milyon dolar harcamayı göze alıp "yaşam odaları" yapmamışsanız, denetledik her şey yolundaydı diyerek bu işin içinden çıkamazsınız! 

Siyaset, devlet bu işin denetçisidir ve denetleyemediği, yaptırım uygulayamadığı için sınıfta kalmıştır. Peki ya işletmecisi, sendikası suçsuz mudur?! Siyasete yönelen tepkinin 10'da biri niçin işletme sahibine, sendikacılığa yönelmez anlamış değilim. Siyaseti aklamak, sorumluluğunu hafifletmek değil niyetim ama maliyeti 130 dolardan 26 dolara çektik diyen holding sahibine de sorulacak sorularımız olmalı, onun da vereceği büyük bir hesap olmalı. 

Şimdi işin ötesine girmeyeceğim; işçinin, emekçinin, arkada bıraktığı çocuğunun, babasının maaşının iki katı ücrette telefonu cebinde taşıyanın, gittiği üniversitede ana-baba parasını kayıtsızca harcayıp elle tutulur bir sonuç elde etmeyenin, milletin, yasın, birlikteliğin, ölümün, yaşamın ve diğerlerinin üzerine söylenecek çok söz var. 

Daha ortaokuldayken kendi parasını kazanan, yeri geldiğinde arkadaşları ile top oynamak yerine mecburi istikamet çalışmaya giden, sabah 8'de dükkanın önünü süpürüp gece 10'da yerlerini yıkayan 13-14 yaşındaki çocuk işçiden bahsetmeyeceğim.

Şimdi vefat edenlere Ya'sin okuyup, kalanlara sabır dilerken bu kederli hal ile siyasetten, özel sektöre, medyadan, sendikalara, sivil toplumdan, sivilleşememiş topluma kadar kimin zerre sorumluluğu varsa, hesap vermesini, ilk önce de hepimizin aynaya bakıp kendimizle yüzleşmemizi talep edeceğim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme