21 Haziran 2015 Pazar

Babalar günü ve Benim Babam

Baba'lık üzerine ahkam kesecek değilim. Muhtemelen "baba" olmayı bir gün baba olursam anlayacağım, belki de hiç anlamayacağım. Elbette bir şeyle ilgili konuşmak, söz söylemek için mutlaka deneyimlemek gerekmiyor lakin söz konusu "anne olmak", "baba olmak" gibi biyolojik bağınızın en yakın olduğu ve karakterinizin şekillenmesinde en büyük paya sahip olduklarını düşündüğüm insanlar olunca işin rengi biraz değişiyor. Elbette herkes şanslı olmayabiliyor, daha küçük yaşta babasız, annesiz kalan, yahut her iki figürün de dengeli bir biçimde hayatlarında yer edinemediği çocuklar da var. O yüzden genellemek ve birilerinin canını sıkmak, onları üzmek istemem.

Ben "baba"mı bilirim, henüz 15 yaşındayken babasını toprağa koyan, 25 yaşında babalık duygusunu tadan ve henüz 3 aylıkken ilk evladını elleriyle gömen babamdır benim aynam. Ayna dedimse birbirimizin kopyası olduğumuz, benim de ille onun gibi olacağım veya olduğum sanılmasın. Aynam babamdır diyorum zira Baba'lık hususunda en azından kendim baba oluncaya kadar ona bakarım, babalığın nidüğü ve nasılını hasbelkader anlayabilmek için.

Her ilişki tarzının zaman içinde yaşadığı değişim gibi babamla benim de ilişkim ben değiştikçe ve o değiştikçe kendi içerisinde olgunlaşan bir seyir izlemiştir. Yakın bir zamanda iki dostumun babam ile birlikte geçirdiği kısa zaman diliminden sonra "babanla konuşunca seninle konuştum sandım, o kadar benziyorsunuz" demesi içime su serpti ve beni düşündürdü. Görüntü olarak değil de konuşma olarak benzetmişti dostum babam ile beni. Genelde annene veya babana benziyorsun diyenler hep burnumdan, gözümden, kaşımdan dem vururdu fakat bu kez düşünsel olarak babama benziyordum çünkü babamın "konuşması" ve benim "konuşmam" benzetilmişti.

Babam, muhakkak her babanın yaptığı gibi diyemeyeceğim şekilde (maalesef karşılaştığım örnekler beni bunu söylemeye itiyor) beni ve kardeşlerimi okutmak için elinden gelenin en iyisini yapmak için yoldaşı, hayat arkadaşı anam ile birlikte, omuz omuza, kol kola çok mücadele ettiler. Ablamın öğretmen çıkması onu nasıl mutlu ettiyse benim henüz bir şey çıkamamış olmam da sanırım onu o şekilde tedirgin ediyordur. Baba tedirgin olur zira istemez namerde muhtaç olalım, verilen emekler ziyan olsun, hele ki kendisi ahirete intikal etme bilincine de vakıfsa daha bir tedirgin olur çünkü istemez evladı perişan ve sefil kalsın ardından. Hele konu benim babama gelince, henüz 15 yaşında babasız kalmanın zorluğunu yaşamış olduğundan ileri gelen başka refleksleri vardır elbet. Klasik baba figürü nedir bilmem ama öyle bir şeye de pek inandığımı söyleyemem. O yüzden babam ile ben Turgenyev'in Babalar ve Oğullar klasiğindeki gibi de değiliz kanımca.

İlk-orta okul döneminde babam çok çalıştığından mı yoksa ben daha çok büyükbabam merkezli yaşadığımdan mı bilinmez, babam ile çok fazla zaman geçirdiğimi söyleyemem. Bazen kendime de kızarım acaba ben büyükbabamı daha çok önemi koydum, babama haksızlık mı ettim diye. Umarım öyle olmamıştır diyerek geçelim. Fakat lise dönemimde babamla daha kritik bir ilişkim olduğunu bilirim. Ona politik-aksiyoner hayata başladığımı söylediğimde "ben sana bu konuda ancak şunu söyleyebilirim, unutma ki derslerin aksayabilir, bu sadece senin için değil, içinde olduğun düşünce ve politik duruş için de iyi olmaz, hem sonra Burak şöyle tembel demezler, şu şu görüşe mensup Burak böyle derler" deyişini hiç unutmuyorum. Annemin bir akşam yemeğinde sigara içtiğimi söylemesine verdiği cevap anı ise dün gibi gözlerimin önünde duruyor. Elini gömleğinin cebine götürüp kendi sigarasını alıp masaya koyuşu ve "keşke içmese, kendi sağlığına zarar verir ama ben sigara içen birisi olarak içme desem ne değişecek ki" sözleri zihnimden hiç çıkmaz mesela.

Babamın hepimizle, hepimizin babamla kurduğu diyalog ise başka örneklerini görüp kıyas ettiğimde beni hep hayran bırakmış ve özellikle bu konuda kendimi hep müteşekkir hissetmişimdir. Mutfak masası ve etrafında akşam yemeğine kümelenen biz. Her konuyu, iyiyi-kötüyü ve bunlar karşısında nasıl davranmak gerektiğini, dini, devleti, siyaseti, kadını ve erkeği ve tüm bu konulara karşı durduğumuz yeri onunla konuşabilmemiz herhalde en büyük nimetti. Babam belki de bana "her konuyu konuşabilmeyi" öğretti en çok. Konuşmadığımız zaman problemlerin yok olmak yerine büyüyeceğini, bir arkadaş bir dost gibi onunla dertleşebilmek gerektiğini öğretti. O yüzden hiç çekinmedim babamdan (çocukluk şımarıklıkları hariç elbette), bu aramızda bir saygı çerçevesi olmadığı anlamına gelmiyor elbette fakat saygıdan anladığımız baba yanında susmak değil tam tersine üslup içerisinde baba ile konuşmak, alabildiğine konuşabilmekti.

Lise'de başladı babamla derinleşen ilişkimiz, üniversite yıllarında arttı ve artmaya devam ediyor. Ona kızdığım zamanlar oldu, bir şeyi niçin öyle yaptığını sorguladığım, eleştirdiğim ve neden sonra aslında ne kadar iyi yaptığını, onu yapmak için sapasağlam nedenleri olduğunu idrak ettim. "Baltaya sap olmak" konusu etrafında şekillenen kavgalarımız halen devam ediyor, o yine beni ve iyiliğimi düşünerek seçenekleri anlatıyor ve kararı bana bırakıyor, ben ise onu anlıyor ve fakat muzip çocuk edasıyla itirazlar ediyorum babama...

28 yaşına geldim, babamı tam olarak anladım diyemiyorum, o benim yaşımda iken 2 çocuk sahibiydi ben ise henüz doktorayı bitirme derdindeyim. Üniversiteye başlamam ile derinleşen ilişkimiz ile birlikte zaman geçirmelerimiz ters orantılı ilerliyor. Uzakta, gurbette olmanın anlamlı sebebi dışında onunla ve elbette annemle ve çekirdek ailemle zaman geçiremiyor olmak hüzün veriyor. Ben olgunlaşırken babam yaşlanıyor, baba-oğul sohbetlerimiz derinleşiyor ve ben babamdan çok şey öğrenmeye, onun tecrübesinden ve birikiminden istifade etmeye devam ediyorum. Bir gün babam benim baba olduğumu görür mü bilinmez ama hiç değilse en az onun kadar sabırlı, çalışkan, onurlu ve "bana baba olduğu gibi" bir baba olmak istediğimi biliyorum.

Evet bugün babalar günü ve ben bu duygularla babama ömrüm yettiğince bu hediyeyi verebilmeyi istiyorum:

Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-mü'minîne yevme
yekumü'l hisâb. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn.

Ey bizim Rabb'imiz! Beni, anamı ve babamı ve
bütün mü'minleri hesap gününde bağışla. Ey Rabb'im
merhamet edenlerin merhamet edicisi, bize rahmetinle
muamele eyle.   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme