10 Eylül 2020 Perşembe

Deva'da Ne Var?

11 yıl kadar önce bu bloğu açtığımda amacım politika, gençlik ve uluslararası ilişkilere dair gözlemlerimi, düşüncelerimi paylaşmaktı. Henüz çok da gençtim, kalemimi güçlendirmek, yazdıkça kabiliyetlerimi arttırmak istiyordum.Şöyle dönüp baktığımda 2015 yılına kadar 180'e yakın içerik yayınlamışım. Fakat 2015'ten sonra sessizlik ve siyaset dışı konulara sapma başlamış. 2015-2020 aralığında sadece 16 yazı yayınlamışım. Bunlardan bir kısmı da binicilik ve siyasetin o gününe dokunmayan yazılar olmuş. Kısacası 2015'ten sonra düşünmek, yazmak, yayınlamak isteğim kırıldığı için bloğu açıp yüzüne baktığımı bile hatırlamıyorum. 

Peki düşünmeyi, yazmayı ve eleştirmeyi engelleyen ne olmuştu? Düşünüyordum, gündemi takip ediyordum fakat niye yazmıyordum? 

Ülkede hemen her şeyin siyasallaştığı, eleştirinin ihanet derecesinde görüldüğü ve herkesin kendi dünyasına kulak kesilip başkalarına sağır kaldığı bir atmosferde yaşarken kalemlerin elden düşmesi ve yazmaya, okumaya, kendini geliştirmeye dair umutların tükenmesi gibiydi benim blog serüvenim. Hasılı kelam; susmak en doğru tercih gibi görülüyordu. 

Hatırlıyorum, Müslüm filmini izlerken meşhur itirazım var şarkısında küçük Müslüm'e saz ustası "senin sesin ancak sen susarsan kesilir" dediğinde zihnimden yazılarım, tweetlerim ve düşüncelerim geçmişti. Hakikatten ne hale gelmiştik. İtirazım var demekten bile imtina ediyorduk. Daha sonra yine sosyal medyayı sallayan #susamam adlı şarkıyı dinlerken de benzer hisleri yaşamıştım. Hatta bloğu açıp içimi dökmeye koyulmuştum. Yazıya attığım başlık ise "Nihayet Babacan ve Davutoğlu Susamam Dediler" olmuştu. 

Arkadaş ortamlarında yaptığımız sohbetlerde dillendirdiğimiz "yanlış gidiyor, bu muydu hedefler, ilkelerden eser kalmadı" gibi itirazları niye sesli dile getirmediğimizi soranlara da "bunca yıl siyaset yapan, bu ekibin içinde yer alan insanlar, hatta ununu elemiş eleğini asmışlar ses etmiyorken bizim çıkaracağımız sesi kim duyacak" diye hayıflanıyorduk. 

Deva Partisi'nin kurulacağını, daha doğrusu Ali Babacan'ın parti kuracağını öğrenince hissettiğim şey "umuttu". Siyasetin eski usül yapıldığı günlerde ilk gençliğini tüketen biri olarak partinin kuruluşunun gecikmesine ve hatta kurucular kuruluna baktığımda umudum azalır gibi olmadı değil. Çünkü koskoca Ali Babacan bu kadar mı yavaştı, Deva Partisi'nin kadrosu bu kadar mı bilinmez kişilerden oluşacaktı. Beşir Atalay, Mehmet Şimşek, Ömer Dinçer, Haşim Kılıç gibi isimler niye yoktu?

Biraz daha incelemeye başlayınca aslında ne kadar da yanıldığımı anlamış oldum. Bir kere amaç bir parti kuralım ve rakip olalım kadar sığ ve basit değildi. Uzun vadeli, Türkiye'nin gerçek sorunlarına çözümler üretecek ve en önemlisi "insan odaklı" bir siyasi parti kuruluyordu. Şunu öğrenmiştim partiye girmek için kriter; iyi, işinde başarılı ve demokrat olmaktı. Parti programını dikkatlice okudum ve internetten başvurumu yaptım. 

Parti programı tamamdı ve en çok ilgimi çeken şeylerden biri gençlik ve kadın kolları olmamasıydı. Deva Partisi toplumun bu iki önemli grubunu birer kol olarak değil gövdenin kendisi olarak konumlandırmıştı. Parti programını diğerlerinden ayıran Alevilerin talepleri, anadil hakkı, hükümet sistemi, siyasetin finansmanı, mülakat uygulamasına son vermek, meslek sahibi olmak gibi konuları ise bir başka yazıya bırakarak beni daha da heyecanlandıran süreci sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Bursa İl Teşkilatında görev almak için yaptığım başvuruyu Haziran ayında yapılan heyet görüşmesi izledi. Heyet görüşmesinde 45 dakika süresince kurucular kurulundaki insanlar arasında nasıl bir demokratik olgunluk olduğunu gözlemleme şansım oldu. İki farklı fikirden birinin millet diğerinin zillet ilan edildiği bir dönemde bambaşka fikirlere sahip insanların ülkenin geleceği için bir masada buluşması heyecan veriyordu. 

Ağustos ayına kadar sabırla-merakla haber bekledim. Bu süreçte Deva Partisi'ni daha da yakından takip ediyordum. İl kurucu heyetlerini inceliyor ve Ali Babacan'ın katıldığı programları takip ediyordum. Ali Bey ısrarla şunu söylüyordu; "Deva Partisi hiçbir kimliğe ve kalıba sığdırılamaz, Deva Partisi her görüşten, eğilimden  iyi-başarılı insanların Türkiye'nin geleceği için elini taşın altına koyduğu bir parti olacak."  

Ali Babacan'ın geçmişe dair sorulan sorulara söylediği en çarpıcı şey ise "kimseye minnet borcu olmadığı" ve Türkiye'de hiçbir siyasetçinin söyleyemeyeceği şey olan "söylediğim her şeyin altına bugün de imzamı atarım" sözleriydi.

Elbette Deva Partisi Ali Babacan'dan ibaret değil, Babacan bunu "Deva bir kadro partisi" diyerek kendisi de ifade etti. Partinin bir kadro hareketi olduğunu anlamak için kurucular kuruluna bakmak yeterli. Alanında uzman ve başarılı ve siyasete yeni başlayan bir çok kıymetli insan var.

Sabır ve merakla beklediğim Ağustos ayı gelip çattığında benimle birlikte 9 kişiden oluşan bir heyet olarak 15 Ağustos'ta Ankara'ya davet edildik ve yapılan görüşmeler akabinde Bursa İl Kurucu Başkanı Serkan Özgöz'le beraber kurucu heyet üyeleri olarak yetki belgelerimizi aldık.

Görevi aldığımız günden itibaren ilk işimiz Deva Partisi kurulduktan sonra internet üzerinden başvuru yapan, ilgi gösteren binlerce kişilik liste ile irtibata geçmek ve önce hepsine teşekkür ederek akabinde teşkilatlarda görev almak isteyenler ile yüz yüze görüşmelere başlamak oldu. 

Açıkça söylemek gerekirse Deva Partisi'ne ilk başta bu kadar yoğun ilgi olacağını ben bile düşünmüyordum. Toplumun her kesiminden muazzam bir ilgi ile karşı karşıyayız ve ilgi gösterenlerle görüştüğümüzde edindiğim en önemli izlenim herkesin "Türkiye'nin iyi yönetilmediği" ortak paydasında buluştuğu oldu. Bir diğer ortak nokta ise Ali Babacan ismi ve Deva Partisi'nin insanlara gelecek adına umut vaadediyor olmasıydı. 

Evet, 15 Ağustos'tan bugüne edindiğim izlenim ve henüz 6 ay önce kurulmuş bir siyasi partinin resmen bir parçası olarak benim "Deva'da Ne Var" sorusuna verdiğim en önemli cevap UMUT oldu. Çünkü ben de umut ile Deva Partisi'nin ve Ali Babacan'ın ekibinin bir parçası oldum. Ülkemizin adalet, hak ve özgürlükler, ekonomi, eğitim gibi temel konularda her geçen gün kötüye gittiğini görüyoruz. Dertlerimiz çok. Nasıl ki her gecenin bir sabahı var ise her derdin de bir DEVA'sı var diyerek, umutla, inançla laf üretmek yerine iş üreterek tüm dertlere deva olacağız. 

  



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme