24 Ekim 2012 Çarşamba

Taraf'ın Yayınladığı SİLO Anketi


Siyasal İletişim Ofisi’nin (SİLO) yaptığı “Türkiye Siyasal Durum Araştırması” çarpıcı sonuçlar verdi. “Cumhurbaşkanı kim olsun” sorusuna verilen yanıtta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yüzde 20.7 oy oranıyla, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın önünde yer aldı.

Siyasal Durum Araştırması, 1-9 ekim tarihleri arasında 17 il merkezi ve kırsal kesimi kapsayacak şekilde, tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen 2 bin 23 kişiyle anket yoluyla yapıldı. İşte o araştırmadan çıkan bulgular:

Ankete katılan deneklerin yüzde 24.8’i “Kendinizi siyasal- ideolojik olarak nasıl tanımlarsınız” diye sorulan açık uçlu soruya Atatürkçü, yüzde 16.9’u milliyetçi, yüzde 7.7’si de İslamcı cevabını verdi. Bunları sırasıyla demokrat ve sosyal demokrat (7.3), muhafazakâr (6.9), dindar (6.8) ile muhafazakâr demokrat (4.8) tercihleri izledi.

AKP’de en ağırlıklı siyasal eğilim milliyetçilik (15.8) ile muhafazakârlık (15.3) olarak tesbit edildi. Sonuçlar, CHP’lileri ağırlıklı olarak Atatürkçü (55) ve sosyal demokrat (12) dünya görüşlülerin, MHP’lileri ise çoğunlukla milliyetçi (53.5) ve Atatürkçülerin (20.9) oluşturduğunu gösterdi.


Gül, Erdoğan dışında isim yok

Katılımcılara açık uçlu kimin cumhurbaşkanı olmasını istedikleri soruldu. Abdullah Gül (20.7) ile Recep Tayyip Erdoğan (20.3) birbirine yakın sonuçlar elde ederken, bu iki ismin dışında tesbit edilen isimler, kayda değer rakamlara ulaşamadı.

Parti tercihlerine göre AKP seçmeni, yüzde 45.5’lik oranla ilk sırada Recep Tayyip Erdoğan, ikinci sırada da yüzde 32.9’luk oranla Abdullah Gül ismini ön plana çıkardı.

CHP seçmeni ilk sırada yüzde 13.9 Kemal Kılıçdaroğlu, MHP seçmeni de ilk sırada yüzde 16.4’le Abdullah Gül ismine işaret etti. BDP seçmeni ise yüzde 16.7 ile Selahattin Demirtaş derken, yapılacak seçimlerde kararsız/oy vermem diyenler de Abdullah Gül’den yana tercih kullandı.

Bugün seçim olsa...

“Bugün bir genel seçim yapılsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz” sorusuna denekler sırasıyla AKP (38.3), CHP (20.3), MHP (11.4) ve BDP (5.4) olarak cevap verdi. Yüzde 21.9’luk bir dilimin “kararsız” veya “oy vermem” dediği bu soruda diğer partilerin oy oranı yüzde 2.7 olarak tesbit edildi. “Kararsız” ve “oy vermem” diyenler dağıtıldıktan sonra yapılan hesaplamada partilerin oy oranı şöyle çıktı: AKP 49, CHP 26, MHP 14.6, BDP 6.9, diğerleri 3.4. Daha önce CHP’ye oy vermiş olanlara “Tekrar CHP’ye oy verebilmeleri için ne olması” gerektiği soruldu, yüzde 30 oranla “asıl fikrine–ideolojisine sahip çıkması” gerektiği sonucu elde edildi. Bunu yüzde 25.9’la “yeni projeler üretmesi” ve yüzde 23.6’yla da “Genel başkanın değişmesi” istekleri izledi.

Kurtulmuş’un ayak sesi

Araştırmanın, “genel başkan tercihleri” bölümü de dikkat çekici sonuçlar verdi. Geçen ayki kongrede AKP’ye katılan Numan Kurtulmuş ismi gündeme gelmeye başladı. Ankete katılanlara Erdoğan’dan sonra AKP’nin başına kimin geçmesini istedikleri soruldu.

Türkiye seçmeninin yüzde 25.2’si Tayyip Erdoğan’dan sonra AKP Genel Başkanı olarak Abdullah Gül’ü görmek istediği yanıtını verdi. İkinci sırada yüzde 15 ile Numan Kurtulmuş geldi. Bu isimleri sırasıyla Bülent Arınç (12.6) ile Ali Babacan (12.6) izledi.

Genel başkan olursa...

Abdullah Gül’ün AKP Genel Başkanı olması durumunda AKP’ye oy verecek olanların oranı yüzde 39.5 çıkarken, yüzde 46.3’lük kesim ise bu durumda AKP’ye kesinlikle oy vermeyeceğini ifade etti.

Beğenilenler - beğenilmeyenler

Araştırmanın performans algısı başlığında hükümet çalışmalarının en çok beğenilen ve beğenilmeyen hizmetleri de soruldu. Buna göre AKP hükümetinin en beğenilen hizmetlerinin başında sağlık hizmetleri (27) geldi. Türkiye seçmeninin yüzde 15.7’lik kesimi bütün hizmetleri beğenirken 13,1’lik dilimi de karayolları/ulaşım hizmetlerini beğendi. Sigara yasağını yüzde 5,5’lik kesim en beğendiği hizmetlerin başında sayarken, yüzde 21,9’luk kesim ise AKP hükümetinin hiçbir hizmetini beğenmediğini ifade etti.

Kürt açılımını istemeyenler...

AKP hükümetinin en beğenilmeyen hizmetleri arasında Demokratik/ Kürt Açılımı (21.9) ilk sırada gelirken, Türkiye seçmeninin yüzde 18.7’lik ikinci dilimi ise yapılan zamlara, yüzde 7.4’lük kesim de eğitim sistemindeki değişikliklere tepki gösterdi.

Seçmenin gündeminin başında en önemli sorun olarak terör (49.3) gelirken bunu sırasıyla ekonomik sorunlar (16.7), eğitim (10.7) ve Kürt sorunu (8.3) izledi. Seçmenin yüzde 34.2’si hükümet çalışmalarını başarılı, yüzde 32.1’i başarısız görürken, yüzde 27.9’u ise hükümet çalışmalarını “idare eder” buldu.

MHP-CHP “idare eder” diyor

MHP tabanının yüzde 38.3’ü, CHP tabanının ise yüzde 29.5’i hükümet çalışmalarını “idare eder” bulduklarını bildirdi.

Genel seçmenin yüzde 42.3’ü hükümetin ülkenin sorunlarının üstesinden geleceğine inanmadığını bildirdi. Hükümetin sorunların üstesinden geleceğine inananların oranı ise yüzde 38.2’de kaldı. Bu soruya yüzde 15.9’luk kesim cevap vermede kararsız kaldı. MHP seçmeninin yüzde 10, CHP seçmeninin ise yüzde 7.1’i hükümetin sorunların üstesinden geleceğine inandığını söyledi.

CHP’nin karnesi kötü

Türkiye seçmeninin yüzde 58.6’lık büyük bölümü CHP’nin ana muhalefet olarak çalışmalarını başarısız, 13.9’luk kesimi başarılı görürken, kendi tabanında ancak yüzde 53.3’lük kesim CHP’yi başarılı buldu. MHP muhalefet çalışmalarında ancak yüzde 8.9’luk bir oranda başarılı bulunurken, genel seçmenin yüzde 59.7’si başarısız buldu..

AKP seçmeni partisinden umutlu

“Partinizin önümüzdeki seçimlerde iktidara geleceğine inanıyor musunuz” sorusundan elde edilen sonuçlar da çarpıcı. Buna göre, AKP’li seçmenin yüzde 88’i önümüzdeki seçimlerde yine iktidara geleceğine inanırken, bu oran CHP’de 46.9, MHP’de ise 43.9’da kaldı.

Başkanlık sistemine “hayır”

Seçmenin yüzde 36.8’i başkanlık sistemine geçişe karşı çıktı. Yüzde 31.5’lik kesim başkanlık sisteminden yana görüş bildiriken, yüzde 10.6’lık kesim ise geçsek de olur geçmesek de (farketmez) şeklinde cevap verdi. Parti tercihlerine göre değerlendirildiğinde, AKP seçmeninin büyük çoğunluğu (47.6) başkanlık sisteminden yana olduğunu belirtirken diğer bütün kesimlerde başkanlık sistemine sıcak bakanların oranları yüzde 20’ler seviyesinde kaldı.

Koray Aydın-Bahçeli çekişmesi

Yakında kongreye gidecek olan MHP cephesinde de tartışılacak veriler ortaya çıktı. Buna göre; Türkiye seçmeninin yüzde 25’lik dilimi Koray Aydın’ı MHP’nin genel başkanı olarak görmek istediğini ifade etti. Yüzde 19.3’lük kesim ise Devlet Bahçeli’nin genel başkanlığından memnun görülürken MHP seçmenin yüzde 43.5’i Koray Aydın’ı, yüzde 29.1’i de Devlet Bahçeli’yi MHP Genel Başkanlığı’na uygun gördü.

BU DIŞ POLİTİKA BİZE ZARAR

Seçmenin yüzde 40.5’i, Hükümetin Ortadoğu politikasının Türkiye’nin zararına olacağını ifade etti. Uygulanan dış politikanın Türkiye’nin lehine sonuçlanacağını söyleyenlerin oranı ise yüzde 20’de kaldı. Parti tercihlerine göre AKP seçmeni dışında bütün kesimler sonuçtan ümitsiz görülmektedir.

KAYNAK: http://www.taraf.com.tr/haber/gul-kilpayi-erdogan-in-onunde.htm

2 Ekim 2012 Salı

En Amatör Asker Bizim Asker


Biliyorum başlık bile içinizi gıcıklatıyor, bu adamın işi gücü yok bir fırsat bulsam da askere çaksam diye pusuda bekliyor diye düşünüyorsunuz. Keşke mevzu o kadar naif olsaydı ve ben askeri kendine hedef seçmiş bir meczup olsaydım. Maalesef durum öyle değil ve bizim “En Büyük Asker Bizim Asker” sloganımız bolca nefes tüketilip şişirilmiş bir balondan ibaret.
Bugün mahkeme “Balyoz Davası” ile ilgili kararını açıkladı. Paşalar 18-20 yıl hapis cezalarına çarptırıldı. Henüz her şey bitmiş değil. Yargıtay süreci var ama bizim tavrımız net, “Yetmez ama Evet”. Türkiye eğer demokrasiyi içselleştirecekse Balyoz davasının sonucu ancak başlangıç olabilir. Bu anlamda Ergenekon davasının derhal sonuçlanması, Uludere faciasının sorumlularının ortaya çıkarılması, Hrant Dink’i öldüren derin ellere ulaşılabilmesi gibi daha çok işimiz var. 27 Nisan e-muhtırasını verenlerden tutun Balyoz ve Ergenekon’u görmesine rağmen gerekli işlemleri yapmayanlara ve ıslak imzayı kağıt parçası, lav silahını boru addedenlere kadar daha çok yolumuz var.
Her günümüzün cenaze ve her günümüzün acı dolu olduğu şu günlerde Balyoz davasındaki kararı “askerleri içeri atarsanız olacağı budur” diye okuyanlar olacaktır. Hatta bu yaklaşım birilerine çok hoş da görünebilir. Sanki hapisteki paşalar görev başındayken “terör” yokmuş, “kayıp” verilmiyormuş gibi bir imaj da oluşturulabilir. Ben ise şunu sormak isterim; bugün ceza alan paşalarımız TSK’nın profesyonelleşmesiyle ilgili ne düşünüyorlardı? Çok önemli konumlarda bulundular, yıllarca TSK’nın önemli kademelerini işgal ettiler ve 30 yıldır devam eden terör hadisesi ile ilgili ne önerdiler? Yoksa Ahmet amca ile Ayşe teyzenin çocuklarını şöför, haberci, berber, garson, temizlikçi ve benzer görevlerle hem de beş kuruş para vermeden ve “vatani görev” adı altında çalıştırmakla mı meşgul oldular? Yetmedi, biz bunu cumhurbaşkanı olarak görmek istemeyiz, Kıbrıs davasında böyle politika olmaz, Kürt konusunu bizden başkası bilmez gibi yaklaşımlarıyla siyaset sahnesini de diledikleri gibi kullanmaya mı çalıştılar?
Bu soruları uzatabilir ve birbirinden vahim cevaplar bulabiliriz. Ancak bu soruları sormamız ve cevaplarını vermemiz de bazen çok fazla bir şey ifade etmiyor. Halen daha gençler eller üstünde, “en büyük asker bizim asker” sloganlarıyla kışlalara gönderiliyor. Askerlik peygamber ocağı deniliyor ama “tanrımıza hamdolsun” ile yemek yediriliyor. Her Türk asker doğuyor ve erken ölüyor. Çünkü bir-iki aylık eğitimle eline silah alıyor ve yol-iz bilmediği dağlarda keklik gibi avlanıyor. Anneler kına yakıyor evlatlarına ve bayrak sarıyor tabutlarına. Üzerinde evladının yaşayamadığı vatanın sağ olmasını diliyor sonra. Bu kadar mantıksızlık içinde zaten askerlik mantıksızlıktır kabulüne sarılıyoruz hep birlikte.
Daha da uzatalım mı? Bugün Balyoz davasında bir karar verildi ve generallerimize paşalar gibi yatacakları hapis cezaları atfedildi. Özden Örnek’in oğlu ve Çetin Doğan’ın kızı televizyonlara bağlanıp duygularını paylaştı çünkü onların babalarının hapis yatacak olması önemliydi. Ayşe teyzenin ve Ahmet amcanın çocuklarının ölümünde nasıl ki “vatan sağolsun” deyişleri önemli ve gerisi hiç önemli değilse işte o kadar. Ahmet amca ile Ayşe teyzenin çocukları amatördü ve öldü, Tolga ile Pınar’ın babaları da amatördü darbe yapamadı ama bu amatörlükleri sadece kendilerine zarar vermedi Ahmet amca ile Ayşe teyzenin de ocağına ateş düşürdü!

Twitter: @burakyalim  

Benim Balyozum Benim Kararım!


Utanmasalar başlıkta söylediğim cümleyi de dillendirecekler. Balyoz davasıyla ilgili karar verildiği andan itibaren bir ajitasyon bir şaşırmışlık almış başını gidiyor. Vay efendim yaşlı başlı insanlar ölene kadar hapis yatacakmış, “eksik teşebbüs” olduğu için bu cezalar çok ağır olmuş falan filan. İyisi mi Balyoz zaten sizin karar da sizin olsun, ne mahkemeye ne de milletin vicdanına hiç gerek olmasın.

Yazdıklarımızı, söylediklerimizi bir intikam ve rövanş hissinin yansıması olarak değerlendiren ve bizden duygudaşlık (empati) yapmamızı isteyenler niçin gerçeği görmek istemiyorlar? Bir babanın ek iş yapmak suretiyle büyüttüğü 3 çocuktan birisi olarak benim paşa babaların çocuklarını anlama lüksüm sizce nedir? Zamanlama tutsaydı ben o paşalardan birinin çocuğunu okula götürüp getiren askerlerden birisi bile olabilirdim. Hal böyle olunca benim o paşaları da onların TV’lere çıkıp bizlere “geri zekalı” diyen çocuklarını da anlamam pek mümkün değil. Neticede ne Oxford ne de Harvard mezunu olmayan cahil cühela halkın bir parçasıyız biz ve bizden beklenen her 10 yılda başımıza kocaman bir balyoz yiyip buna sesimizi çıkarmamamız.  Zaten “bıçağın da kemiğe dayandığı” yer burası. İlk kez generaller sivil bir mahkemede yargılanıyor ve kendilerine göre milleti, devleti, ulvi değerleri korumak maksadıyla planını yaptıkları darbe girişiminden ötürü ceza alıyorlar.

Ne demişler alışmış kudurmuştan beterdir. Darbe yapmaya alışanların halini anlıyoruz da bunları savunmanın derdine düşmüş insanlara ne demeli. Sanıyorum “Stockholm” dedikleri ve sana eziyet edene bir süre sonra bu eziyetinden ötürü sevgi beslemek gibi bir durumu ifade eden SENDROM tam da budur. Bu sendromun yan etkisi olarak “ama eksik teşebbüs” diyebilecek bir ruh haline girenler var. Yahu teşebbüs eksik olmasaydı bu yargılama zaten mümkün olamazdı! Teşebbüs eksik olmasaydı -ki Allah korusun demek lazım- öldürülecek, işkence yapılacak, ülkeyi terk etmek zorunda bırakılacak ve bunun gibi bin türlü rezilliği göğüslemek zorunda kalacak ne kadar insan olurdu ben tahmin edemiyorum.

Yargı sürecinin sıkıntılı olduğu, davanın siyasi mülahazalar çerçevesinde yürüdüğünü, AK Partinin canı yandığı için bu davayla ilgilendiği gibi bin türlü kıvırma üzerinden Balyoz aklanmaya çalışılıyor. Darbe yapmak bir siyasi suç olmuyor mu? Seçilmiş hükümeti, sırf izlediği siyasayı beğenmedikleri için zorla, silahla devirmek siyasi bir suç değil mi? Bir sürü hasmın var, hayatına kast etmek ve hatta sevdiklerini öldürmek istiyorlar ve bunlardan birisi olarak ben elimde balyoz ile sana geliyorum, sen de ilk önce benim elimdeki balyozu kırmak istemez misin? Benim elimdeki balyozu kırmazsan kafana inecekse sonrasında sevdiklerini de koruyamayacaksan elbette sen de önce balyozu hedefe koyacaksın. Yargılama sürecinde hatalar olmuş, eksikler varmış. Eyvallah düzeltelim, üzerine gidelim, eleştirelim amma velâkin bunu neden bugün anımsadın? Bu memlekette ilk kez mi mahkeme kuruldu, ilk kez mi insanlar yargılandı! Yoksa saraylılar yargılanınca zoruna mı gitti? Halen daha “en büyük asker bizim asker” derken o askerlerin komutanlarının yargılanması ve ceza alması mı hatırlattı sana yargının eksik-aksak ilerlediğini? KCK davasında yapılan yanlışlıklar, eksik uygulamalar hiç gündemin olmamıştı. Yoksa onlar Kürt olduğu için seni ilgilendirmedi mi bu eksiklikler?

Sorular sormadan hazır cevaplar üzerinden ilerlemek istiyoruz biliyorum. Hepimize kocaman adamların ve en güvenilir(!) kurum addettiğimiz TSK’nın yüksek memurlarının(!) böyle cezalar alması ağır geldi farkındayım. Hepimiz aynı tornistandan (milli eğitim) geçtik ve birçoğumuzda bunun etkileri sürüyor. Halen daha “bu mendebur Akepe gidecekse darbeye razıyım” diyebilen ileri zekâlılar(!) da yok değil hani.  Çünkü olaya ilkesel bakmıyoruz, kendimize güvenerek çıkmıyoruz yola ve hep bir başka güce bırakıyoruz kaderimizi. Böyle olduğu için alışıyoruz 10 yılda bir balyoz yemeye, ağam-paşam demeye ve bunu diyerek iş gördürmeye. Kolaya kaçıyoruz kısacası. Balyozcular da kolaya kaçmak istedi. Cumhuriyet elden gidiyor, şeriat geliyor, terör bitmiyor gibi kof sloganlar çerçevesinde iktidarı ele geçirmek kadar kolayı var mı?(!) Şimdi Balyozculara destek veren balyoz severler de bunu yapıyor, eksik teşebbüs, yaşlı başlı adamlar, acılı aileler ve çocuklar, yargıdaki sorunlar ve diğerleri hep bu kolaycılığın ürünü…
   
Twitter: @burakyalim