19 Mart 2014 Çarşamba

30 Mart'ta Nasıl ve Kime Oy Vermeli?

Türbülanstan geçtiğimiz şu günlerde olgular değil algılar belirleyici maalesef ve bir kaç ses kaydı ile adeta pireye kızıp yorganı yakma eğilimindeyiz.

Peşinen söyleyeyim, bu yazı birilerine fena dokunacak. Yine başlayacaklar "yahu sen eğitimli adamsın sen bari yapma" diye söylenmeye. Son zamanlarda en çok bunu duyuyorum, eğitimli olduğum için AK Parti'ye oy vermemem gerektiği salık veriliyor. Oysa ben çoktan uçak biletimi aldım ve bir aksilik olmazsa 30 Mart seçimleri için oy kullanmaya geliyorum. Oyumu da adaya değil partiye vereceğim. Ne kadar garip değil mi? Yerel seçimlerde oylar adaya verilir, akıllı adam öyle yapar ama ben çoktan delirdim ve oyumu adaya bakmaksızın siyasi partiye vermeye geliyorum. Beni deliliğimden ötürü suçlayabilirsiniz ama delirten nedenleri hiç sorgulamazsınız biliyorum. Çünkü en akıllı, en aydın, en özgür, en iyiyi bilen, en iyi gezen, en iyi yiyen, içen, giyinen hasılı herşeyin en iyisini bilen sizsiniz.

Yaşım 27 henüz. Genç dedikleri evredeyim. Eğer takdiri ilahi erken değilse önümde uzun yıllar var ve ben bu uzun yılların hayalini kurarken birileri gündelik hesapların peşinde. Hırsız, katil diyerek siyasi iradeyi yerle yeksan etmeye çalışıyorlar. Yarın sandıktan birinci parti çıksa bile söylemleri hazır; ya halkımıza koyun diyecekler ya da hile yapıldığını iddia edecekler. Bunlara göre 2003 yılında da ülkemize şeriat geliyordu, memleket bölünüyordu ve bugün de bir diktatörün yönetimi altında yaşamaktayız.

Türkiye'nin 2002'den önce ne yaşadığı hakkında hatıralarım sınırlı. Hatta 3 Kasım 2002'de yapılan seçimlerde AK Parti'den nefret edecek kadar da kurulmuştum. Kurulmuştum diyorum zira herkesin geçtiği torna tesfiyeden ben de geçtim. Ülkemin büyüklüğünü bir kenara itip 4 tarafta düşmanlar olduğuna, çağdaşlığın tek yolunun batıya entegrasyon olduğuna ve en iyiyi en doğruyu askerlerin, bürokatların, akademisyenlerin bildiğine inandırılmıştım. Sonra çok şükür okuduk, gezdik, klasik deyim ile hem okuyanın hem gezenin bildiği bir kıvama nispeten geldik de birazcık anladık neyin ne olduğunu.

Recep Tayyip Erdoğan'ın eleştirilecek bir sürü yanı var ama mesele eleştirmek değil alaşağı etmek. Kasımpaşa'dan çıkan, sessizlerin sesi olan, küresel politikaları eleştirip milli politikalar geliştirme derdine düşen bir insandan bahsediyoruz. Bugünlerde birilerinin deyimiyle başçalan ve katil. Acaba bunu söyleyenler Erdoğan'ın kişisel ve siyasi hayatına dair hiç okuma yaptılar mı? Yapmış olsalar bugün neden başarılı olduğunu, neden milleti arkasına aldığını anlarlardı ama şahsi tecrübelerimden biliyorum ki sesini duymaya bile tahammül edemeyip kanal değiştiriyorlar, televizyonun sesini kısıyorlar. Bunu yapanların en büyük derdi "demokrasi". Türkiye'nin demokratik bir ülke olmasını istedikleri için Erdoğan'ın gitmesi gerektiğini söylüyorlar.

Kusura bakmayın ama Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük demokrasi adımlarını Erdoğan liderliğinde AK Parti ile gerçekleştirdi. Sene 2007, Demokratik Toplum Partisi'ni TBMM'de ziyaret ettik. Üniversiteye döndüğümüzde bazı askerler tarafından yemeğe çağrıldım. Yemeğin konusu gerçekleştirdiğimiz DTP ziyaretiydi ve söylenen şuydu; "Burak sen iyi bir çocuksun, böyle hareketler yapma, devlet de üzerine çarpı atılır." Çok değil 6-7 sene önce Türkiye bu kıvamdaydı ve hatırlarsanız gencecik çocuklar tabutlarla geliyordu evlerine. Bugün halen "demokratik açılım" girişimini sindiremeyenler olabilir ama sağduyulu Kürtler bunu çok net görüyorlar ki son 1 yıldır çok şükür ne çatışma ne şehit var.

Ne diyorduk, itiraz edenlerin dertleri demokrasiydi. Bunlara "The Cemaat" dahil. Hani şu 28 Şubat'ta Erbakan alaşağı edilirken neredeyse alkış tutan cemaat. Başörtüsü için "gerekirse çıkarmak lazım" türünden fetvalar veren nam-ı değer Hocaefendi! Geç oldu ama çok şükür oldu, üniversiteden tutun asker-polis-yargı hariç her alanda başörtüsü sorunu da çözüldü, kim çözdü peki? O hiç sevmediğiniz, alaşağı etmek istediğiniz Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti. Bir arkadaşım, dün de bugün de azılı Erdoğan düşmanı olanlardan, "bir gün baktım bizim siteye gelmişler, her yerdeler" diyordu başörtülüler için... Sonra rahatsız olmaya başladıklarını iddia ediyordu. Bir başkası; Koç Üniversitesinde okuduğu ilk yıllarda başörtülüleri nasıl tehdit olarak gördüklerini anlatıyordu. Elbette o da bugün Erdoğan gitsin cephesinde ve bana "eğitimli adamsın sen yapma abi" diyenlerden. Düşünün işte yine 6-7 sene öncesine kadar başörtüsü bile bizim en büyük demokrasi sorunumuzdu. Şimdi kalkmış, bunlardan rahatsız olanların yine başı çektiği kitleler demokrasi diyor.

Gezi Parkı olayları yaşandığı dönemdi. Bizzat o gün Taksim'e çıkanlardanım. Yahu Başbakana ne oluyor, neden bu kadar ayırıcı, itici, buyurgan konuşuyor diyordum. Hiç unutmayacağım; Taksim'e çıkarken etrafımda CHP bayraklı bir kitle vardı. O an düşündüm, acaba bu insanlar benim haklarım, kaygılarım için benimle meydana yürür müydü? Ama ne fark ederdi, mevzu bahis kişilerin hakları ve kaygılarıysa, kim olduğuna bakmaksızın destek olmak bizim şiarımızda vardı ve halen var. Sonradan tabi oturdu sahne kafamda, terk-i diyar eyledim Gezi'yi ve bugün Gezi'nin de başında sonunda masumiyet olmadığını düşünmeye başladım. İnsanlar masumdu ama insanları oraya getirmek için her yol denenmişti. Bunu da söylemezsem olmaz; o zaman AK Parti'li bir çevre beni "vatan haini" ilan etmişti. Aldırmadım çünkü daha önce en yakın akrabalarımca yobaz ve PKK sempatizanı da ilan edilmiştim, gelir geçerdi elbette.

Demokrasiydi esas talep değil mi? Erdoğan otoriterleşiyor ve hatta çoktan diktatör olmuştu. Öyle bir diktatör ki onun partisi ve hükümeti zamanında azınlık malları iade edilebildi, Alevi açılımı yapılmaya çalışıldı ve yine söylüyorum ilk kez "Kürt Sorunu" olduğu dile getirildi. Hatta askerin siyasete müdahalesine karşı ilk kez siyasi iktidar duruş sergileyebildi. 367 rezaletini, 27 Nisan E-muhtırasını unuttuk mu sanıyorsunuz? Hoşunuza gidecekti AK Parti google üzerinden derlenen delillerle kapatılsaydı. Çünkü AK Parti'den önce ülkenin normali buydu, irtica ve bölünme tehlikesine karşı asker ve zinde güçler teyakkuza geçerdi.

Şimdi diyorlar ki bunlar geldi geçti babam, sen başka şeyler anlat bize. Erdoğan ve AK Parti bunları çözdü de ne oldu, kendileri sivil vesayet kurdu diyorlar. Evet, öyle bir vesayet kurmuşlar ki hepsinin telefonları dinlenmiş ve dinlemek yetmemiş sonra da montajlanmış. Durun hemen köpürmeyin, yolsuzluk yok demiyorum. Ben mahkeme değilim ki karar vereyim buna! Gerçi mahkeme de mahkeme değil, zaten hiç olmamıştı ki! Bugün hukuk alaşağı edildi diye bağırıyorlar, yargı bağımsızlığını yitirdi diyorlar. Hadi oradan diyesim geliyor. Bu ülkede 1921'den sonra hukuk mu vardı? Olmadığını bizzat kendiniz biliyorsunuz; yaşı büyültülerek asılan gençlerden, yakılan insanlarımızın hesabının sorulamamasından, Uğur Mumcu'nun, Hrant Dink'in ve bir sürü faili meçhulun olmasından bunu idrak edemiyor musunuz? Ama derdiniz hukuk mu yoksa Erdoğan'ın alaşağı edilmesi mi? "Erdoğan gitsin de biz 2007 yılında eşi başörtülü diye karşısına dikildiğimiz Abdullah Gül'e bile razıyız" diyorsunuz utanmadan!

Allah'a şükür toplum hafızası var. Ülkemizin yakın siyasi tarihinde nelerin nasıl olduğunu az-çok aklında tutuyor. Menderes idam edilirken gülüp oynamıyordu millet, darbeler yapıldığında memnun değildi ama el mahkum silahlı adamlara karşı duramıyordu. Zaten meselenin özü de bu; politik-ekonomi! Birilerinin elindeki imkanların bir başkalarının eline geçmesi kabul edilemiyor veya sanılıyor ki herkes o imkanlara doğuştan sahip. Kusura bakmayın beyler-hanımlar; ben liseye başladığımda hazırlık sınıfı için kitaplarımı ikinci el aldım ve fiyatı babamın maaşının yarısı kadardı. Ben ilk kez yurt dışına çıkacağım için uçağa bindim ve sene 2008'di. Biz şanslıyız, doğal gaz evimize 7-8 sene önce geldi. Şanssız olanları siz düşünün!

Neymiş efendim, onu öldürür bunu öldürür şu kadar para çalarmış ama X ile Y şehrinin arası 2 saate indiği için Erdoğan'a oy verecekmişiz. Kimse kusura bakmasın ama Hrant Dink'ten beri toplumsal olaylar dışında faili meçhul yok bu ülkede. Roboski'yi unuttum sanmayın, ha siz onu da bilmezsiniz size göre Uludere! Zaman bize Hrant'ın, Muhsin Başkan'ın ve Roboski'nin katillerini de verecek inşallah ve o zaman göreceğiz kimmiş katil! Ergenekon'un palavra olduğuna inanan yığınların olduğu, doğudaki faili meçhulleri görmeyen, KCK tutukluları içeride tutulup, paşalar salınırken sevinenlerin cirit attığı memleketimde katilleri bulmak da zor oluyor haliyle. Gezi olayları olmasa medyanın ne kadar iki yüzlü olduğunu bilmeyen bir kitleden bahsediyoruz, sırf bu yüzden doğudaki ikinci uyduları başka meselelere yorduklarını da unutmadık.

Askeri vesayet, eski Türkiye, CHP ve Kemalist hikayeleri anlatma bize diyebilirsiniz ama unutmayın ki bunlar 10-20 yıl önce yaşanan hadiseler değil. Ergenekon keşke 3-5 darbe meraklısı askeri içeri almakla çözülecek olsaydı ama bahsettiğimiz bir zihniyet mücadelesi ve Einstein'ın dediği gibi ön yargıları kırmak maalesef atomu parçalamaktan zor! İşte bu yüzden tutturdunuz Erdoğan gitsin diye. Peki soruyorum kimi istiyorsunuz? Sonra ne olacak? Biliyorum hiç bir fikriniz yok ve yine biliyorum ki tek adama tutunmak çare değil. O yüzden Erdoğan ve hükümetlerinin eleştirilecek yığınla yanı olduğunu söyledim ilk başta.

2010 yılında yetmez ama evet demişken bugün "yetmez" dediklerimize dair adım atılmamış olmasını rehavete bağladığım kadar şu 17-25 Aralık vakalarıyla gün yüzüne çıkan art niyetlilerin sebep olduğunu da düşünüyorum. Halen daha 1982 Anayasası ile yönetilen bir ülke olmaktan ben de bıktım usandım ve utanıyorum. Demokrasi diyorsunuz ama anayasa yapımına 3 madde değişmez diyerek engel olan siz değil misiniz? Çağdaşlık, batı normları diyorsunuz ama Atatürk ilke ve inkılaplarından taviz vermeyiz lafını da peşine ekliyorsunuz. İşin en komik yanı ise bugün cemaat denilen yapının başını çektiği Erdoğan'ı bitirme kampanyasında cemaat ile el ele veriyorsunuz. Kusura bakmayın dostlar ama o cemaat AK Parti'yi bu hale getirmişse sizi ne yapar bir düşünün? Koç, Aydın Doğan, Cemaat, CHP, aşırı sol yahut ulusol el ele tutuşmuş Erdoğan'ı yemeye çalışıyorsunuz ama ertesi güne dair tek bir öneriniz, düşünceniz yok.

Yazmayı bile zül addediyorum ama madem bu kadar kutuplaştık ben de üzerime düşeni yapayım. Geçenlerde Ateist bir dostum durup dururken mesaj atıyor; "Burak bu zalimliği eleştirmen için bizim ölmemiz mi gerekiyor, seni tanıdığım günden utanıyorum, adam değilmişsin, seninle ilişiğimi kesiyorum" diyor. Ben kendimce inançlı bir insanım ama bu arkadaşın Ateist olmasını hiç dert etmedim. Her olduğum ortamda olmasından ne rahatsızlık duydum, ne de dışlanmasına izin verdim fakat hata etmişim anlaşılan. Demokrasi ve özgürlük talebi olan bu dostum ben AK Parti'ye destek oluyor yahut ağır eleştiri getirmiyorum diye beni hayatından çıkarıyor. Şimdi merak ediyorum; ben eğer AK Parti'ye destek vermezsem başıma neler gelecek acaba? Hani meşhur deyiminizle "başıma bir şey gelmeyecekse şunu söylüyorum; 30 Mart'ta Türkiye'ye geliyorum ve oyumu AK Parti'ye vereceğim." 

Çözüm süreci akim kalmasın, yeniden kan akmasın,
Anadolu insanı hakir görülmesin, talep ve isteklerine kulak verilsin,
Türkiye ucu bucağı belli olmayan cemaat vesayetine teslim olmasın,
Türkiye dünyada yaşanan gelişmelerde taşeron değil aktör olsun,
Bugüne kadar gerçekleştirilen demokratikleşme sürsün,
İlk kez sivil bir anayasa yazılabilsin,
Askerden sonra, yargı odaklı yahut herhangi bir vesayet oluşmasın, temennileriyle oyumu AK Parti'ye vereceğim.

30 Mart'tan sonra AK Parti'nin içinde kokuşmuş, yolsuzluğa bulaşmış kim varsa gerçek bir hukuk önünde hesap vermeli. 17 Aralık'tan bugüne kadar ne kadar anti-demokratik adım atıldıysa geri alınarak demokratikleşme hızlandırılmalı. Devlet hiyerarşisi içerisinde hocadan, ağadan, paşadan emir alan kim varsa azledilmeli, devlet içerisinde yasama-yargı-yürütme dengesi oturtulmalı. Yeni anayasa yapımı çalışmaları gerçek bir eyleme bürünmeli, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı esas alınarak herkes yasalar önünde eşit hale getirilmeli. Alevi vatandaşların Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması sağlanmalı, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden yararlanmalarının önü açılmalı. Ergenekon, Balyoz, Oda TV, KCK gibi davalar öncelenerek sonlandırılmalı ve hüküm giyenlerin nihai kararları açıklanarak suçlular cezaevine gönderilmeli. Ermeni, Musevi, Süryani ve bilimum azınlıklara TBMM seçimlerinde kota verilmeli ve her azınlık grubunun nüfusu oranında vekil çıkarabilmesi sağlanmalı. Hrant Dink, Muhsin Yazıcıoğlu ve Roboski gibi toplum vicdanını zedeleyen cinayet ve ölümlere ilişkin yargılama işlemleri hızlandırılmalı ve deliller ışığında suçlular cezalandırılmalı.

Yukarıda gereklilik kipiyle kurduğum cümleler benim nazarımda AK Parti'nin kredisini, geleceğini belirleyecektir. Bugün için bir dostumun da söylediği gibi 17-25 Aralık hadisesi üzerinden parantez içine aldığım eleştirileri 30 Mart gününden sonra şiddetle dile getireceğim ki iktidar sarhoş olmasın eroin etkisi gerçekleşip uyuşmasın.Şahsi olarak 17-25 Aralık olaylarını yargı kullanılmak suretiyle siyasi iktidara darbe olarak görüyorum ve bu olağanüstü halde iktidarın yanında durmayı ahlaki buluyorum. 

6 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Biraz uzun olmasına rağmen her bölümünü heyecanla okudum Burak hocam. Hayatı yaşayarak öğrenme diye buna diyorum! Yapmış olduğunuz analiz gerçekten ders niteliğinde olmuş...Yüreğine ve eline sağlık...Yüce Mevlam yar ve yardımcın olsun...Sağlıcakla kalın...

    YanıtlaSil
  3. Dostum kendini çok güzel kandırmışsın, yazık olmuş.. aşağıda temennilerine cevaplarım var.

    Çözüm süreci akim kalmasın, yeniden kan akmasın, / Çözüm sürecinin olması iyi bir şey ama basiretsizce ve ellerine yüzlerine bulaştırdıkları da bir gerçek..BB'nin görüştüğümüzü ispatlamayan şerefsizdir deyişi hala aklımızda..

    Anadolu insanı hakir görülmesin, talep ve isteklerine kulak verilsin,/ Ben de Bursalı'yım ve bütün akrabalarım Bursa'nın bir köyünde çiftçi, bildiğin Anadolu halkı işte. Fasulyenin kilosunu 30 kuruşa, domatesin kilosunu 40 kuruşa satıyorlar. Bu fiyatlar harcadıkları gübre+mazot parasını anca karşılamalarına yetiyor. Emeğinin karşılığını alamayan insandan daha hakir görülen biri yoktur şu dünyada.


    Türkiye ucu bucağı belli olmayan cemaat vesayetine teslim olmasın,/ Bunu yıllardır söyleyen kim varsa AKP elleriyle sindirilip susturuldu.

    Türkiye dünyada yaşanan gelişmelerde taşeron değil aktör olsun,/ Son çıkan tape'de Yasin El Kadı'nın verdiği ayarı ve BB'nin Mısır konusundaki geri vitesini görmemişsin anlaşılan, bu temennine tebessüm dışında verecek yanıtım yok.

    Bugüne kadar gerçekleştirilen demokratikleşme sürsün,/ Evet son mitingler öncesi balkonuna siyah bayrak asan evlerin tomalarla yıkanmasından da haberin yok, Gezi eylemlerinin son derece barışcıl geçtiği ilk günlerindeki polis şiddetine de orda olmana rağmen şahit olmadın! Polis devleti olduk hala demokrasi diyorsunuz! En ufak bir aykırı ses polis coplarıyla bastırılıyor, farkında mısın?

    İlk kez sivil bir anayasa yazılabilsin,/ Yalnızca AKP'nin işine gelen şeyler eklenirse o da yazılır

    Askerden sonra, yargı odaklı yahut herhangi bir vesayet oluşmasın, / AKP tüm kurumlardaki karşıt herkesi tasfiye ederek zaten kendi vesayetini oluşturdu. Cumhuriyet tarihi böyle kadrolaşma görmemiş, yüzlerce asker içeri tıkılmış, hala başka vesayetlerden bahsediyorsunuz.

    temennileriyle oyumu AK Parti'ye vereceğim./ Oy istediğine ver bir şey demiyorum, senin hakkındır. Fakat en azından sebeplerin saçma sapan, yalan yanlış olmasın diye bu yorumları yapıyorum. Eyvallah.

    YanıtlaSil
  4. şu yazıdan sonra görüyorum ki. net orospu çocuğusun. başka bir açıklaması yok. göt kılı ..vs değil. bunun tek açıklaması orospu çocukluğu.

    YanıtlaSil
  5. üstteki adsiz arkadas yorumlarından dolayı annene küfretmiş birader ama eğer tam tersi bir yorum yazsaydın ve bir akp sempatizanı böyle bir küfür etseydi haklı olarak yerin dibine sokulup cıkarılırdı, mesele de zaten bu demokrasi diye bağıranlar nedense demokrasiye ve çok sesliliğe en çok karşı olanlar.

    YanıtlaSil
  6. biibf den de tanışırız seninle klasik liberal görüşlü ve sürekli tartışma içinde olduğunuz bir akranınla bugün farklı yelpazelerden gelip ülkenin kaşındığında kanayan tüm yaralarını tek bir görüş içinde değerlendirmene bakılırsa boşuna okumuş boşuna gezmişsin.
    zira bu ülke bir çok kereler farklı görüşlerden insan tarafından yönetilmedi 1950 den sonra 60-65 arası 76-79 ve 99-2002 dışında sadece tek bir görüş tarafından idare edildi ve geçmişi tamamen silip son 12 yılda gerçekleşen icraatları övmene bakılırsa koltuk sevdası demesek bile en azından çalışmalarında destek bulmak istemişsindir adının okunmasını yahut plaket almayı.
    velhasıl kelam ben senin hocalarının da tabiriyle "istemezükçü" olanlardanım.neyi istemediğimizi gayet iyi bilmekle beraber çarpıtabilmek için de elinizden geleni ardınıza koymadığınız istemezükçüler.neden böyle söylüyorum ilk olarak dini sömürünün ne olup olmadığı hakkında bir tek fikrin bile yok laikçi görüş kakadır demek için savunduğun argüman en az onun kadar içi boş ve tutarsız.
    senin roboski olarak bildiğin yere biz uludere diyoruz çünkü burası Türkiye Cumhuriyeti.burada isimler şehir adları vs. bilimum belirtme kelimeleri Türkçe yazılır ve Türkçe okunur.
    bu ülkede hrant dışında bir faili meçhul olmadı demişsin demişsin de 12 yıldır olmuş olanların neden çözülemediğinden bahsedememişsin bak bu da senin okumalarının ne kadar eksik olduğunun bir göstergesi bence ak parti gözlüğünü çıkarıp eğitim aldığın sosyal bilimlerci gözlüğünü takmalısın ki meseleleri gerçek-hayal doğru-yanlış minvalinde değerlendirebilesin.
    senin bir partiye yada bir gruba adaya veya ideolojiye oy verip vermemen elbette kimsenin umurunda değil.fakat profilinde Türkiye Cumhuriyeti başbakanı/başkanı olmak istediği yazan genç ve dinamik biri için yazdıklarının boşluğu doluluğu benim gibi sosyal bilimcilere araştırma ve inceleme imkanı veriyor ve ister istemez blog tuttuğuna göre yazdıklarının okunmasını ve yazdıklarına yorum yapılmasını istiyorsun(bu mesaj kutusundan da bu çıkıyor) fakat eleştirilmek mi yoksa övülmek mi işte meselenin kaynağı burası.eleştiri yazıları sen ve ben gibiler için önemli çünkü eksikliklerimizi yalnızca eleştirerek farkedebiliriz zira bizim deney yapabilmek gibi bir imkanımız yok.
    gelelim diğer hususlarımızdan bir tanesine tarih bilginin zayıf oluşu seni analitik bir çerçevede geçmişte yapılanlarla bugün olanlar arasında bağlantı kurmanı engelliyor.bunu neden söylüyorum çünkü Türkiye'de en çok demokratik hamlenin yapıldığı dönem 1920-1954 arası dönemdir.ve hiç kimse ve hiçbir parti o dönemki demokratik hareketi anlayamadığı için bugün sizlere son 12 yıl çok büyük hamlelerin yapıldığı bir dönem gibi izlenim uyanıyor haklısınız y kuşağı olarak ne darbe gördük ne eylem fakat tarih tüm gerçekleri çıplaklığıyla yazar eğer doğru kalemden okunursa.sana bir tavsiye daha diğer yazılarını okumadım fakat kadın hakları işçi hakları insan hakları memur hakları vs. bu ülkeye geldiği zamanları ve batılı ülkelerin geri kalmışlığını bir okuyuver.
    1920 yılında TBMM kurulup ta devlet teşkilatlanmaya başladıktan sonra hukukun üstünlüğünü DEVLET OLMA'nın gerektirdiği olağanüstü hallerde yapılması gerekenleri bilmen gerekir diye düşünüyorum çünkü uluslararası ilişkilerde temel aktörün devlet olduğu realizm döneminde kurulan devletlerle wilson'un idealizminin hızla düşüşe geçtiği döneme kadar yaşanan durumları realist çerçevede ve dönemin şartlarıyla incelemen gerektiğini lisansta yahut yüksek lisansta birisi mutlaka anlatmıştır sana.
    cevaben yazımı bitirmeden önce son 12 yılda yapılanlarla 17 aralıktan sonra yaşananları doğru okumak anlamında tek bir görüşün bile olmadığını da belirtmek isterim.the cemaat 12 yılda 40 yılda yapamadığı kadar gelişti bunu da görmemek ve cemaati suçlamak kör düğüşünden başka birşey olmaz.

    YanıtlaSil