24 Ekim 2015 Cumartesi

Düşman Oku Kimi Gösteriyor?

"Fitne zamanı hakkı nasıl tanırız?" diye sorulan İmam Şafi, "Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür" diyerek yanıt vermiş. Yeryüzünde hak ile batılın mücadelesinin kıyamete kadar süreceğini ve her dönemde bu mücadelenin değişen yöntemleri olduğunu düşününce, bugün ülkemizin içinden geçtiği süreçte İmam Şafi'nin sözü büyük ehemmiyet kazanıyor.

1 Kasım'da yeni bir seçime gidiyoruz. Medya üzerinden yapılan algı yönetimi ile doğru ile yanlışı ayırt etme, hak ile batılı fark etme ihtimalimiz azalıyor. Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlara baktığımızda bilgi kirliliği almış başını gidiyor. Söylenmeyen sözlerin söylendiği, yapılmayan işlerin yapıldığı yığınla paylaşım her gün defalarca önümüzden geçiyor. 

Memlekette bir tane bile iyi şey olmadığı sanrısına kapılıp gitmemiz için ellerinden geleni artlarına koymayan ve maalesef etki alanı çok geniş ülkesinden ve insanından sıkılmış, komşusundan hazzetmeyen küçük bir kitle çok büyük algı yönetimi yapabiliyor. Azıcık tarih bilmesek ülkemizin en kötü dönemini geçirdiğine inandırılmamız çok mümkün.

Bugün Türkiye'nin en önemli sorunu ne diye sorsalar hiç düşünmeden AK Parti diyecek ve bunun için sayısız sebep sıralayabilecek bir akıl tutulması içine girmiş olanlara bazı gerçekleri hatırlatmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Bunu AK Parti'yi savunmak için değil hakkı haklıya teslim etmek için yapmak durumundayız.

90'lara döndük, dönüyoruz çığırtkanlığını yaparak korku, nefret, düşmanlık tohumlarını yeniden ekmeye çalışanlara, 

Cumhuriyet tarihinin en anti-demokratik uygulamalarının yaşandığı bir dönemden geçtiğimiz yalanını hiç utanmadan söyleyenlere, 

Hukukun tatile çıkarıldığı propagandası üzerinden ülkenin yönetilemez bir hale geldiği tezini öne süren ve bu suretle insanları tehdit etme cüretinde bulunanlara,

Dış politikamızın hayal ürünü olduğu savıyla ülkemizin dünya üzerinde zerre itibarı kalmadığını işaret edenlere,

Başka ülkelere ve uluslararası örgütlere ülkesini şikayet eden mektuplar yazan, başka ülkelerin yöneticilerinin ülkemizi ziyaret etmemesi için imzalar toplayanlara,  

Ekonominin batmak üzere bağırtıları arasında yatırımcıları, girişimcileri, iş yapmak ve risk almak isteyenleri caydırmaya çalışanlara,

PKK'ya, DHKP-C'ye, İŞİD'e, Paralel Örgüte ve ülkemizin son 15 yılda yaşadığı ekonomik kalkınmayı, demokratikleşmeyi, bölgesinde etkisini arttırmasını hazmedemeyen içerideki ve dışarıdaki tüm odaklara, 

Hasılı AK Parti'nin 13 yıllık iktidarı süresince yaptığı hataları ve yanlışları bire bin katıp anlatarak, ülkemizi AK Parti ya da en kötü ihtimalle Recep Tayyip Erdoğan'dan kurtarmak derdine düşmüş algı yöneticilerine bir cevap vermek için bir, iri ve diri olmak gerektiği kanısındayım.

Daha önce AK Parti'ye ve Recep Tayyip Erdoğan'a oy verdiğim için yediğim küfürleri ve hakaretleri düşünüyorum ve kendime şunu soruyorum: "Sen hiç kimseyi şu veya bu partiye oy verdiği için aşağıladın mı?" Cevabım dolu dolu "hayır". Fikirleri eleştirdim, parti politikalarını eleştirdim ama kimselere o partiye oy veriyorsan şahsi menfaatin var, örümcek kafalısın, kötü niyetlisin gibi cümleler sarf etmedim. Küfre başvuranlara da küfürle cevap vermemeye özen gösterdim. 

Sahi İmam Şafi ne demişti; "düşman okunu takip edin o sizi hak ehline götürür". Şimdi oturun ve düşünün bu ülkenin, bu milletin ve inancımızın düşmanları kimler ve bu insanlar kime düşmanlık ediyorlar?

23 Ekim 2015 Cuma

1 Kasım'da Yeniden Seçiyoruz

2015 yılında 3 seçim arka arkaya geldiğinde akabinde 4 yıllık bir reform ve icraat döneminin bizi bekleyeceğini ümit ediyordum. 7 Haziran'da sandıklardan çıkan sonuç bizi 4. bir seçime götürdü ve bir hafta kadar sonra yeniden sandık başında olacağız. Bu kez soru HDP barajı geçer mi değil, AK Parti tek başına iktidar olur mu şeklinde belirdi.

7 Haziran'dan bugüne iç açıcı günler geçirmedik. Terör çok canımızı yaktı, Türk Lirası dolar-euro karşısında değer kaybetti ve toplumun geniş kesiminde mutsuz, ve belirsizlik içeren bir psikoloji hakim oldu. 1 Kasım seçimlerinin neticesi bu tabloyu değiştirir mi bilmiyoruz.

Hangi siyasi partinin kazanacağından veya kaybedeceğinden bağımsız Türkiye kazanacak mı kaybedecek mi seçimine doğru gidiyoruz. Tercihimizi yaparken hangi kriterler yönlendirici olmalı? Algı ile gerçek arasındaki perdeyi kaldırabilirsek eğer somut kriterler ortaya çıkacaktır.

Çözüm sürecini kim bitirdi sorusuna doğru cevabı vermek için AK Parti ve onun kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın aldığı riskleri görmek zorundayız. Henüz kart-kurt seslerinin Kürtleri tarif ettiği saçmalığına inanan bir ülke varken Recep Tayyip Erdoğan "Kürt Sorunu Vardır" dememiş miydi? Tüm siyasi riski göğüsleyip MİT müsteşarını ben gönderdim diyen, Mesud Barzani ve Şivan Perver ile Diyarbakır'da açılış yapan, iktidarı döneminde TRT ŞEŞ kurulan, bölgenin bugüne kadar hiç almadığı yatırımları gerçekleştiren kişi de Erdoğan değil miydi? Bu riskleri göğüslemiş bir liderin çözüm sürecini sebepsiz yere bitirdiğini düşünmek için hakikatten zorlama bir yoruma ihtiyaç var.

Ekonomi niçin durağan bir hale geldi sorusuna cevap ararken ülkenin etrafındaki ateş çemberini gözardı edemeyiz. Demokratik bir hukuk devleti olmazsanız yabancı yatırımlar gelmez ve var olanlar da kaçar ifadesi doğru olmakla birlikte eksik. Etrafı alev alev yanan bir yere siz yatırım yapar mısınız? O zaman esas soru şu olmalı; Türkiye'nin çevresindeki bu ateşi kim yaktı?

"Kardeşim Esad oldu Katil Esed" derken de bir doğruya işaret ettiğinizi düşünebilirsiniz fakat unutmamak gerekir ki bölgede tek aktör Türkiye değil ve yine akılda tutmak gerekir ki Suriye'de yaşanan iç savaşın müsebbibi de biz değiliz. Mart 2011'de duvara yazı yazan çocukları katleden, çocukları için sokağa çıkan insanlara ateş açan ve kendi vatandaşlarını kimyasal silahla öldürecek kadar vahşileşen Beşar Esad'dı ve o dakikadan sonra "kardeşim" diyebilmek mümkün değildi.

2003'te Irak'ı işgal edenlerin arkalarında bıraktığı tablonun ürünü olan lanet terör örgütü İŞİD en çok Türkiye için tehdit ancak algı yönetenlere sorarsanız İŞİD ile iş tutan bir hükumetimiz var. Recep Tayyip Erdoğan'ı ABD ile iş tutmakla, PKK ile işbirliği yapmakla suçlayıp açıktan tehdit eden İŞİD değil mi?!

İnsanlar birbiriyle konuşamaz hale geldi, akrabalar bile siyaset üzerinden düşman oldu, toplumsal barışı yitirdik diyerek bir başka gerçeği açıkladığınızı ve bunun sorumluluğunu birilerine yüklediğinizi düşünebilirsiniz. Bu da harika bir algı yönetiminden başka bir şey değildir. Sabahtan akşama ve akşamdan sabaha iktidar partisine ve onun liderine ağza alınmayacak ifadelerle sözüm ona eleştiri getirenler varken toplumsal kutuplaşmanın tek adresi olarak Recep Tayyip Erdoğan'ı göstermek kötü niyetlilik değil de nedir? Size sövmek serbest, aşağılama hürriyet var ama başkalarına yok. Siz dilediğiniz gibi nefret saçacaksınız ama kimse size gık etmeyecek.  

Çeşitli örnekler üzerinden çok değişik değerlendirmeler yapabiliriz fakat sözün özü işler kötüye gitmişse, yakın zamana kadar yaşadığımız ekonomik kalkınma durulmuş ve toplum eskiye oranla çok daha fazla gergin hale gelmişse bunun tek bir adresi ve sebebi olamaz.

Son 2 yıldır Bosna Hersek'te yaşamış birisi olarak Türkiye'yi uzaktan da yakından da izleme şansına sahip oldum. Uzaktan izlerken, Türkiye'nin parlayan bir ülke olmasından rahatsızlık duyanları gördüğüm gibi yakından baktığımda da ceplerinde Türkiye kimliği taşımasına rağmen başka yerlerden akıl alanları gördüm. Kimselere hain sıfatı yükleyecek değilim, AK Parti'ye oy vermeyenler haindir gibi bir şeye de asla inanmam. Ancak ülkemin kalkınmasından, ilerlemesinden rahatsızlık duyanlar ve bunların ülke içerisinde uzantıları olduğu gerçeğini de bir kenara bırakamam.

AK Parti'nin 13 yıllık iktidarı süresince yaşanan demokratik ilerleme ve ekonomik kalkınmayı son 2-3 yıllık durağanlaşma döneminin hatalarına değişecek değilim. Bir birey olarak daha iyisini elbette isterim fakat mevcut seçenekler içerisinde bu mümkün görünmüyor.

Evet, AK Parti yeni anayasa yazıp daha demokratik bir Türkiye inşa edebilirdi ve edemediği için ben de kızgınım ama bunda muhalefetin hiç mi suçu yok?

Evet, ben de AK Parti'nin yozlaşma yaşadığını, yolsuzluk iddialarının mide bulandırdığını düşünüyorum fakat buna dur diyemeyen, etkili ve akıllı muhalefet yapamayanların hiç mi suçu yok?

AK Parti'nin içerisinde iktidarının 10. yılından sonra "her şeyi biz biliriz, hem de en iyisini biz biliriz" düşüncesine sahip insanlar oluştu, bu beni de çok rahatsız etti ve ediyor lakin buna rekabetsizlik ortamı, alternatifsizlik durumu hiç mi sebep olmadı?

Cumhurbaşkanımızın zaman zaman ötekileştiren üslubu beni de üzüyor ancak onu ötekileştirenlere, hem de siyasete soyunduğu ilk günden beri Recep Tayyip Erdoğan'ı kabullenmeyenlere ne diyeceğiz?

Başkanlık sistemi doğru düzgün anlatılmadan kurulmak istendi, eğitimde 13 yılda 12 kere sistem değişti vs  şeklinde bir sürü eleştiri getirilebilir. Çok genel konulardan özel konulara uzanan bir liste de yazılabilir. Bu listenin içerisinde benim de hak vereceğim onlarca madde olabilir.

ANCAK;

O listenin yanına ülkenin kat ettiği mesafeyi anlatan çok daha uzun bir listeyi koymak zorundayız. Bir esnaftan 10 kere alışveriş yapıp 8'inde memnun kalıp 2 defa sorun yaşadığınız zaman adresi değiştirirseniz gelen gideni arattı dersiniz. Ben gelenin gideni aratmasını istemiyorum,

DHKP-C, PKK, İŞİD ve Paralel Yapı ile mücadele devam ederken, bu mücadeleye Suriye Muhaberatı, Alman İstihbaratı ve çeşitli müttefiklerimiz(!) destek verirken; yani dereyi geçecekken suyu bulandırıp akıntıyı hızlandıran aktörler varken at değiştirmek bana uygun gelmiyor.

Herkesin bir oyu var ve kim ne derse desin hepimiz gördüğümüz algıladığımız kadarıyla en doğru ve iyiyi tercih etmeye çalışacağız. Benim de uzaktan, yakından bakıp yorumladığım kadarıyla milletin ve memleketin selameti için doğru adresi AK Parti olarak görüyorum. Gördüğüm ve bildiğimi de paylaşıp buraya not etmek istedim.